Kötü Bir Yazgı

Elflerin uçan adası ufukta yavaş yavaş küçülürken güverteden onları izliyordum.

Yanımdaki Luxion, "Başkalarının işine burnunu sokmayacağını söylediğini sanıyordum?" dedi.

Güvertede bizimle birlikte biri daha vardı; vatanına son kez bakan Bayan Yumeria. Hemen yanında, yerde duran eski deriden bir yolculuk çantası vardı. Yüzünde heyecanla hüznün birbirine karıştığı, karmaşık bir ifade okunuyordu.

"Olayları öylece kendi haline bırakamazdım," dedim. "Elflere gidip bu işten vazgeçmelerini mi söyleseydim? Bunun işe yaramayacağını ikimiz de biliyoruz. En iyi seçenek buydu."

"Onu bir kenara bırakırsak," diye devam etti, "elflerin onun gitmesine izin vermesine şaşırdım. Kadınlar senin onu götürmen gerektiği konusunda hemfikirken erkeklerin buna yanaşmaması oldukça eğlenceliydi."

"Evet, sundukları gerekçeler ise midemi bulandırdı. 'Piyasa değerimizi düşürebilir' falan filan."

"Onları pek de suçlayamazsın. köle ticareti gelirlerinin büyük bir kısmını oluşturuyor."

Dudağımı büktüm. "Evet, gerçekten iğrenç. Ama onu yanımda götürmek bana çok güzel bir koz verdi."

"Doğru," diyerek onayladı Luxion. "İstediğin an söz konusu piyasa değerini yerle bir edebilirsin."

"Kesinlikle. Elimde paha biçilemez bir şantaj malzemesi var artık. Bunu akıllıca kullanacağımdan emin olabilirsin."

Erkek elflerin hepsi Bayan Yumeria’nın hikayesinin açığa çıkmasından deli gibi korkuyordu. Onun benimle geleceğini söylediğimde büyük bir yaygara koparmışlardı. Sonunda ben galip geldim ama bu hiç de kolay olmadı. Diğer kadınlar ve baş kıdemli benim tarafımdaydı, fakat asıl dengeleri değiştiren şey iblis kral adını telaffuz etmem oldu. Bu laf hepsinin sesini kesti. Bayağı tırsmışlardı.

Benim için oldukça tatmin edici bir andı.

Bayan Yumeria, çantasını iki eliyle sıkıca kavrayarak yanıma yaklaştı. "Şey, acaba şimdi bana ne olacak?"

Onu rahatlatmak için sesimi yumuşatarak dürüstçe cevap verdim. "Evde düzeni sağlayacak, orada benimle yaşayacak bir hizmetçiye ihtiyacım vardı. Sizi işe almak istiyorum."

"A-ama ben..." Gerisini getiremedi. Bayan Yumeria’nın kendine hiç güveni yoktu; aksine son derece karamsar ve içine kapanık biriydi. Bir zamanlar gezici bir gösterici olarak nasıl hayatta kalabildiği tam bir mucizeydi.

"Elflerin güzellik anlayışı biz insanlar için bir şey ifade etmiyor," dedim. "Bunu biliyorsunuz, değil mi?"

"Mesele o değil... Bana budala diyorlar. Aptalın tekiymişim. Korkarım size hiçbir faydam dokunmayacak."

Yahu, bu elfler de ne pislikmiş arkadaş. Toplumlarının her hücresine sinmiş o yargılayıcı tavırları ne kadar da karanlık bir yüzlerini ortaya çıkarıyordu. İnsanın içi acıyordu. Gerçi akademide karşılaştığım elfleri düşününce, buna pek de şaşırmamak gerekirdi.

"Endişelenmeyin. Hem benim başka sebeplerim de—"

Kyle, yüzü öfke içinde buruşmuş bir halde üzerimize yürüyerek sözümü kesti. "Ne demek oluyor bu?!" diye gürledi.

"Ne, ne demek oluyor?"

