Luxion, Angie ve Livia’nın beni sarayın çatı bahçesine çağırdığı o günden bahsediyordu. Orada, karşımda dikilmiş o kadar huzursuzca kıpırdanıyorlardı ki beni de germeyi başarmışlardı.
Günbatımının eşsiz güzelliğini seyredecek vaktim bile olmamıştı. Angie doğrudan gözlerimin içine bakarak bir çırpıda, “Leon, seni seviyorum,” dedi.
Nefesim boğazımda düğümlendi.
“Ne zaman başladı bilmiyorum,” diye devam etti. “Ama bir noktadan sonra prensi değil, seni düşünür oldum. Seninle vakit geçirmek eğlenceliydi. Huzur vericiydi.”
Ağzım bir karış açık kaldı, tek kelime edemedim.
Angie’nin yüzünde güller açtı, gülümseyerek tekrar etti: “Seni seviyorum.”
Bu, hayatım boyunca aldığım ikinci itiraf idi. Ve hemen Angie’nin yanında, bana ilk itirafı yapan kişi duruyordu: Livia. Başımı beceriksizce çevirip Livia’ya baktım. Gülümsüyordu.
Hadi bakalım, ayıkla pirincin taşını. Bunun ne anlama geldiğini kestiremiyordum. Neden gülümsüyordu ki? Destek için Luxion’u mu çağırmalıydım?
Etrafı kolaçan edip ondan yardım istemeyi umdum. Ancak karşımda Luxion’a benzeyen beyaz, küre şeklinde bir şey buldum.
“Sen de kimsin be?!” diye çıkıştım.
“Bana Cleare diyebilirsin. Görüşmeyeli uzun zaman oldu.”
Sanki daha önce tanışmışız gibi konuşuyordu. Gerçi o robotik kadın sesi hiç de yabancı gelmiyordu. Aslında elflerin ana vatanındaki harabelerde karşılaştığımız yapay zekanın sesinin tıpkısıydı.
“Luxion nerede?!”
“Varlığının sadece engel olacağını düşünerek gitmesini rica ettim. Ona, ‘Burada olmazsan usta gerçekten çok zor durumda kalacak,’ dedim. Bunu duyunca gitmek için can attı.”
O herifin gerçekten berbat bir kişiliği vardı.
“Leon,” dedi Livia.
“E-efendim?!” Hemen kendime çeki düzen verip ona döndüm.
“Seni hâlâ eskisi kadar çok seviyorum. Hiç kimsenin sana karşı benim kadar güçlü duygular beslemediğine eminim.”
“D-doğrudur.” Ne dediğini anlamış gibi hemen onaylasam da durum hayal ettiğimden çok farklıydı. Ömrüm boyunca iki farklı kişinin bana aynı anda aşkını itiraf edeceği rüyama girse inanmazdım.
“O yüzden lütfen bize bir cevap ver. Bilmek istiyoruz.”
Angie elini göğsüne koyarak, “Livia ya da ben fark etmez; hatta bir başkası olsa bile önemli değil. Kimi seçersen seç, hatta hiçbirimizi seçmesen bile sana darılmayız. Ama ne hissettiğini bize söyle,” dedi.
Topukları yağlayıp kaçabilir miydim? Ama ikisi de o kadar içten, o kadar dürüstlerdi ki! Tüm cesaretimi topladım.
Aniden esen bir rüzgar saçlarını dalgalandırdı. Akşam güneşinin ışıkları altında ikisi de adeta kutsal bir parıltıya bürünmüştü.
Kollarımı iki yana açıp ilan ettim: “İkinizi de seviyorum!”
İkisi de bana gülümsedi ve ardından aynı anda suratıma birer tokat patlattılar.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.