Hayaller ve Gerçekler

Elflerin hepsini sıkıca bağladıktan sonra, kadın sesli yapay zeka Luxion ile bana seslendi. "Kaybettiğimizi kabul ediyorum. Bu da demek oluyor ki tesisin kendini imha etme vakti geldi."

Kafamı iki yana salladım. "Sizde de ne kendini patlatma merakı varmış arkadaş. Onunla ilk karşılaştığımda Luxion da aynı tepkiyi vermişti."

Yapay zeka geri adım atmaya niyetli görünmüyordu. "Bu tesis, yeni insanlara karşı koymanın bir yolunu bulmak için inşa edildi. Ancak artık başarısız olduğumuz kesinleştiğine göre, burayı tek parça halinde bırakmak çok tehlikeli."

Haklıydı aslında. Elflerin benzeri tiplerin burayı ele geçirmesini kesinlikle istemezdim. Bu harabelerin ortadan kalkması en doğrusuydu.

"Yine de emin misin?" diye sordum. "Sonunda uyanabilmişken hem de?"

Asırlar boyunca burayı yönetmiş, upuzun bir uykunun ardından daha yeni gözlerini açmıştı ve şimdi de kendini havaya uçurması gerekiyordu. Bu kadarı biraz gaddarca geliyordu kulağa.

"Evet, böylesi en iyisi. Luxion, verilerimi sana aktarıyorum. Bu tesisten ihtiyacın olan ne varsa alabilirsin. Ayrıca şunu da yanına al. Senin gibi bir göçmen gemisinin buna ihtiyacı olacaktır."

Yerden süzülerek yükselen, parıldayan küp şeklinde birtakım yapılar ortaya çıktı.

"Evet, bunları alalım," diyerek onayladı Luxion. "Performansımı artıracaklar."

"Nedir bunlar?" diye sordum.

"Son derece değerli eşyalar."

Marie heyecanla yanımıza zıpladı. "Hazine mi!"

"Öyle de denilebilir. Biz yapay zekalar için birer hazinedir ancak sizin dünyanız bunlarla ne yapacağını bilemeyeceğinden, sizin için değersiz birer oyuncaktan öteye geçemezler."

Marie’nin bütün hevesi kaçtı, omuzları çöktü. "Gerçekten berbat bir durum. Tek bir hazine bile yok. Belki de burası oyundan tamamen farklıdır. Yani, ben burayı fantastik bir dünya sanıyordum. Kimse bana işin içine bilimkurgu saçmalıklarının gireceğini söylememişti."

Marie haksız sayılmazdı; eski insanlar, yeni insanlarla savaşmak için elfleri yaratmıştı. Muhtemelen diğer yarı insan ırkları için de durum aynıydı. Kendimizi gerçekten de gizemlerle dolu bir evrenin ortasında bulmuştuk. Hayal ettiğimiz o kılıçlı, büyülü, sıradan fantastik dünyalardan çok uzaktı burası.

Sevimli, toz pembe bir otome oyunundan beklenecek şey değildi bu yaşananlar.

Marie omuzlarını düşürerek sordu. "Başka hiçbir hazine yok mu yani?"

Yapay zeka cevap verdi. "Bir araştırma tesisinden neden hazine beklediğinizi anlamıyorum ama hayır, yok."

Marie koluyla gözyaşları içindeki yüzünü sildi. "Ben eve gidiyorum."

Doğrusu, bunca zahmete girip de elinin boş kaldığını görmek insanı biraz üzüyordu.

"Yine de," diyerek devam etti yapay zeka. "Yanınıza almanızı rica edeceğim bir eşya var. Belki sizin için bir değeri olur."

"Ne? Demek bir hazineniz var! Çabuk ol da teslim et şunu!"

Marie, tıpkı küçük kız kardeşimin eskiden yaptığı gibi bir anda canlanıverdi.

Dürüst olmak gerekirse, içimden bir ses onunla Marie’nin aynı kişi olduğundan şüphelenmeden edemiyordu ama bu ikinci hayatımda o velet ile tekrar karşılaşmak isteyeceğim en son şeydi.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.