Akademiye vardığımızda beni doğrudan bir konuk odasına götürdüler. Bir elimde fide kutusunu dengede tutarken, koltuğa kurulup bacaklarımı sehpanın üzerine uzattım.
Öğretmenler kaşlarını çatarak bana bakıyordu.
"Bay Bartfort, bu tavrınızın son derece yakışıksız olduğunu anlıyorsunuzdur umarım."
"İşte tam da bu yüzden bu Holfortluların birer yabanıl olduğunu söylüyorum ya."
"Lütfen o fideyi masaya bırakın. Ya düşürürseniz?!"
Her kafadan ayrı bir ses çıkıyordu ama hepsinin ortak noktası, fidenin varlığı karşısında kapıldıkları panikti. Şaşırtıcı bir şekilde duruma Profesör Clement el koydu.
"Sakin olun millet. Narcy, lütfen neler olduğunu anlat."
"Profesör Clement, neden koluma yapışıyorsunuz?"
"Ayy, ilahi! Yapışmışım değil mi? Ne kadar da yaramazım!"
Aklı sıra arabuluculuk yapmaya çalışıyordu ama fırsat bu fırsat diyerek Narcisse'e sokulmaktan da geri kalmıyordu.
Bu ne biçim saçma bir takma ad böyle, Narcy de neyin nesi?
Narcisse'in tam da Clement'ın tarzı olduğu aşikârdı. Adam, adamın ilgisinden hiç rahatsız değilmiş gibi görünse de Narcisse bu duyguların farkında bile değildi.
Vay be, adam cidden olayı hiç kavramıyor. Bu kadar açık bir anıtsal ilginin farkına varamıyorsa, sonu felaketle biterse suç bende değil.
Bayan Louise beni azarlarken diğer öğretmenler bakışlarını kaçırıp sessizliğe büründü.
"Leon, hareketlerin hiç yakışmıyor."
"Kusura bakmayın ya, elimde değil. Malum, alt tarafı yabanılın tekiyim, maceracı özentisinden ibaretim. Bu fideye böyle hırpalayarak davranmam benim suçum değil, niyetim kötü olduğundan değil, anam beni böyle doğurmuş."
Yaptığım iğneleme yüzleri ekşitti. Bacaklarımı sehpadan indirip fideyi, daha doğrusu kendi fidemi masaya bıraktım. Yine de elimi kutunun üzerinden hiç çekmedim.
"Laf kalabalığını bırakın da," dedim. "Beni daha ne kadar bekleteceksiniz? Getirin şu Pierre'i."
"Lütfen Lord Pierre'den bahsederken unvanına yakışır şekilde konuşun!" diye cıkladı öğretmenlerden biri. "Kendisi Büyük Hanedanlardan birine mensuptur. Bayan Louise, sizden rica ediyorum, bu serseriyle aynı safta durmayın."
Louise'e doğru bir bakış attım ama öğretmenini dinleyecek gibi durmuyordu. "Kiminle aynı safta duracağım sizi hiç ilgilendirmez."
Kız neredeyse bir prenses sayıldığı için daha fazla üsteleyemediler. Yine de adam haklı bir noktaya değinmişti: Neden benim için bu kadar çaba sarf ediyordu ki? Durumdan faydalanmaya çalışıyormuş gibi bir izlenim de vermiyordu.
Profesör Narcisse derin bir iç çekti. "Geldi galiba."
Kapı birden açıldı, Pierre yanında yalakalarıyla içeri kasıla kasıla girdi. Günün henüz erken saatleri olmasına rağmen hepsinden buram buram alkol kokusu yayılıyordu. Pierre öfkeli görünüyordu ama fideyi görür görmez gözleri fal taşı gibi açıldı.
"Gerçek mi bu?" Beni tamamen görmezden gelip elini fideye doğru uzattı.
"Hiç yeltenme bile," diye uyardım kutuyu masadan kaldırarak.
