Geçmişin Gölgesinde

Günün henüz ilk ışıkları sarayın pencerelerine vururken, çay ustası salonlardan birinde ikram hazırlığıyla meşguldü. Masanın iki ucunda karşı karşıya oturan kadınların arasındaki gerilim, odadaki havayı adeta ağırlaştırıyordu.

Kraliçe Mylene, "Prensese Hertrude," diyerek sessizliği bozdu. "Sizi bu savaştan vazgeçirmem gerçekten imkansız mı?"

Hertrude yüzünde beliren belirsiz bir tebessümle elini geçiştirircesine salladı. "İmkansız. Beylik bu anı onlarca yıldır bekliyor. Şimdi ezilmenin, başka bir milletin çizmeleri altında çiğnenmenin ne demek olduğunu hissetme sırası sizde."

Mylene gözlerini yumdu. "Krallığı suçlama isteğinizi anlıyorum fakat..."

"Ne yani? Beni tehdit mi edeceksiniz? Çok geç kaldınız. Kız kardeşim Gökyüzü ve Deniz Muhafızlarını çoktan çağırdı bile. Emir verildiği an, görevlerini tamamlayana kadar durmayacaklar. Artık yapabileceğiniz hiçbir şey kalmadı."

Bir başka deyişle, krallığın elinde Hertrude’u koz olarak kullanma şansı yoktu; varlığı onlara hiçbir şey kazandırmayacaktı. Yine de kraliçe başını iki yana sallamakla yetindi. Masanın üzerine yıpranmış bir belge ile eski bir kitap bıraktı.

Hertrude kaşlarını çattı. "Bunlar da ne?"

"Lütfen önce bunu okuyun." Kraliçe parmağıyla belgeyi işaret etti.

Kağıtta yazılanlar, beyliğin bağımsızlığını kazanmasının hemen ardından kaleme alınmıştı. Krallığın değil, beyliğin işlediği acımasızca fiillere karşılık talep edilen tazminatların dökümüydü bu.

"B-bunların hepsi yalan! Krallık bize her zaman haksızlık etti. Bağımsızlık için savaşmamızın tek sebebi buydu! Bu belge sahte!"

Kraliçe Mylene acı bir tebessümle, "Aklınızı propaganda ile doldurmuşlar," dedi. "Mükemmel bir kukla olmuşsunuz, Prenses."

Masadaki kitap, krallık ile beyliğin gerçek tarihini anlatıyordu. Beyliğin kralı, eskiden Holfort Krallığı’nın bir düküydü. Zamanında kendi öz yurduna düşman kesilmiş, idaresindeki bölge üzerinden krallık topraklarına defalarca saldırmıştı. Birlikleri merhametsizce yağmalamış, yakıp yıkmıştı. Sahip olduğu muazzam askeri güçle eski krallığını köşeye sıkıştırmıştı. Normal şartlarda onu ve hanedanını ezip geçmek işten bile değildi ancak Holfort Krallığı o dönemde zaten çok sayıda düşmanla sarılıydı. Topyekun bir savaşı göze alamazlardı. Bu yüzden sınır boyunu ve dükün bölgesini koruma görevini Field Hanedanı’na devretmişlerdi.

"Askeri tesisler inşa ettik, hava gemilerini topladık ve sınırdaki yüzen adayı adeta bir kaleye dönüştürdük," dedi Kraliçe. "Bu uğurda harcanan servetin, dökülen malzemenin haddi hesabı yoktu."

Çileden çıkan Holfort Krallığı, dükün hanedanını artık bir tebaa olarak değil, düşman bir devlet olarak görmeye başlamıştı. Field Hanedanı da onları baskı altında tutmak için elinden geleni yapıyordu. Dük ise son bir hamle için kuvvetlerini topladı; hava gemileri inşa etmek için hayati önem taşıyan Süspansiyon Taşlarını çalmak amacıyla gözünü karartıp sivil halkın yaşadığı adalara top doğrulttu. Başkalarının topraklarını yok etmekten zerre kadar çekinmiyordu. Bu vurdumduymazlık karşısında öfkelenen Field Hanedanı ve krallık nihayet harekete geçti ve Fanoss kuvvetlerini ağır bir yenilgiye uğrattı. Hertrude’un elinde tuttuğu belge, Fanoss Beyliği’nin bağımsızlığı karşılığında ödemeyi taahhüt ettiği yağma tazminatlarının detaylı dökümüydü.

"Buna rağmen beylik saldırmaktan vazgeçmedi," diye devam etti Majesteleri. "Field Kontu sınırı koruduğu için kayıplarımız azaldı belki ama halkın yüreğindeki kin hiç sönmedi. Beylik her işgal ettiğinde, insanlarımızın yurt edindiği topraklar tarumar oldu." Mylene krallığın sütten çıkmış ak kaşık olduğunu iddia etmiyordu ama Hertrude’un bu gerçekleri bilmesi gerekiyordu. "Sizin vatandaşlarınız birer işgalciydi."

"Yalan! Biz sadece bağımsızlığımız için dövüştük! Bize zorla kabul ettirdiğiniz o haksız antlaşma yüzünden!"

"Biz sadece sebep olduğunuz yıkımın tazminatını istedik. Şimdi kalkıp ç çektiğiniz mali sıkıntıların faturasını krallığa mı keseceksiniz?"

Hertrude’un yanakları öfkeden alev alev yandı. Hışımla masadaki çay fincanına uzandı.

Çay ustası araya girmek için çabuk davrandı. "Korkarım çayınız soğumuş Prensesim. İzin verin size taze bir fincan ikram edeyim."

Engellenmekten hislenen prenses, adama sert bir bakış fırlattı.

Mylene, prensesin dikkatini tekrar kendi üzerine çekmek için sesini yükseltti. "Gerçekleri öğrenmekle mükellefsiniz. Evet, krallık da sizin topraklarınıza baskınlar düzenledi fakat bu çatışmayı ilk kimin körüklediğini unutamazsınız."

Hertrude’un kafası karışmıştı, kaşlarını çatarak derin bir düşünceye daldı. Tam o sırada sarayın koridorlarında patlayan kulak tırmalayıcı alarm sireni havayı yardı. Saraya bir davetsiz misafir girmişti.

Mylene hemen ayağa kalktı. "Beklediğimizden de çabuk geldiler."

Çay ustası gözlerini pencereye dikti, ardından Hertrude’a kaçamak bir bakış attı. "Prensesi kurtarmaya mı geldiler acaba?"

"Büyük ihtimalle. Ama buna izin veremeyiz. Diğer Sihirli Flüt’ü ele geçirmelerine asla müsaade edemeyiz. Leon nerede?"

"Partner ile çoktan havalandı. Yollarını keseceğinden eminim. Kendisi son derece güvenilir bir müttefiktir."

Hertrude olduğu yerde titriyordu. Henüz gerçekleri kabullenecek durumda değildi, bakışlarını çaresizce yere dikti.

"Ah, bağışlayın!"

Çay ustası aniden hamle yaparak iki kadını da sertçe yere çekip üzerlerine kapandı.

Tam o anda, tepelerindeki tavan büyük bir gürültüyle patladı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.