"Annemi köyden sürükleyip çıkarmak da neyin nesi? Bunun ne anlama geldiğinin farkında mısın?"

Bayan Yumeria oğlunun koluna yapıştı. "Dur lütfen Kyle. Benim için endişelendiği için yaptı, hem—"

"Kes sesini! Herkese böyle kolayca kandığın için insanlar seni sürekli kullanıyor zaten! Bu adamın nasıl biri olduğunu biliyor musun sen? Tüm akademideki en aşağılık pislik o!" Kyle o kadar yüksek sesle bağırıyordu ki güvertedeki herkes dönüp bize bakmaya başladı.

"En aşağılık mı? Bak bu ağır oldu işte."

Bazen dozajı kaçırdığım oluyor muydu? Elbette. Ama en aşağılığı olduğumu da söyleyemezdim. Eğer bu unvanı hak eden biri varsa... Belki Marie olabilirdi? Ama kesinlikle ben değildim.

"Sadece gerçekleri söylüyorum." Kyle bana dik dik baktı. "Bütün okulun önünde prensi evire çevire dövdün. Buna ne ad verilir?!"

"Saraydan övgü almaya layık bir hareket? Ne demişlerdi? 'Soylu bir şövalye, prense haddini bildirdi.' Kusura bakma ama hevesini kursağında bırakacağım."

"İşte tam da bundan bahsediyorum!"

"Kyle, şey, dinle lütfen... Şey..." Bayan Yumeria, oğlunun bu tavırları karşısında şaşkına dönmüş gibiydi.

Ne yazık ki kadının bu tepkisi ateşe körükle gitmekten başka bir işe yaramadı. Kyle’ın içindeki tüm hayal kırıklığı bir anda yüzeye çıkmıştı. Çocuk annesine hiç acımadan yüklenmeye başladı. "Bak, yine kem küm ediyorsun! Çok pısıyrıksın. Köydeyken de böyleydin. Herkesin seni ezmesinin sebebi bu işte. Bu yüzden bu kadar fakiriz! Sana lanet okuyorlar, kirli olduğunu söylüyorlar, seni aşağılayıp son damlana kadar sömürüyorlar. Sen ise bir budala gibi gülümseyip her şeyi sineye çekiyorsun!"

Bayan Yumeria başını öne eğdi, gözyaşları yanaklarından süzülmeye başladı.

Daha fazla izlemeye dayanamayıp araya girmeye yeltendim ama—

"Bu ne biçim bir tavır?!" Livia ikimizin arasına atladı.

"Sana ne oluyor be?" diye tersledi Kyle. "Bu işin seninle bir ilgisi yok. Karışma!"

"Öylece durup izleyemem. Annene bu şekilde konuşmaya nasıl cüret edersin? Hemen özür dile!" Livia normalde son derece yumuşak başlı bir kızdı ama şu an Kyle’ı korkutucu bir abla gibi azarlıyordu.

Kyle geriledi. "S-sen bizim hakkımızda hiçbir şey bilmiyorsun. Bu kadar fakir büyümemin sebebi o. Benim bu yaşta neden çalıştığımı biliyor musun hiç? Köyde yaşarken bana nasıl davranıldığından haberin var mı? Bize yukarıdan bakıyorsun ama neler çektiğimi hayal bile edemezsin!"

Bunu dedikten sonra gözyaşlarına boğularak arkasını döndü ve geminin içine doğru kaçtı. O her zamanki ukala tavrından eser kalmamıştı. Maskenin altındaki gerçek Kyle muhtemelen buydu; ne korkunç bir düşünce. Meğer o kibirli çocuk rolünü oynuyormuş.

Livia arkasından gitmek istedi ama Bayan Yumeria onu durdurdu. "L-lütfen durun. Hatalı olan benim. Tam dediği gibi. Ben berbat bir ebeveynim, onun da çok canı yandı."

Aman ne güzel. Çevredeki insanlar bizi izlediği için ikisini de kolundan tutup içeri soktum.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.