Bana dik dik baktı. "Piç. Benimle nasıl böyle konuşmaya cüret edersin!"
Elindeki mühür ışıldamaya başladı ama Bayan Louise araya girdi. "Kes şunu Pierre, burada ikiye tek durumdasın."
"Çekil aradan Louise! Yoksa gerçekten bana karşı mı duracaksın? Ağaç ikimizi de seçti, aynı tarafta olmamız gerek!"
Pierre, ağacın seçilmişleri olmanın getirdiği gururun her şeyi halledeceğini sanıyordu ama haykırışları boşa gitti; Bayan Louise geri adım atmadı.
"Pierre," dedi Narcisse. "Aptalca bir şey yapma."
"Şimdi de bilgin özentisi mi taraf tutuyor? Bu sıçanın Kutsal Ağaç'ın fidesini almasına izin verdiğinize inanamıyorum. Hiç mi gururunuz yok sizin?!"
Diğer öğretmenler onu azarlamaya cesaret edemeyerek ağızlarını açmadı. Bu durum artık canımı sıkmaya başlıyordu.
"Yeter artık," diye sözünü kestim. "Sürekli dırdır eden bir köpek gibi havlayıp duruyorsun. Seni dinlemek sinirlerimi bozuyor. Bence verdiğin sözü tutma vaktin geldi de geçiyor."
Pierre'in peşindekiler her an kavgaya hazır tipler gibi duruyordu ama Narcisse ve Bayan Louise benim tarafımda olduğu sürece bir şey yapamazlardı.
Pierre ise mahalle kabadayısı gibi ellerini ceplerine sokup yüzüme kadar sokuldu. "Sen ne dedin?"
"Daha önce konuşmuştuk," diye hatırlattım. "Masaya değerli bir şey koyarsam dövüşmeyi kabul edeceğini söylemiştin. Yoksa hafızan seni yanıltıyor mu? Ah, ne kadar nezaketsizim. Belki de ayrıntılar senin o minik beynin için fazla karmaşıktı."
Yüzü kıpkırmızı kesildi. "Siktir git! Seni şuracıkta geberteceğim!"
"Götün yiyorsa buyur. Ama bu fide de benimle birlikte gider."
Kutuyu yüzünün önünde salladım, anında çenesini kapattı. Fide oyunda sadece anahtar bir eşyadan ibaretti ama gerçek dünyadaki varlığı fazlasıyla işe yarıyordu.
"Einhorn'u masaya koy," dedim, "ben de dövüşmeyi kabul edeyim. Birebir, sade bir düello olsun. Zırhlarımızın içinde kozlarımızı paylaşalım, tek şartım Kutsal Ağaç'ın gücünü kullanmayacaksın."
Pierre'in gözleri saliseliğine büyüdü. Talebim karşısında sarsılarak tereddüt etti. "Kuralları neden sen belirliyorsun ki? Bu adil değil."
"Adil değil, öyle mi? Bize düzenlediğin baskını düşününce bayağı komik oldu. Belki de gidip bir aynaya bakmalısın."
"Öğğ!" Yine patlama noktasına gelmişti ama karşısında mührü taşıyan iki kişi varken elinden bir şey gelmiyordu.
"Sözü dolandırmak vakit kaybı," dedim. "Senin aksine ben korkak değilim. Bu yüzden sana adil bir dövüş teklif ediyorum. Sadece ikimiz, zırha karşı zırh. Bayan Louise ve Profesör Narcisse de şahitlik eder. Yoksa bu da mı yetmedi? Hile yapmadan kazanamayacağını söyleme sakın?"
Pierre'in tepkilerini tahmin etmek o kadar kolaydı ki bu durum beni eğlendiriyordu. "İyi," diye gürledi. "Kabul."
"Güzel. O zaman Kutsal Ağaç üzerine yemin edelim mi? Ben bu fideyi ortaya koyuyorum. Kaybedersem senindir."
