Holfort Krallığı’nda, başkentin meyhanelerinden birinde toplanan öğrenciler burslu yeni gelenleri karşılamakla meşguldü. Olivia akademi günlerinin yoğunluğu arasında bu kutlamayı organize etmek için epey çabalamış, bu yüzden parti biraz gecikmişti. Ancak o da Leon gibi alkol kullanmıyordu; zamanını herkesle ilgilenip etrafa göz kulak olarak geçiriyordu.
"Akademi hayatına alışabildiniz mi bakayım?"
O konuşurken, üstü başı dağınık üniformalar içindeki birkaç erkek öğrenci gözlerini üzerinden bir an olsun ayırmıyordu. Eski bir maceracı olan Aaron, kendisi gibi hile hurda peşindeki iki çocukla çabucak kaynaşmıştı. Üçü de bakışlarını Olivia’ya dikmiş, etraflarına tekinsiz bir hava yayıyordu.
"Aaron, bu kız içmiyor ki."
"Bütün plan yalan oldu. Eve götürecek kadar sarhoş edemezsek nasıl kafalayacağız biz bunu?"
Şikayetlerine aldırış etmeyen Aaron sırıttı, masaya küçük bir kavanoz bıraktı. "Şunu kullanacağız, oldu bitti. Doğru anı bekleyip içkisine çaktırmadan damlatacağım."
Kısacası, yine bir pislik peşindeydiler.
Aralarında beliren ses neşeyle çınladı. "Ooo, bakıyorum da burada yoldan çıkmış küçük afacanlar varmış!"
Görünmezlik donanımıyla kendisini gizleyen Cleare, başından beri her şeyi takip ediyordu. Sözlerini bitirir bitirmez gövdesinden dışarı tatlı bir sis bulutu püskürttü.
Bu garip ses ve aniden yayılan hoş kokuyla irkilen Aaron ile yalakaları, kaynağı bulmak için kafalarını etrafa çevirdi.
"Kim var orada? Hem… bu koku da nesi böyle, nasıl bu kadar tatlı olabilir…"
Aniden üzerlerine çöken ağır bir uyku haliyle neye uğradıklarını şaşırdılar. Üçü de küt diye masaya yığılıp sızdı.
Cleare burnunu çekti. "Bunu tamamen kendiniz kaşındınız. Livia’ya bulaşmaya kalkışmayacaktınız. Yatın kalkın Luxion kadar çabuk parlayan biri olmamama dua edin. Canınızı bağışlıyorum."
Görünmezliği kapatıp meyhaneyi şöyle bir süzdü. Bu baş belalarını ortadan nasıl kaldıracağını düşünürken gözü az ötede kendi hallerinde demlenen bir gruba takıldı. Aralarında hiç kız yoktu ama durumlarından son derece memnun görünüyorlardı.
"İşte bu!"
Cleare kafasında haince planını olgunlaştırırken Livia masada kendinden geçmiş haldeki üç çocuğu fark etti.
"Aman tanrım! Ne oldu bunlara böyle?"
"Çok yorulmuş olmalılar," dedi Cleare. "Anlaşılan ağır içkileri fazla kaçırıp sızmışlar."
"Cleare? Senin ne işin var burada?"
"İçim rahat etmedi, seni kontrol etmeye geldim. Ama boş ver şimdi beni. Bu çocukları bir an önce yurtlarına götürmeniz lazım."
Livia kararsızca duraksadı. Karşılama partisi daha yeni başlamıştı. "Belki biraz dinlenmelerini bekleriz, sonra eve götürürüz."
"Bak, şu taraftaki çocuklar tam da kalkmaya hazırlanıyor galiba." Cleare, az önce gözüne kestirdiği grubu işaret etti. Birbirlerinin omuzlarına kollarlarını atmış, muhtemelen yurda dönmek üzere ayağa kalkıyorlardı.
Olivia tereddütlü bir tonla konuştu. "R-rica etsek ayıp olmaz mı ki?"
"Hiç olur mu? Sana seve seve yardım edeceklerine kalıbımı basarım."
"Yine de millete yük olmak istemiyorum. Onları sağ salim götürmek bizim sorumluluğumuz değil mi?"
"Bana güven, hiçbir şey olmaz. Kesinlikle dert etmezler."
"G-gerçekten mi?"
Olivia istemeye istemeye o masaya doğru adım attı. O yaklaşırken ortamın havası bir anda değişti.
"Şey, acaba..."
Gruptan birkaç kişi ona dik dik baktı. Ancak aralarından siyah saçlı, siyah sakallı, saçları arkaya taranmış adam gülümsedi. Grubun lideri o gibiydi.
"Bir sorun mu var?"
Olivia arkasına, Aaron ve diğerlerine endişeli bir bakış fırlattı. "Ş-şey... Birkaç öğrenci arkadaşımız alkolü biraz fazla kaçırdı da. Eğer erkekler yurduna dönüyorsanız onları da yanınızda götürebilir misiniz?"
Onlara fazla yük olmaktan korkuyor, ters bir tepki gelmesine kendini hazırlıyordu. Ama çocuklar sadece birbirlerine baktı. Kendi aralarında birkaç fısıltıdan sonra yüzlerinde gülücükler açtı.
" hepsi bu muydu? Bu kadar çekinmene gerek yoktu canım, seve seve yardımcı oluruz."
"Ü-üzgünüm, biraz temkinli yaklaştım sanırım."
"Lafı bile olmaz. Onları sağ salim yerlerine ulaştıracağımızdan şüphen olmasın."
Az önceki soğuk tavırlarından eser kalmamıştı. Büyük bir neşeyle yardımı kabul edip doğruca Aaron ve arkadaşlarının yanına gittiler. Çocukları kucakladıkları gibi kapıya yöneldiler.
Olivia bu ansızın gelen cömertlik karşısında hâlâ şaşkındı. "Şey, gerçekten sorun olmadığına emin misiniz?" diye sordu. "Size ayak bağı olmuyorum, değil mi?"
Liderleri Aaron’u sırtına yüklemişti. Omuzunun üzerinden Olivia’ya gülümsedi. "Hiç dert etme. Biz onlarla gayet güzel ilgileniriz."
"Çok teşekkür ederim!" Olivia rahat bir nefes alarak omuzlarını düşürdü. "Sanırım her şey Cleare’in dediği gibi halloldu..."
İşin bu kısmı çözülünce Olivia karşılama partisine geri döndü. Cleare ise Aaron ve arkadaşlarını meyhaneden dışarı sürükleyen çocukları arkalarından izliyordu. "Livia’ya el uzatmaya kalkışmanın cezasını böyle çekersiniz işte."
Mavi merceği tekinsiz bir parıltıyla ışıldarken yavaşça karanlığa karışıp gözden kayboldu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.