Yemek salonunun tavanı inanılmayacak kadar yüksekti. Dördümüz devasa bir masanın etrafına kurulmuştuk. Bu ortamda insanı huzursuz eden, tuhaf bir hava vardı. Hizmetçiler etrafımızda dört dönüyor, yemekleri servis ediyordu. Bay Albergue tam karşıma oturmuştu; bir yanında karısı, diğer yanında ise Bayan Louise vardı. İki kadın da şık elbiseler giymişti. Bu manzara yemeğe neredeyse kraliyet saraylarını andıran bir asalet katıyordu.
Yemekler biraz soğumuş olsa da son derece lezzetliydi.
Bay Albergue, Damak tadınıza uygun mu, diye sordu.
Gerçekten harika, diyerek itiraf ettim. Sos krallıkta alışık olduğum lezzetlerden çok farklı ama çok beğendim.
Her ülkenin kendine has bir tat dünyası vardı ancak cumhuriyet mutfağına alışmakta hiç zorluk çekmemiştim. Et lokum gibiydi, yanında da daha önce hiç görmediğim çeşit çeşit sebze servis edilmişti. Sebzelerin tadına baktım ama lezzeti kesinlikle bana göre değildi. Yine de yutmayı başardım fakat bir kez daha tabağıma almak isteyeceğim bir şey değildi bu. Ağzımdaki o berbat tadı bastırmak için sebzeleri etle birlikte çiğnemeye çalışırken diğer üçünün gözlerini dikmiş bana baktığını fark ettim.
Şey, yanlış bir şey mi yaptım?
Bay Albergue şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. H-hayır, ondan değil. Yoksa sebze sevmez misiniz?
Görünüşe göre tiksintim yüzümden okunmuştu. Bunları daha önce hiç yemedim. Midemi bulandıran, kendine has tuhaf bir acılığı var ama bir şekilde idare ediyorum işte.
Bay Albergue’in kafası karışmış gibiydi. Öyle mi, demek öyle...
Ona şüpheyle bakarken karısı bir anda gözyaşlarına boğuldu.
Çok özür dilerim. Lütfen beni bağışlayın. Kadın hızla ayağa kalkıp salondan çıktı. Birkaç hizmetçi de hemen peşinden gitti.
Onun adına kusura bakmayın, dedi Bayan Louise. Eminim şimdi döner. Lütfen yanlış anlamayın, size karşı en ufak bir kötü niyeti yok.
O zaman sorun ne, diye sordum.
Bu garip ortam iyice sinirlerimi bozmaya başlamıştı.
Bay Albergue bakışlarını kucağına indirdi. Benim bir oğlum vardı.
Serge’i mi kastediyorsunuz?
Hayır, kendi öz oğlumdan bahsediyorum. Adı Leon’du.
Bunu ilk defa duyuyordum ama şimdi düşününce taşlar yerine oturuyordu. Bayan Louise’in isteklerime neden bu kadar çabuk boyun eğdiği de böylece anlaşılmıştı.
Anlıyorum, dedim. Hiç haberim yoktu.
Umarım bize gücenmezsiniz. Ona bu kadar çok benzeyen biriyle karşılaşacağımız rüyamıza bile girmezdi.
İstatistiksel olarak dünyada herkesin kendine benzeyen en az iki ikizi olduğu söylenir. Omuz silktim. Sadece bir tesadüf işte.
Bay Albergue hüzünlü bir tebessümle, Sanırım öyle, dedi.
Bayan Louise bana bakıp gülümsedi. Leon... Yani erkek kardeşim de o sebzelerden nefret ederdi. Ama tıpkı sizin yaptığınız gibi kendini zorlayarak yerdi. Bu durum annemin eski anılarını canlandırmış olmalı.
Öldüğünde henüz beş yaşındaymış. Şimdi düşününce, önceki hayatımın anılarını kazandığımda ben de tam o yaştaydım.
Tüm bunlar sadece bir tesadüf olmalıydı, değil mi?
Bu arada, dedim. Serge akademiye gelmiyor, değil mi? Kendisi nerede? Yemek masasında olmayışı dikkatimi çekmişti.
Louise’in yüzü asıldı. Bahar tatilinde öfkeyle çekip gitti, bir daha da dönmedi. Arada sırada bize haber gönderiyor, o yüzden hayatta olduğunu biliyoruz.
Yani sadece kafasına göre takılıyor mu?
Zahmetli bir çocuktur, diye mırıldandı Bay Albergue. Sonra bana döndü. Duyduğuma göre krallıkta maceracı olmak saygın bir meslekmiş ama cumhuriyette durum pek öyle değil.
Burada maceracılar toplumsal hiyerarşinin en alt basamağında yer alıyordu.
Serge maceracı olmayı kafaya koymuş. Tatillerde keşif yapmak için gemiyle denize bile açılıyor. Belki onun ne hissettiğini en iyi siz anlarsınız.
Anlayabiliyorum tabii. Ben de bugün sahip olduğum her şeyi bir maceracı olarak elde ettiğim başarılara borçluyum.
Gerçi benim durumumda başka seçeneğim yoktu. Hayatım tehlikedeydi. Zengin bir velet neden her şeyi bırakıp maceracılığa soyunur, aklım almıyordu. Sırf heyecan olsun diye mi? Eğer bu dünyada halden anlayacak birileri varsa, o da Julius ve yanındaki ahmaklar sürüsü olurdu.
Prens Julius ve arkadaşlarıyla çok iyi anlaşacağına eminim.
Bay Albergue, Belki de onlarla konuşup bir görüşme ayarlamalıyım, dedi.
Bayan Louise kaşlarını çattı. Serge’in bu saçma hevesini asla kabul etmeyeceğim. Maceracı falan olamaz. Bu çok gülünç. O bizim ailemizin mirasçısı.
Louise, diyerek uyardı babası. Bu yaptığın Leon’a saygısızlık.
Ö-özür dilerim.
Benim için sorun değil, dedim. Ama akademiye dönmemesi işleri zorlaştırmıyor mu? Onun ortalıkta olmaması bizim planlarımızı da altüst ediyordu. Okulu neden astığını öğrenmekte fayda vardı.
Bayan Louise gözlerini kaçırdı. Sadece isyan ediyor. Sırf bize zorluk çıkarmak için yapıyor bunu.
Louise, yeter artık. Ailevi meselelerimizle seni de yorduk, kusura bakma Leon.
Rica ederim, diyerek yemeğime geri döndüm.
Onun ölen oğluna benzediğime hâlâ inanamıyordum. En azından şimdi Bayan Louise’in neden bana abla dedirtmeye çalıştığını anlamıştım. Anlaşılan Serge ile aralarında da çözülmemiş, derin sorunlar vardı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.