Bu da ne böyle? Karşımdaki o tekinsiz zırh, mekanik bir makineden ziyade canlı bir yaratığı andırıyordu. Üzerindeki o fır fır dönen gözler yok mu, bakışları üzerimde gezindikçe tüylerim diken diken oluyordu.
"Seninle yeniden kozlarımı paylaşmak için ne kadar bekledim, bilemezsin," dedi Vandel.
"Bu içten itirafın için sağ ol ama pek de gururumu okşamadı açıkçası. Yüzünü bir daha görmesem ruhum duymazdı. Hem o kullandığın zırh da ne öyle? İnsan bakarken bile tiksiniyor."
Kıs kıs güldü. "Sana ve krallığa bir teşekkür borçluyum aslında. Bu eşya, yani İblis Zırhı'nın sağ kolu, hazinenizde öylece yatıyordu. Hiçbiriniz değerini anlayamadınız da prenses tutup onu beyliğe gönderdi!"
"Ne?" Kaşlarımı çattım.
"İşte şimdi zırhlarımız aynı seviyede dövüşebilir. Bu sefer saf beceriye dayalı, adil bir savaş olsun!" Vandel doğrudan üzerime atıldı.
Son anda sıyrıldım fakat hemen arkama sarkmayı başardı.
"Arradan düşman yaklaşıyor," diye araya girdi Luxion.
"Biliyorum herhalde!"
Saldırıyı tüfeğimle yeniden bloklamayı başardım başarmasına ama herifin dev kılıcı silahımı tereyağı keser gibi ikiye böldü. Hurdaya dönen silahı fırlatıp yenisini çıkardım. Vandel’in zırhı inanılmaz esnek ve hızlı hareket ediyordu. Geçen sefer karşıma çıktığı halinden katbekat üstündü.
Şansım neredeyse yok gibiydi.
"Amma uzattın be ihtiyar, amma yapıştın!"
"Kellenizi almadan ölmeye niyetim yok!"
Arroganz göğe doğru süzüldü, Siyah Şövalye de hemen peşimizden dikine yükseldi.
"Bunu ye!" diye kükredi Vandel. Zırhın üzerindeki gözler birer birer alev topları kusmaya başladı. Sağa sola kıvrılıp kaçınmaya çalıştım ama ateş topu sürüsü peşimi bırakmıyordu.
"Hile bu yaptığın!" diye bağırdım, arayı açmak için gazı köklerken. Ama herif durmadan yenilerini yaratıyordu. "İhaları sal!"
"İnsansız hava araçları konuşlandırılıyor," dedi Luxion.
Sırtımdaki hazneden onlarca küçük robot fırladı. Yuvarlak, minik şeylerdi ama üzerlerindeki makineli tüfeklerle alev toplarına mermi yağdırmaya başladılar. İhalar birtakım yangın bombalarını havadayken patlatmayı başarsa da bu sırada birçoğu küle döndü. Alev fırtınasından sağ çıkanları ise Siyah Şövalye dev kılıcıyla tek hamlede ikiye böldü.
"Aşağılık pislik!" diye sövdüm.
"Bu lafı en son duyacağım kişi sensin..." Vandel bir an duraksadı. "Hayır, benim işimi bitirmem gereken kişi sen değilsin." Kovalamacayı pat diye kesti, gözleri hemen altımızdaki gemiye, Weiss’a kaydı.
"Sakın aklından bile geçirme!"
"Görevim o gemiyi suların dibine gömmeyi emrediyor." Zırhtaki gözler yeniden parıldadı, yeni bir alev fırtınası fırlatmak üzere güç topladı.
Hiç tereddüt etmeden irtifa kaybettim, kendimi Weiss’ın hasar görmüş köprüüstünün önüne siper ettim. Arka tarafta Livia ile Angie’ye gözüm ilişti. Marie de oradaydı. Kahretsin, kaçmak isteseler bile çıkışlar çöktüğü için içeride mahsur kalmışlardı.
"Savunmayı aç!" diye emrettim.
"Kalkan aktifleştiriliyor," dedi Luxion.
Vandel alev toplarını art arda üzerimize yağdırırken, kızları zırhımla korumaya çalıştım. Ne yazık ki hepsini engellemem imkansızdı. Birkaç ateş topu doğrudan Weiss’a isabet etti ve geminin gövdesinde devasa patlamalar yarattı.
Bizim aptal çetesi de kızları korumak için arkamda yelpaze gibi açıldı. Vandel saldırılarını sürdürdükçe alevler Weiss’ı yutuyor, gemi gözlerimizin önünde batmaya başlıyordu.
"Tch, engellemek için o kadar uğraştık, geldiğimiz hale bak." Vandel’in büyülerini olabildiğince bloklarken dişlerimi hırsla sıktım.
"İşin böyle bitmesine izin veremem," dedi Vandel. "Taraflardan biri yok olmadan bu savaş bitmeyecek! Asla!"
Arkamdaki maskeli şövalyeye döndüm. "Hey, sana diyorum sapık şövalye!"
"Sana kaç kere söyleyeceğim, bana Maskeli Şövalye diyeceksin!"
"Her neyse işte. Kızları hemen tahliye edin! Buradaki işi ben hallederim."
Prens Julius itiraz edecekmiş gibi bocaladı ama kısa bir duraksamadan sonra, "Tamam," dedi. O ve arkadaşları, Siyah Şövalye’ye güçlerinin yetmeyeceğini nihayet kavramıştı.
Güzel.
"Şimdi sıra sende ihtiyar." Siyah Şövalye kılıcını kaldırırken bir kez daha öne atıldım.
Tam o sırada, gölün ortasından devasa bir dağ dikine yükselmeye başladı.
"Şaka yapıyor olmalısın, bu da ne böyle!"
Bir dakika. O bir dağ değildi, o lanet Devler'den bir tanesiydi yine!
"Yeni düşman tespit edildi," dedi Luxion. "Bu, Devler'in yeni bir modeli."
Sırtımdan soğuk terler dökülürken saliselerle ölçülecek bir anlığına gardımı düşürdüm. Siyah Şövalye’nin dev kılıcı tam o anda tepeme bindi ve yediğim darbeyle kendimi savrulup yere çakılırken buldum.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.