Kyle’ı geminin dar koridorlarından birinin sonundaki çıkmaz sokakta, adeta saklanmış bir halde buldum.
“Hey, seni gidi aptal velet.”
“Ne istiyorsun, pislik şövalye?”
Şu ufaklığa bak hele... Sevimli olmanın yakınından bile geçmiyor.
“Annen hakkında konuşmak istiyorum.”
Sivri kulakları hafifçe seğirdi ama sessizliğini korudu.
“Bizimkiler memleketteki malikaneyi daha yeni baştan inşa ettirdi. Artık eskisinden çok daha büyük ve yardıma ihtiyaçları var. Annenin orada hizmetçi olarak çalışıp kendi ayakları üzerinde durabileceği kadar para kazanması için her şeyi ayarladım.”
“Sana inanacağımı mı sanıyorsun?” diye çıkıştı. “Kesin kadının güzelliğine vuruldun da işimize burnunu soktun. Sana da senin gibi diğer hiçbir soylu güruha da güvenmiyorum.”
Yumeria Hanım gerçekten de çok güzel bir kadındı. Çocuğun, arkasında başka niyetler aramasında haklılık payı vardı. Yaşça benden büyük olmasına ve bir çocuk doğurmasına rağmen hâlâ gencecik görünüyordu. Üstelik göğüsleri de bayağı büyüktü, öhöm.
“Sanki memlekete çok sık gidebiliyormuşum gibi konuşuyorsun,” dedim. “Hem babam olacak baron dışarıdan bir barbar gibi görünse de aslında oldukça düz bir adamdır. Annemi başka bir kadına göz ucuyla bile bakmayacak kadar çok sevdiğine kalıbımı basarım. Yani, herhalde.”
Başını hızla kaldırıp bana ters bir bakış fırlattı. “Sana güvenmediğimi söyledim.”
“Ben sözümü tutarım. Ayrıca onu yanımda istememin tek sebebi bu değil. Elflere karşı elimde bir koz olacak. Eğer ters bir hareket yapmaya kalkarlarsa senin soyunla ilgili gerçekleri ortaya dökmekle tehdit edebilirim onları. Sırf bu yüzden bile son derece değerli bir koz. Ona kötü davranmaktan hiçbir çıkarım olmaz.”
Gerçi krallık sakinlerinin bana olan güveni düşünülürse, gerçeği açıklasam bile kimsenin inanacağı yoktu ya, neyse. Yine de gelecekteki müzakerelerde elflere karşı üstünlüğün bende olduğunu hissettirmek bu zahmete değerdi. Bu kozu başlarının üzerinde sallandırabildiğim sürece benim için hava hoştu.
Kyle sessizliğe büründü.
“İstediğin zaman onu ziyaret edebilirsin,” dedim. “Bölgemize serbestçe girmesine izin vereceğim tek kişi sensin. Ama sakın Marie’yi getireyim deme.” Temel sebebi o kızdan nefret etmem olsa da evimi ziyaret etmesine izin verirsem arkamdan iş çevirebilecekmiş gibi hissediyordum.
Kyle gözyaşlarını kollarıyla sildi. “O...” Duraksadı. “Annem kendi iyiliğini düşünemeyecek kadar saf biri. Her şeye çabucak inanır.”
“Öyle gerçekten.”
“Kendine hiç değer vermez, pısırığın tekidir... ama bir o kadar da iyi kalplidir, bu yüzden ondan nefret etmek imkansız. Berbat bir ebeveyn.”
Hiç de annesinden gerçekten nefret eden bir çocuğun kuracağı cümleler gibi durmuyordu.
Kyle doğruldu, omuzlarını dikleştirip başını öne eğdi. Her zamanki o ukala tavrından eser kalmamıştı. “Vikont, lütfen anneme iyi bakın.”
Bunu gösterme şekli biraz tuhaf olsa da Yumeria Hanım için gerçekten endişeleniyordu.
Kafamı sallayarak içindeki endişe kırıntılarını süpürdüm. Ancak sormak istediğim bir şey daha vardı, Luxion’ın bana çıtlattığı bir konu. “Bu arada, duyduğuma göre daha önce çok sık usta değiştirmişsin. Bunun sebebi...”
Kyle, belki de gözyaşlarını görmemi istemediğinden kolunu kaldırıp gözlerini gizledi. “Çok açık değil mi? Güvenebileceğim bir usta arıyordum. Sonunda tam dişime göre birini, veliaht prensi parmağında oynatan o kızı bulmuştum. Ama senin yüzünden bütün planlarım suya düştü.”
“A, öyle mi olmuş?” Dişlerimi göstererek genişçe sırıttım.
Bana bir an öfkeyle baktıktan sonra derin bir iç çekti. “Gerçekten berbat bir adamsın. Eğer işler yolunda gitseydi hayatımı kurtarmış olacaktım.”
Oyunda onun bu kadar hesapçı bir karakter olduğunu hatırlamıyordum. “Öyleyse neden Marie’den henüz vazgeçmedin?”
“Yeni birini aramaktan yoruldum. Hem o artık Azize, bu yüzden sadece yanında durmak bile bana prestij kazandırıyor. Dışarıdan ne kadar beceriksiz görünürse görünsün, kafası aslında zehir gibi çalışır.”
Ailesinin borçları altında ezilen bir kız için bunları söylemesi oldukça komikti. Kyle da durumun farkında olmalıydı. Belki de Marie’yi sadece bir insan olarak seviyordu.
“Bir şey daha var,” dedi. “Prenslik prensesine karşı dikkatli olmalısın. Bir işler karıştırıyor gibi görünüyor.”
“Hertrude Hanım mı?” Bir planı olduğunu biliyordum ama tam olarak neyin peşinde olduğunu çözememiştim. Krallıktan intikam alma sevdasından henüz vazgeçmişe benzemiyordu.
“Bana birkaç şey çıtlattı, köyün lideriyle de konuştu. Bu işte kesinlikle bir bit yeniği var. Gerçi ne olursa olsun bir şekilde halledersin. Ne de olsa ondan çok daha sinsi ve kurnazsın.”
Gözlerimi kısıp ona baktım. “Bu ne demek şimdi?”
“Tam olarak ne anlama geliyorsa o.”
Demek biz harabelerdeyken Hertrude Hanım gidip Kyle ile laflamıştı, ha? İlginç.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.