Arroganz sarayın çatısına teker koyar koymaz kokpite tırmandım.
İçeri adımımı atar atmaz Luxion raporunu sundu. “Bizi hazırlıksız yakaladılar. Beklenmedik bir hava saldırısı.”
“Belli, senin radar da bir halta yaramıyor zaten.”
“Ağımızdaki bozulmanın artacağını söylemiştim. Saldırıyı vurmadan önce fark ettiğim için beni tebrik etmeniz gerekir. Partner acil durum kalkışına geçiyor.”
Partner, başkentin semalarını korumak için öne fırladı. Arroganz’ın kumanda kollarını kavrayıp çatılardan yukarı doğru süzüldüm. Saraydan yükselen siren sesleri havayı yardı.
“Kaç gemi var?”
Luxion, “Otuz,” dedi. “Bir müfreze birliği. Süzülürken bomba yağdırıyorlar.”
“İndir şunları.”
Partner, düşmanın füzelerini önlemek için ateşe başladı. Patlamalar gökyüzünü aydınlattı, simsiyah bir duman sarayı yuttu. Sabahın o berrak, güzel havası bir anda karardı, kasvetli bir karanlığa büründü.
“Usta, krallık ordusu talimat bekliyor. Kontratak birliğinin kalkışı gecikti.”
“Tahliyeye öncelik vermelerini söyle. Müttefikler havalanana kadar ortalığı seninle ben temizleyeceğiz.”
“Düşman kara birliklerini ve zırhları da sahaya sürdü.”
Yukarısını bir an önce halletmek için bir sebep daha. Kumandaları sıkıp Arroganz’ın sırtındaki konteynerden tüfeği kaptım. Düşman zırhları üzerime doğru fırlarken Luxion telsiz frekanslarına sızdı. Parazit yüzünden ne dediklerini anlamak zordu.
“İşte orada! Şeytani Şövalye!”
“Komutanım, o devasa zırh rotamıza girdi, hızla yaklaşıyor!”
Liderlerini hedef alıp tetiği çektim.
“Korkmayın. Korkak teki o. Şimdiye kadar tek bir kişiyi bile öldür— ha?”
Mermi düşman zırhının gövdesini delip geçti. Ardından gelen patlama geride kalanları paniğe sürükledi.
“Komutanım!”
“Hani öldürmüyordu bu?!”
Kumanda kollarını kavrayışımı ayarlayıp nişanımı hassaslaştırdım. Kim demiş öldürmüyorum diye? Geçen sefer öldürmemiştim doğru, ama şartlar bunu gerektirmemişti. Şimdi ise büsbütün bir savaşın ortasındaydık ve müsamaha gösterecek lüksüm yoktu.
Söylenerek, “Beni siz köşeye sıkıştırdınız,” dedim. “Günahı benim boynuma değil.”
Aşırı ateş açtıklarında sıyrıldım. Kaçmama da gerek yoktu aslında, Arroganz’ın kalın zırhı mermileri rahatça sektirebilirdi.
Savaş baltasını savurup yanımdan geçen zırhlardan birini doğradım. Bir diğeri yaklaşırken, aradaki mesafeyi açmak için Arroganz’ın tekmesiyle onu geriye fırlattım. Ardından tüfeği alçalan bir hava gemisinin motoruna doğrulttum. Tetiği çektim. Kısa bir duraksama. Derken bütün gemi havaya uçtu.
Monitörden saçılan enkazı izledim. “Öğğ, berbat bir durum bu. Gerçekten nefret ediyorum. Gelmeseydiniz ben de bunları yapmak zorunda kalmayacaktım!”
Luxion görev adamı edasıyla araya girdi. “Kaçsaydınız da savaşmak zorunda kalmayacaktınız.”
“O zaman her şey daha da kötü olurdu, ben de bu yüzden dövüşüyorum zaten! Krallıktan nefret ediyorum ama prenslikten bin kat daha fazla nefret ediyorum! O saçma sapan evlilik meseleleriyle boğuşmak bile bundan katbekat iyiydi!”
Mide bulantımı bastırmaya çalıştım. Düşman birlikleri doğrudan üzerime çullanırken parmaklarım tetikte titriyordu.
“Durdurun şu piçi!”
“Seni aşağılık yaratık!”
“Şeytani Şövalye ile tek başınıza yüzleşmeyin! Hep birlikte saldırın!”
Siz kime yaratık diyorsunuz lan?! Beni bunlara mecbur bırakan barbarlar sizsiniz!
Dişlerimi sıktım. “Yersiz nefretinizi siktirin gidin başka yerde kusun, aptallar!”
Birini daha vurup düşürdüm ve silahımı ikinci hava gemisine çevirdim.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.