Leon okuldaki o angaryayla uğraşadursun, Brad binanın arka tarafına çağrılmıştı. Oraya vardığında etrafının bir grup erkek öğrenci tarafından sarıldığını gördü.
Brad saçından bir tutamı parmaklarının arasında kıvırdı. "Çağrınıza uyup geldim. Konu tam olarak nedir?"
Elbette kendisini ayağına çağıran kişi Pierre'den başkası değildi.
"Üçüncü sınıf bir ülkenin soylularına bak sen, iyice havalara girdiniz." Pierre tiksinir gibi bir yüz ifadesi takındı. "Gözüm görmesin sizi, midemi bulandırıyorsunuz."
Brad içini çekti. "Görünen o ki Alzer soyluları hakkındaki söylentiler az bile kalıyormuş. Ben de bir soyluyum, farkındasınızdır umarım. Altı Büyük Hanedan'dan birine mensup olabilirsiniz ama benimle uğraşmaya kalkmayın. Başınıza uluslararası bir skandal açarsınız."
Pierre’in yalakaları, neye bulaştıklarının bilincinde olarak kahkahayı bastı.
Pierre ise kaşını kaldırdı, sağ gözü delice bir hırsla yuvasından fırlayacakmış gibi büyüdü. "Ne kadar da eğlenceli. Onur duymalısın o zaman. Seninle bizzat ben ilgileneceğim."
"Kendine pek bir güveniyorsun."
"Saldırın çocuk!"
Brad iki yanına şöyle bir baktı. Pierre’in adamları tahta kılıçlarını savurarak üzerine çullandı.
"Al bakalım!"
Brad yana kayıp rakiplerini yumuşakça iterek dengelerini bozdu; çocukların hepsi bocalayarak yere kapaklandı.
"Seni piç!" İçlerinden biri küfrederek hızla ayağa dikildi.
Brad içinden bir sabır çekti. Bu adamlar ciddi miydi? Hiç şakaları yoktu sanki.
Holfort soyluları maceracı soyundan gelirdi ve akademi öğrencilerinin becerilerini geliştirmek için başkentteki zindana dalması sıradan bir gelenekti. Brad cephenin en ön saflarında bizzat dövüşecek biri sayılmazdı ama yine de Pierre’in çetesindeki herkesi cebinden çıkaracak kadar güçlüydü.
"Şunu dene bakalım!"
Arkasından gelen bir diğer öğrenciye doğru dönen Brad, dizini çocuğun midesine geçirdiği gibi tahta kılıcı elinden söküp aldı. Dövüş uzadıkça üzerine gelen herkesi birer birer pataklamayı sürdürdü.
Demek ki o kadar antrenman işe yarıyordu. Aslında içten içe kendisiyle gurur duyuyordu ama bunu Pierre’i süzen havalı bir maskenin arkasına gizledi. "Bitti mi?"
Pierre adamlarına doğru kükredi. "Cık, erkek müsveddeleri sizi!"
Ancak Brad’in gördüğü kadarıyla buradaki en büyük müsvedde Pierre’in kendisiydi. "Gereksiz şiddetten kaçınmayı tercih ederim. Şimdilik geri çekilsek nasıl olur?" diye sordu. Onları daha fazla küçük düşürmek istemiyordu.
O sırada Pierre sağ elini havaya kaldırdı. "Aptal! Kılıç kullanmak her şey demek değildir!"
Yalakaları da onu taklit ederek ellerini Brad’e doğru uzattı.
"Alev Topu!"
"Buz İğnesi!"
"Enerji Cıvatası!"
Her biri elindeki en güçlü büyüyü savurdu.
Bu herifler kafayı mı yemişti?! Brad şaşırmıştı ama soğukkanlılığını koruyup aynı şekilde karşılık verdi. Zira büyü konusundaki yeteneği, kılıç ustalığından katbekat üstündü.
"Toprak Duvarı." Brad kılıcını yere sapladı; etrafında yükselen siper, gelen saldırıları zorlanmadan savuşturdu.
Pierre’in adamları güçlerinin yetmediğini anladıklarında yüzlerini Pierre’e dönüp adeta devreye girmesi için ona yalvarmaya başladılar.
"Hepsini geç, hiçbir işe yaramazsınız!" diye gürledi Pierre.
"Gelin burada noktayı koyalım," dedi Brad yatıştırıcı bir tonla. "Belli ki gücünüz yetmiyor."
Kendisi oldukça iyi idare ediyor olsa da en mantıklı yolun diplomatik bir geri çekilme olacağını düşünüyordu.
Yine de Pierre delice sırıtmaya devam etti.
Nesi vardı bu adamın? Brad kendini hazırladı.
Pierre elini kaldırdı ve elindeki nişan parıldamaya başladı. "Beni gerçekten tepemden attırdın, adı sanı duyulmamış üçüncü sınıf soylu!"
Brad’in ayaklarının altında bir büyü çemberi belirdi ve biraz önce çağırdığı duvar bir anda toz olup çöktü.
"Ne?!" Panik içinde kendini korumak için tahta kılıcını savurdu ama topraktan ansızın fırlayan ağaç kökleri üzerine çullandı. Brad gelen darbeleri sektirmeye çalışsa da elindeki silah parçalara ayrıldı. İşin daha da kötüsü, kendi büyüsünü kullanmaya çalıştığında tuhaf bir şey gerçekleşti.
"Cık, Alev Mızrağı!" Önce köklerin alevleri saptırdığını sandı ama durum bu değildi; büyüsü daha şekil bile alamamıştı. "N-ne oluyor?!"
Büyüsü başarısız olmamıştı. Sanki bir şey büyünün gerçekleşmesini tamamen engellemişti.
Kökler ayaklarına dolanarak onu havaya kaldırdı ve baş aşağı sallamaya başladı. Brad kurtulmak için çabaladıysa da ağaç kökleri bileklerini daha da sıktı.
"Kahretsin!"
Pierre’in adamları etrafını sararken, Pierre nişanı parıldayan elini havada tutmayı sürdürüyordu. Hepsi tehditkar bir sırıtışla bakıyordu. Kendini savunacak başka bir yolu kalmayan Brad, kollarını başının üzerinde siper etti.
Pierre diğer elini alnına götürdü, parmağı hâlâ Brad’i gösteriyordu. Kahkahayı bastı. "Nereye gitti o az önceki caka, ha? Küstahlığının cezasını şimdi çekeceksin. İşimiz bittiğinde o güzel yüzünden eser kalmayacak!"
Brad ne kadar öfkelense de bunu dışarı vurmadı. Nasıl bir belanın ortasına düşmüştü böyle. Marie, Julius… herkes. Mesele çıkaracağım için umarım beni affedersiniz.
Aklına gelen o kısa anlık düşünceyle Brad, kendisini bir salise için Leon’un ne yapacağını merak ederken buldu. Tek bir düşünce, içindeki endişeyi bambaşka bir duyguya dönüştürdü. Sırıttı.
"Şimdi!" diye kükredi Pierre. "Cezalandırın şunu!"
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.