Barielle Hanedanı—yani Loic’in ailesi—Alzer Cumhuriyeti’nin Altı Büyük Hanedanı’ndan biriydi ve hatta aralarındaki en güçlülerden biriydi. İşte tam da bu yüzden, hanedanın lideri Bellange Leta Barielle, mevcut durumlarından hiç hoşnut değildi.
Bellange, kaslı kolları, geniş yüzü ve çenesiyle kusursuz bir fiziğe sahipti. İnsan onu gördüğünde aklına ilk gelen kelimeler heybetli ve kahramanca olurdu. Ancak bu adamı tek bir şey çileden çıkarıyordu: Albergue’in Holfort’a karşı yürüttüğü omurgasız dış politika.
“Şu budala, boyun eğerek hareket etmenin gelecekte diplomatik olarak kendi elimizi kolumuzu bağlamaktan başka bir işe yaramayacağını anlamıyor mu?”
Holfort’tan bir kont, sebepsiz yere Feivel Hanedanı’nı kışkırtmıştı. Yüzeyde, olayı Alzer soylularının kendi aralarındaki bir çekişme gibi göstermişlerdi, ama gerçeği bilen Bellange öfkeyle kaynıyordu. Feivel, Altı Büyük Hanedan’ın en zayıflarından biriydi, yine de Holfort bu hanedan üzerindeki zafer sarhoşluğuna kapılmıştı.
Bu durum Bellange’in sinirlerini bozsa da, kendisine Feivel Hanedanı’nın intikamını almayı planlayıp planlamadığını sorsalar, hiç tereddüt etmeden “hayır” derdi. Savaşmaları halinde Leon’dan kolay bir zafer koparamayacak kadar akıllıydı. Ama Albergue’in tavrı onu asıl bu yüzden rahatsız ediyordu.
“Durumu çözmek için beş hanedanımızın gücünü birleştirmeliydik. Bunun yerine, Albergue diğerlerimizi hiçe sayarak kendi başına halletti.”
Bellange ve Albergue sadece rakip değillerdi. Bu durumun ötesinde, düşmandılar. İki hanedan da neredeyse eşit güçle zirvede yer almasına rağmen, Lespinasse Hanedanı düştüğünde, ortak meclisin başkanlık görevini Raultlar üstlenmişti. Bellange, hanedanının bu aşağı konumuna dayanamıyordu.
“Albergue’den başkanlık koltuğunu çalmamın bir yolu yok mu?”
Bu fikri düşünürken, bir astı elinde bir raporla aceleyle yanına geldi. “Lord Bellange, efendim, şey…”
Bellange, kekeleyen adama sertçe baktı. “Çabuk söyle. Loic şimdi ne halt ediyor?”
Oğlu Loic, Barielle’in bir sonraki başı olacaktı, ama son zamanlarda davranışları oldukça… tuhaftı. Bellange, Loic’in bir süre önce bir köylü kızına gönlünü kaptırdığına dair söylentileri duymuştu, ancak sorunlu davranışları son zamanlarda tırmanmaya başladığı için adamlarına araştırma emri vermişti.
“Söylenenler doğru. Bir kıza göz koymuş ve akademi çevresinde bile uygunsuz fısıltılar dolaşıyor.”
“Hanedanımın bir sonraki başı için ne kadar utanç verici.” Bellange başını salladı. Loic’i eve getirtip onu yola getirecek sert bir azara tutmayı düşündü.
“Ancak, söz konusu kız hakkında merak uyandıran bir şey var.”
“Hım?” Bellange dudağının arasına bir puro yerleştirdi ve dinlerken yaktı.
“Beltre kız kardeşler aslında ikizlermiş. İkisinden küçüğü, Pleven Hanedanı’nın genç Lord Emile’i ile romantik bir ilişki içindeymiş.”
“Ne baş belası,” diye homurdandı Bellange. Pleven de Büyük Hanedanlardan biriydi ve Loic, onların soyundan gelen birine sorun çıkarırsa, olayı örtbas etmek zor olurdu. Ama Bellange’in endişesi şimdilik bu kadardı.
“Konuyu biraz daha derinlemesine araştırdım ve bu Beltre kız kardeşlerin aslında Lespinasse Hanedanı’ndan olma ihtimali çok yüksekmiş.”
Puro Bellange’in dudaklarından düştü. Sandalyesinden fırladı. “Lespinasse Hanedanı mı?! Yani hayatta kalanlar mı varmış? Hayır, o zaman bu ikizler… Ama olamaz.”
Zihnine iki genç kızın görüntüsü üşüştü—en son gördüğü halleriyle, sarı ve pembe saçlı iki genç kız. Hem hanedanlarının varisleri hem de Rahibe pozisyonu için olası adaylardı. Birden ifadesi değişti.
“Albergue onların yaşamasına izin mi verdi? Hayır, o piç asla… Yoksa bunun için bir nedeni mi vardı?”
Astı yüzünü buruşturdu. “Lord Bellange, Lord Loic hakkında ne yapmamızı istersiniz?”
“Onu buraya getirin!”
Bellange, tüm hikayeyi oğlunun ağzından dinlemeliydi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.