Ders bitiminde eve dönmek üzere tramvay durağına yöneldim. Noelle ile tam orada karşılaştık.
Akademinin çevresi, yirminci yüzyılın başlarındaki Japonya fotoğraflarını andırıyordu; üniformalar daha modern bir üsluba sahip olsa da. İnsan bu tezatlığa alışınca gözüne tuhaf görünmemeye başlıyordu. Hatta etrafta dolanan hoş, antika görünümlü arabalar bile vardı.
Noelle sırıttı ve bana el salladı. "Aaa, Leon! Buraya gel."
Aracımızı beklerken yanına sokuldum. Peronda arkadaslarıyla sohbet eden bir düzineden fazla öğrenci vardı. Karşı yöne giden tramvay yanaşınca insanlar içeri doluştu.
"Tramvay gerçekten çok pratik, değil mi?" dedim.
Maktu bir ücret ödeyip istediğin kadar uzağa gidebiliyordun.
"Öyle mi?" dedi. "Üzerine pek düşünmemiştim. Ama sanki diğer değişim öğrencilerine kıyasla sen bu duruma daha alışkın gibisin."
Hissiyatı kuvvetliydi. Öyle oturup düşünmek yerine her şeyi bizzat tecrübe etmek isterdim. Beni Julius ve diğerlerinden ayıran şey de buydu zaten, Noelle de bunu sezmiş gibiydi. Şey... Bir de önceki hayatımdan trenleri falan biliyordum tabii. Zamanında az binmemiştim.
"Hava gemisinden çok daha basit," dedim. "O yüzden alışması kolay oluyor."
"Senin bir hava gemin var, değil mi?" diye sordu Noelle. "Kendi paranı da kazanıyorsun... Bizlerden tamamen farklı bir dünyada yaşıyorsun."
"Bayağı etkileyici, değil mi? Bir ara benim hava gemisiyle turlamak ister misin?"
Belki bu sayede daha fazla bilgi edinebilirdim. Ne var ki bu teklifim sadece gardını almasına yaradı.
"Bana mı asılıyorsun?"
"Hadi ama, niyetim o değildi. Sadece arkadaş olmak istiyorum."
"Aman da aman, ben de beni yemeğe çıkaracaksın diye umutlanmıştım," dedi ama peşini kovalamaya niyeti yok gibiydi. "Ne yazık ki çok meşgulüm. Başka zamana artık."
Dışarıdan bakıldığında gününü gün etmeye meraklı biri gibi duruyordu fakat duvarları şaşırtıcı derecede yüksekti. Gerçekten de etrafında örülü aşılmaz bir duvar var gibiydi. Ya da belki de zaten Jean ile birlikte olduğu içindi?
İkimiz havadan sudan konuşmaya devam ederken yüz ifadesi birden değişti.
"Ne oldu?" diye sordum.
"Sana bahsettiğim şu baş belası geldi."
"Ohoo?" dedi peronda arkamızdan gelen bir ses. "Şimdi de başka bir yeni çocukla mı içli dışlı oluyorsun? İlahı aşkına Noelle, ne kadar da baştan çıkarıcısın. Doymak bilmek için daha kaç tanesi gerekecek?"
Noelle bir adım öne çıkarak kendisini benimle diğer kızın arasına siper etti.
"Louise. Senin ne işin var burada? O kadar paran var, bir arabaya atlayıp evine gitsene artık!"
"Hiç kaygılanma. Arabam zaten bekliyor."
"O zaman hadi, ikile!"
İki kız birbiriyle atışırken etraftakiler huzursuz bakışlar fırlatıyordu. Havadaki gerilim hissedilecek kadar yoğundu.
Demek kötü kadın bu, diye düşündüm.
Bahsi geçen kız bakışlarını Noelle'den çevirdi. "Ayağını denk alsan iyi edersin," dedi bana. "Onun gibilerle düşüp kalkmaktan kimseye fayda—"
Fakat gözlerini bana diktiği an donakaldı.
