BAŞLIK: Bir Dilim Pastırma ve Sıcak Çorba
İçeriğin sabahın erken saati olmasına rağmen Marie’nin malikanesinde şimdiden gürültü patırtı kopmaya başlamıştı.
Uykulu gözlerle masaya yığılan Greg, sızlanır gibi bir ses çıkardı. Sabah kahvaltısı henüz hazır değil mi?
Kyle burnundan soluyarak araya girdi. Yardım etseydin çoktan hazırlanırdı.
Benim işim yemek yapmak değil, yemek. Hem neden bana sarıyorsun? Gitsene Bartfort’un üstüne.
Tıpkı onun gibi ben de köşeme çekilmiş, hiçbir şeye elimi sürmeden yemeğin gelmesini bekliyordum.
Kyle olumsuz anlamda kafasını salladı. Kont başka. Bizim boğazımızın parasını zaten o ödüyor.
Paranın gücü işte böyle bir şeydi. Şimdi Kyle’ın bana yardım etmiyorum diye sesini çıkarma hakkı kalmamıştı.
Yemek salonunda pineklerken içeri Julius ve Jilk girdi.
Prens esneyerek sordu. Bugün ne yapacaktık, programda ne var?
Sorgu sual için elçiliğe gitmemiz gerekiyor. Krallık yaşananları soruşturmak için bir heyet göndermiş.
Daha ağzımıza tek bir lokma koymamıştık ama onlar çoktan iş güç konuşmaya başlamıştı.
Hemen arkalarından, yaraları henüz yeni iyileşen Brad salona adım attı. Carla elindeki tabaklarla içeri girerken sordu. Bu sabah ne yiyoruz?
Carla ters bir bakış fırlattı. Lütfen ayak altında dolaşmayın. Herkes masadaki yerine geçsin artık.
Kyle ile o, salonda koşturup dururken mutfaktan Marie ile Noelle’in sesleri yükseliyordu.
Noelle, şuna bir baksanıza!
Tamamdır!
Noelle dışarıdan bakıldığında hiç öyle durmasa da ev işlerinde gayet becerikliydi.
Buna da tezatlığın çekiciliği deniyordu herhalde.
Biz masada beklemeye devam ederken Chris, kan ter içinde içeri daldı. Sabah sporu çok iyi geldi.
Greg ona yandan bir bakış attı. Sana bakınca bile içim şişiyor. Git önce bir duş al.
Sen kendine bak. Hâlâ uykudan ayılamamışsın. Çene çalacağına git de önce yüzünü yıka.
İkili birbirlerine dik dik bakıp hırlaşırken Brad omuz silkip söylendi. Her zamanki halleri işte. Bu iki kafasızdan başka ne beklenir ki zaten?
Tabii bu lafıyla hedef tahtasına kendini koymuş oldu.
Belki senin de biraz antrenman yapman gerekiyordur.
Aynen öyle. Yoksa o kadar kolay dayak yemezdin.
Brad parmağını onlara doğru sallayarak bağırdı. Siz benden daha mı iyi idare edecektiniz yani?
Salondaki gürültü iyice çığırından çıkınca Marie, elinde bir tava ve kepçeyle içeri daldı. Dikkatleri üzerine çekmek için ikisini birbirine vurdu.
Kesin sesinizi! Kahvaltı geliyor, mırın kırın etmeden önünüze konanı yiyin!
Yaramaz çocukları hizaya sokmaya çalışan bir anaokulu öğretmeninden farkı yoktu. Yardımcılarıyla birlikte masaya mısır çorbası ve bana son derece tanıdık gelen kızarmış ekmekleri getirdiler.
Tabağa bakarken şaşkınlıkla mırıldandım. A, ben bunu biliyorum.
Japonya’daki annemin hazırladığı kahvaltının birebir aynısıydı. Bir göz yumurta ve iki dilim pastırma, tam da hafızamdaki gibi yerleştirilmişti. İçimi tuhaf bir özlem kapladı.
Demek Marie yemek yapmayı gerçekten de annemizden öğrenmişti.
