Tavanındaki devasa delikten içeri süzülen güneş ışığıyla aydınlanan, geniş bir alana vardık. Yerden dışarı fırlamış büyü taşı parçaları ve maden filizleri göze çarpıyordu. Rüyalardan fırlamış gibi bir manzaraydı.
İleride, postu ışığın altında parıldayan heybetli bir mahluk duruyordu. Bir sürü hayvanın birleşimi gibiydi. Kafasından fırlayan devasa boynuzları, fil hortumunu andıran bir burnu, tüylü bir gövdesi, sürüngen kuyruğu ve keskin pençeleri vardı.
Profesör Narcisse dehşet içinde çığlığı bastı. “Bu bir Kimera! Büyülü bir canavar! Böylesine tehlikeli bir mahlukun burada ne işi var? Y-yoksa... Burası çok garip, canavarlarla kaynıyor. Ama bu kadar tehditkar bir şeyin burada olması... Sakın bana...”
Adamın saçmalamasını kesip hemen emirleri yağdırdım. “Profesör Narcisse, geriye çekilin. Julius ve Chris ön safta yer alacak. Jilk, sen de arkadan destek vereceksin.”
Jilk göz ucuyla bana baktı. Elinde bir el bombası hazırdı bile. “Öyle mi? Siz sadece seyir mi edeceksiniz, Kont Bartfort?”
“Saçmalama aptal. Arkadan dolanıp güvenli bir mesafeden canını yakacağım.”
Ben harekete geçince Julius ve Chris de saldırı işaretini almış gibi öne atıldı. Kimera bir an gözlerini üzerimize dikti, ardından kafasını geriye atıp kulakları tırmalayan bir çığlık kopardı.
Jilk canavarın kükremesini bitirmesini beklemeden taarruza geçti. “Buna ne dersin?!”
Fırlattığı bomba patladı, yükselen alevler mahluku yuttu. Garip bir şekilde Kimera, tüylerini dağlayan ateşleri görmezden gelip doğrudan Julius ve Chris’in üzerine yürüdü. Dört nala koşarak boynuzlarıyla onları deşmeye çalıştı.
“Üstüme mi geliyorsun? Cesaretini takdir etmek lazım!” Julius kılıcını yere sapladı. Önünde beliren büyü çemberi, canavarın tosuna engel olan bir kalkan oluşturdu.
Chris oluşan boşluğu kaçırmadı. “Hyaaah!”
Kılıcını iki eliyle savurup Kimera’nın etinde derin bir yarık açtı. Namlusu parıldıyor, arkasında ışık saçan bir iz bırakıyordu.
“Dikkatli olun!” diye bağırdı Profesör Narcisse. “İnanılmaz bir iyileşme gücü var!”
Daha lafı bitmeden mahlukun yaraları kapanmaya başladı. Arkasına dolanıp pompalı tüfeğimi doğrulttum.
Jilk’e seslendim. “Gözlerini hedef al!”
“İmkansızı istiyorsun!” Jilk söylenerek tüfeğini doğrulttu ve canavarın gözlerine ateş açtı.
Diğer konularda bir işe yaramasalar da dövüş yetenekleri gerçekten takdire şayandı.
“Chris!” diye gürledim. “Kıskaç harekatı!”
“Anlaşıldı!”
Diğerleri bacaklarına yüklenirken pompalı tüfeğimi doğrultup tetiği çektim. Kimera’nın kafasından kan fışkırdı ama gözleri kaşla göz arasında iyileşip bana kilitlendi.
“Naber?” dedim.
Büyük bir böğürtüyle üzerime çullandı. Tuzağı çoktan kurduğum için cebimden taşınabilir terminali çıkarıp düğmesine bastım. Etrafımda birden fazla büyü çemberi belirdi.
“Bu alet de amma iş görüyor ha!”
Kimera görünmez bir duvara çarpıp tepe taklak oldu. Jilk bu fırsatı değerlendirip bir el bombası daha fırlattı.
Hiç merhameti yoktu.
Ancak duman dağıldığında rakibimiz hâlâ dipdiri duruyordu. Kopan uzuvları zaten iyileşmişti bile.
“Bartfort!” diye bağırdı Julius. “Sürekli böyle iyileşirse bu şeyi deviremeyiz!”
“Tasa etmeyin. Hallediyorum.” Özel mermilerimden birini pompalıya sürüp mekanizmayı çektim. “Siz geriye çekilin!”
Julius ve Chris güvenli bir mesafeye çekilir çekilmez tetiği bastım. Kurşun hedefini buldu ve mahlukun bütün üst gövdesini darmadağın etti. İyileşme hızı bu yıkıma yetişemedi. Canavar patlayarak tüm odayı kaplayan siyah bir duman bulutuna dönüştü.
Puslu havanın içinden parıldayan bir şey gördüm. Yeşil bir ışık saçıyor, etraftaki bütün dumanı emiyordu. Hava temizlendiğinde geriye sadece tek bir fidan kalmıştı.
Pompalı tüfeğimi kılıfına soktum. “Kesinlikle bu.”
Açık tavandan süzülen ışığın altında duran fidan, cennetten gelmiş gibi parıldıyordu. Devam oyununun kilit eşyası, Kutsal Ağaç’ın filizi tam karşımızdaydı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.