"Tamam. Ben kaybedersem gemini geri alırsın."
"İşime gelmez. İçindekiler yoksa gemiyi geri vermenin ne anlamı var? Çaldığın her şeyi geri vereceksin. Anladın mı? Her şeyi. Kaybettiğin an hepsini teslim edeceksin. Doğrudan bana."
Gemiyi Arroganz olmadan geri verirse sinirden küplere binerdim. Buna asla izin veremezdim.
Pierre yüzünü ekşitti. "İyi tamam. Saçma sapan eşyalarını geri vereceğim. Kaybedersem aldığım her şeyi iade edeceğim. Oldu mu, rahatladın mı?"
Kazandığından o kadar emindi ki detaylarla ilgilenmiyordu bile.
"Ve bunu doğrudan yapacaksın," diye hatırlattım. "Tam gözümün önünde. Ciddiyim. Her şeyi."
"He he, tabii beni yenebilirsen."
"Pekala," diyerek araya girdi Narcisse durumu netleştirmek için. "Louise ve ben şahitlik edeceğiz. İki taraf da bu şartları kabul ediyor ve Kutsal Ağaç üzerine yemin ediyor, değil mi?"
İşte bu, harika. Dişlerimi göstererek genişçe sırıttım. "Elbette."
Pierre kaşlarını çattı. "Bir dakika bekle. Bunun bir zırhı var mı ki?"
Vay canına, benim için endişelenmen ne kadar da tatlı. Omuz silktim. "Yok. Cumhuriyetin bana bir tane temin edebileceğini düşünmüştüm."
Konunun burada kapanması gerekiyordu ama Pierre pes etmiyordu. "Olmaz! Şahitlerin sana yardım etmesi adil değil. Zırhı kendin bulmak zorundasın, yoksa anlaşma geçersiz sayılır."
Bayan Louise itiraz etmek için ağzını açtı ama elimi kaldırıp onu durdurdum. "Tamam. Peki bir tane bulamazsam ne yapmamı bekliyorsun?"
"O zaman zırhsız dövüşürsün. Mükemmel bir gösteri olur. Holfort'un küçük kahramanı olabilirsin ama karşımdayken keklik gibi avlanacaksın. Şimdiden merhamet dilenip zırladığını görebiliyorum. Muhteşem olacak!"
Onun bu deli dolu sırıtışına kendi sırıtışımla karşılık verdim. "Kabul."
Bayan Louise dehşet içinde nefesini tuttu. "Leon!"
Pierre, Profesör Narcisse'e bir bakış attı. "Kabul etti işte. Sizin bir itirazınız yoktur herhalde?"
"Pierre, hiçbir kalleşçe tezgâha müsaade etmeyeceğimi bil," diye uyardı Profesör Narcisse.
Yine de sağ elini kaldırdı ve altımızdaki zeminde bir büyü çemberi belirdi. Kutsal Ağaç üzerine yemin etmek için bu gerekli bir adımdı. Hesaplaşmamız bittiğinde, ağaç verdiğimiz söze uymamızı sağlayacaktı.
"Kutsal Ağaç huzurunda yemin edildiği üzere," dedi Narcisse, "kutsal bir düelloya adım atmış bulunuyorsunuz. Umarız ikiniz de bu durumun ciddiyetini kavramışsınızdır."
Bu büyük ihtimalle düellonun kutsallığına gölge düşürecek hareketlerden kaçınmamız için yaptığı bir uyarıydı.
Fideyi yanıma iyice sabitledim. "Benim açımdan endişelenmenize gerek yok."
Pierre adamlara işaret edip kapıya doğru yöneldi. "Zamanında bir zırh bulmada bol şans." Gözleri kısıldı, bakışlarındaki tehdit açıkça okunuyordu.
"Hiç merak etme," dedim. "Bir çaresine bakarım."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.