Noelle yanıma sokuldu. Al bakalım. Bizde fazladan pastırma kalmıştı.
Sahi mi? Emin misin?
Evet, ne olacak ki.
Masada sadece bana fazladan bir dilim düşmüştü ve bu durum tabii ki gözden kaçmadı.
Julius, ekmeğinden bir ısırık alırken kıskançlıkla dolu gözlerle bana baktı. Demek sadece Bartfort’a özel muamele var? Ben de isterdim.
Bir prensin tek bir dilim pastırma için böyle sızlanması gerçekten acınasıydı.
Sarayda yaşarken önün arkadan besleniyordu herhalde. Bir öğünlük de dişini sıkıver.
Marie’nin yaptığı her yemek çok farklı ve yaratıcı. Üstelik inanılmaz lezzetli!
Onun bu mide bulandırıcı övgüsüne ne cevap vereceğimi bilemedim.
Kendi payına düşen yumurta ve pastırmayı çoktan mideye indirmiş olan Marie, mutfaktan yeni bir dilim ekmekle dönerken ona baktım. O minyon bedenine bu kadar yemeği nasıl sığdırıyordu acaba?
İnanılmaz! Bu reçel ekmeğe ne kadar da kolay sürülüyor, diye mırıldandı keyifle. Üstelik her zaman aldığımızdan sadece birazcık daha pahalı! Masada birkaç kavanoz vardı ve o, gözüne kestirdiğini seçmişti. Ah, insanın önünde seçeneklerin olması gibisi yok. Gerçek mutluluk bu işte.
Bu sözleri beni neredeyse ağlatacaktı. Eğer mutluluk dediğin buysa, senin buradaki hayatın ne kadar berbat geçiyordu ki?
Japonya’dayken benden zorla para koparıp yurt dışında lüks tatillere çıkardı. Şimdi ise mutlu olması ne kadar da kolaylaşmıştı.
Carla ellerini birleştirdi. Marie Hanım, ben portakal reçeli istiyorum!
Tabii ki. Bol bol sür. Herkese yetecek kadar var nasılsa!
Kyle yaban mersini reçeline uzandı. Evet, bir sonraki öğünde ne yiyeceğimizi düşünmek zorunda kalmamak gerçekten büyük bir özgürlükmüş.
Neden bu çocuklarla ne zaman yemek yesem içim bir tuhaf oluyor, ağlamaklı geliyordum? En iyisi düşünmeyi bırakıp yemeğin tadını çıkarmaktı. Bana eski evimi hatırlatıyordu.
Noelle yüzüme doğru eğildi. Leon, yüzüne yemek bulaşmış.
Öyle mi? Sorun değil, bitirince silerim.
Elindeki peçeteyle nazikçe ağzımın kenarını sildi. Olmaz öyle şey. Sen bir kontsun. Ona göre davranman gerek.
Demek anaç bir tarafı da vardı. Bu hoşuma gitmişti. Eğer zaten nişanlı olmasaydım, ona aşık olabilirdim.
Julius lokmasını yutarken konuştu. Bu ekmek çok lezzetli ama her yere kırıntı dökülüyor.
Jilk ciddiyetle başını salladı. Size katılıyorum Altesleri. Bunun daha temiz bir yolu yok mudur acaba?
O sırada Greg, gözünü bile kırpmadan ekmeğini mideye indiriyordu. Kafaya takmayın yahu. Yumulun gitsin!
Bu sabah kahvaltı sofrası gerçekten de pek bir şenlikliydi.
Noelle hafifçe kıkırdadı.
Ne oldu, diye sordum.
Burayı seviyorum. Eskiden ablamla kahvaltı ederdik ama uzun zamandır bu kadar eğlendiğimi hatırlamıyorum.
Aranızda bir şey mi geçti?
Noelle dudaklarını büktü. Bilirsin işte, ufak tefek şeyler. Lelia benim için endişeleniyor sadece, hepsi bu.
Ne demek istediğini pek anlamamıştım. İkiz olabilirlerdi ama her kardeşte olduğu gibi onların da kendilerine göre anlaşmazlıkları vardı demek ki.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.