Üstümü değiştirmeme izin verdikten sonra beni bir toplantı odasına götürdüler. Ülkenin en tepe isimleri zaten masadaki yerlerini almıştı ama sayıları bir hayli azdı. Hazretleri ve Kraliçe Mylene de oradaydı. Bir de tanıdık bir yüz... Bay Vince.
Anlaşılan bana destek olan herkes buradaydı.
"İyi görünüyorsun vikont."
"Eh, yani, bir şekilde işte." İğneleyici bir laf etmek istedim ama ne de olsa bana yardım eden insanlardı bunlar. Tavrımı takınıp kendimi tuttum.
Odaya şöyle bir göz gezdirince Prens Julius ve diğerlerinin olmadığını fark ettim.
"Julius ve diğerlerini ayrı bir odada bekletiyoruz," dedi Hazretleri. "Ya da onları gözaltına aldığımızı söylesem daha doğru olur."
Bunu duymak beni tetikte olmaya zorladı.
Kraliçe Mylene duruma açıklık getirdi. "Lütfen yanlış anlama. Bunu sadece onları korumak için yapıyoruz. Tıpkı sana yaptığımız gibi."
"Peki beni buraya neden çağırdığınızı sorabilir miyim?"
"Biz de tam bunu açıklayacaktık." Bay Vince son derece doğal bir şeyden bahsediyor gibiydi.
Clarice'in babası Bakan Bernard söze girdi. "Beyliğin filosu ana karamıza ayak bastı. O bölgede keşif ve savunma için görevlendirilen ten adet gemimiz vardı ancak hepsini kaybettik. Ayrıca yüz yakın Zırhımızı da düşürdüler."
Kaba kuvvet açısından bakıldığında krallık üstün taraftı. Fakat birlikler farklı topraklara dağılmış haldeyken ordunu toplayıp saldırıya geçmek zaman ve ciddi bir organizasyon gerektiriyordu. Beylik ise elindeki tüm gücü tek bir noktaya odaklayarak saldırdığı için ağır kayıplar veriyorduk.
"Düşmanın filosu yaklaşık yüz elli gemiden oluşuyor. Kaç tane Zırhları var bilemiyoruz. Gelen raporlara göre sahip oldukları canavarların sayısı sayılamayacak kadar çokmuş. Gökyüzünü kaplamaya yeter de artar bile."
"Bayan Hertrude..." diye söze başladım ama Bay Vince başını iki yana salladı.
"Prenses ve Sihirli Flüt hâlâ elimizde. Beylik aynı taktiği uygulamak için başka bir yol bulmuş olmalı. İkinci prensesleriyle bir ilgisi olduğundan şüpheleniyoruz."
Bu kafamı karıştırdı. "Şey, ikinci prenses mi?"
Sanki dünyadaki en aşikâr şeyden bahsediyormuş gibi, "Evet," dedi. "Prenses Hertrauda."
Böyle birinin varlığından bile haberim yoktu. Bir dakika, başka bir Sihirli Flüt daha mı vardı yani? Bildiğim kadarıyla oyunda böyle bir şey yoktu. Zihnim öyle bir bulandı ki düşüncelerimi toparlayamadım.
"Diğer ülkeler de harekete geçiyor," diye devam etti Hazretleri. "Sınır bölgelerimizdeki yerel derebeyleri yardım talep etti. Her taraftan kuşatılmış durumdayız."
Bakan Bernard ekledi. "Sınırdaki birliklerimiz oradaki tehditle uğraşmaktan başlarını kaldıramıyor. Bize yardım edemezler. Başkentte dışarıdan bir destek bekleyemeyiz."
"Ama başkentin kendi kuvvetleri var, değil mi? Toplayabildiğiniz kadar adam toplarsanız elimizde azımsanmayacak sayıda asker olur."
Fazla mı karamsar davranıyorlardı?
Kraliçe Mylene kederli bir ses tonuyla başını salladı. "Az gün önce tapınak bizden yardım istedi. Yapılan toplantının ardından takviye birlik gönderdik. İki yüz gemi yolladık."
Tapınak, gemileri talep etmek için Marie'yi öne sürmüştü anlaşılan. Marki fraksiyonuyla bir anlaşma yapmışlardı ve bunun sonucunda...
"Beylik kuvvetleri tarafından mağlup edildiler. Bize sadece ten gemi geri dönebildi."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.