Hadi ama, o kadar da çirkin değilim herhalde? Yüzüme bir şey bulaşıp bulaşmadığını kontrol etmek için ellerimi suratıma götürdüm. Kızın neye bu kadar içerlediğini anlayamadan tramvay yanaştı ve Noelle kolumdan tuttuğu gibi beni içeri sürükledi.
"Gidiyoruz Leon."
"Şey, peki."
"Ona 'Leon' dedi..." diye mırıldandı kız.
Tramvaya binerken gözlerini üzerimizden ayırmadı. Hatta araç hareket edip uzaklaşırken birkaç saniye arkamızdan koştu. Mücadeleyi bırakıp gözden kaybolduğu anlarda bile gözlerini dikmiş bize bakıyordu.
"Neydi şimdi bu?" diye sordum.
Sanki özellikle bana bakıyormuş gibi bir hisse kapılmıştım, Noelle de aynı fikirde görünüyordu.
"İlk görüşte aşk mı dersin? Onu daha önce hiç böyle görmemiştim," dedi.
"Gerçekten onun tarzı olduğumu mu düşünüyorsun?" diye kıkırdadım. Şey, güzel kızdı hakkını yememek lazım. Nişanlı falan değilse şansımı denesem mi acaba?
Şaka bir yana, ilk görüşte aşık olmuş bir hali yoktu. Daha çok gördüğü şeye inanamıyormuş gibi bir ifadesi vardı.
Noelle ile hıncahınç dolu tramvayda ilerleyip tutunacak bir yerler bulduk.
"Seni sürekli darlayan kız bu mu yani?" diye sordum.
"Evet. Adı Louise. Üçüncü sınıf öğrencisi, aynı zamanda meclis başkanının kızı. Tam bir baş belası."
Çevremizdeki öğrenciler Noelle'e yargılayıcı bakışlar atıyordu.
"Bayan Lelia ile de uğraşıyor mu?"
Noelle başını iki yana salladı. "Sadece benimle. Lelia'nın yanında Emile var, o yüzden Louise ona bulaşamıyor."
"Emile, ha?"
"Pleven Hanesi'nin ikinci oğlu. Louise onu karşısına almak istemez."
Altı Büyük Hane'nin üyesi oldukları için miydi yani?
İlk oyundan hatırladığım kadarıyla, ana karakterin gözde adaylarıyla ne kadar yakınlaştığı önemli değildi; kötü kadın her halükarda onun peşine düşerdi. Yanında bir erkek olsun ya da olmasın, var oluş amacı ana karakterin hayatını zindana çevirmekti. Marie de devam oyununda işlerin böyle yürüdüğünü doğrulamıştı, yani burada tuhaf bir şeyler dönüyordu. Haklarını yememek lazım, Marie'nin bilgisinde de bazı boşluklar vardı. İşin içinde başka bir bit yeniği mi vardı acaba? Bilmediğimiz başka bir şey mi?
Noelle hâlâ öfkeden köpürüyordu ki bir an duraksadı ve yüz ifadesi yine değişti.
Kaşlarımı çattım. Bu aralar bunu sık yapıyordu.
"Hadi ya, kahretsin!"
"Ne oldu?"
"Bugün indirim günüydü! Lelia ile konuşmam gerekiyordu ama tamamen aklımdan çıkmış."
O kadar mahzun görünüyordu ki... Marie'nin bugün erken saatlerde bu indirim muhabbeti yüzünden nasıl coştuğunu hatırlattı bana. Carla ve Kyle'ı yanına alıp bir sürü şey almaya gideceğinden bahsediyordu.
O çocukların işi de gerçekten zordu.
Burada süpermarket yoktu ama alışveriş bölgesinde yan yana dizilmiş sebzeciler ve kasaplar vardı.
Noelle umut dolu gözlerle bana baktı.
"Tamam, tamam, anladım. Sana yardım edeceğim," dedim.
"Gerçekten mi?! İlahı aşkına Leon, çok iyisin!" Noelle omzuma bir şaplak indirdi. İnsanlarla arasındaki mesafeyi koruyamaması, niyetinin yanlış anlaşılmasına çok müsait bir ortam yaratıyordu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.