Dostluğun Tehdit Koyu Hali

Arkadaşlarımı depo olarak kullanılan metruk bir sınıfta toplamıştım. Dışarıdaki o karmaşadan kaçmamız gerekiyordu ama aynı zamanda onlara bir teklifim vardı.

“Pekala beyler,” dedim. “Tamam mı devam mı? Prensliğe karşı cephe açıyorum, benimle misiniz?”

“Kesinlikle hayır,” dedi Raymond.

“Yani, ben de pas geçiyorum,” diye ekledi Daniel.

“Şaka yapıyor olmalısınız!” diye bağırdım.

Raymond parmağıyla dışarıyı işaret etti. “Prenslik krallık ordusunu yerle bir etti. O canavar tek başına iki yüze yakın gemiyi haşat etti, değil mi? Öyle bir şeyle savaşmamıza imkan yok.”

Haksız değildi.

Daniel kafasını salladı. “Leon, vazgeç artık. Seni sahte suçlamalarla tutuklamadılar mı zaten? Bu kadar çabalaman için hiçbir neden yok. Kaybederlerse, tek yapmamız gereken prensliğe sadakat yemini etmek, bitti gitti.”

Yerel lordlar kendi adalarını yönetir, en güçlü komşularına sadakat sunarlardı. Bu çocuklarsa, benim arkadaşlarım, o lordların oğullarıydı. Dolayısıyla taraf değiştirmek onlara gayet mantıklı geliyordu; hepsi de bu konuda hemfikirdi.

“Aynen, dediği gibi,” dedi biri. “Ayrıca, haberiniz var mı? Prenslikte erkeklerin toplumsal statüsü kadınlardan daha yüksekmiş. Evlilik söz konusu olduğunda, iyi bir kısmet bulmak için çırpınan taraf kadınlar oluyormuş.”

“Harbi mi? Lan, batsın böyle savaş, beni hemen yazın prensliğe!”

“Beni de!”

Halinizi o kadar iyi anlıyorum ki içim acıyor ama birazcık sadakatiniz olsun be adamlar! Bende de olduğundan değil ya, neyse…

Bu çocukların tek yapması gereken evlerine dönüp fırtınanın dinmesini beklemekti. Bu sırada, şimdiye kadar servetleri ve statüleriyle caka satan zengin soylular ise büyük bir panik içindeydi. Hepsi ya anakaradan ya da saraydan gelmişti, her iki türlü de yaklaşan prenslik filosundan kaçmalarına imkan yoktu. Arkadaşlarımsa krallığın sınırlarında pusuya yatmış diğer düşman devletleri daha çok önemsiyordu. Esas merak ettikleri, rüzgarın ne taraftan eseceğiydi.

Kraliçenin, krallığın geçmişi geleceğini karartacak derken kastettiği tam da bu umursamazlıktı herhalde.

O kadar çok erkek bir araya toplanmıştı ki depo bildiğin buram buram ter ve hırs kokuyordu. Derin bir nefes alayım derken az kalsın boğuluyordum. Yine de istifimi bozmadım ve cebimden bir belge çıkardım. “Şuna bir bakın.”

Raymond gözlüğünü burnunun üzerine doğru itti, kağıda hızlıca göz gezdirdi. “Bu, bize verdiğin hava gemilerinin satış sözleşmesi. Ne olmuş buna?”

“Doğru, size verdiğim hava gemileri. Şu anda hepinizin bölgesinde mürettebatlar eğitim görüyor, değil mi?”

Daniel başıyla onayladı. “Evet. O gemileri uçurmanın bir rüya gibi olduğunu söylüyorlar, performansları mükemmelmiş. Benim ekip çok memnun.”

Diğer çocuklar da söze girip kendi zırhlı gemilerinin kalitesini öve öve bitiremediler. Sadece Raymond bana bakarken yüzü kireç gibi kesilmişti.

“Leon, bunu kastetmiş olamazsın…”

“Tam olarak öyle. Bu hava gemilerinin bakımını düzgünce yapabilecek tek tesis bana ait. Kaçıp başka birine yaptırabileceğinizi mi sanıyorsunuz? Deneyin bakalım, yetersiz bir hizmetle ne kadar idare edebileceksiniz. O makineler son teknoloji ürünü; bakım için bana gelmezseniz yolda kalırlar.”

Sözleşmelerde her şey açıktı: Bu hava gemilerini modifiye etmek için benzersiz bir teknoloji kullanmıştım, başka kimsenin bunları tamir etme umudu bile olamazdı.

Panik dalgasının odadaki herkesi sarmasını izledim.

“Bana yardım etseniz de etmeseniz de o prensilkle savaşacağım,” dedim. “Bunun ne anlama geldiğini anlıyorsunuz, değil mi? Eğer ben kazanırsam ve siz yardım etmemiş olursanız, insafıma kalırsınız. O gemileri elinizde tutmak istiyorsanız her gün bana yalakalık yapmak zorunda kalırsınız. Tabii ben kaybedersem haliniz daha da harap. Onlar benim ailemin bölgesini ele geçirdiğinde ne olacak? Benimle bağlantılı olduğunuzu öğrendiklerinde prensliğin sizi bağışlayacağını mı sanıyorsunuz?”

Sınıf bir anda çığlıklarla çalkalandı.

“Bu yaptığın kalleşlik!”

“Gelin şunu bağlayıp Prenses Hertrude’a teslim edelim!”

“Ama prensesi zaten saraya götürdüler ki!”

“Kesin sesinizi aptallar!” diye kükredim. “Düşmanın öylece teslim olmanıza izin vereceğini mi sanıyorsunuz? Prensiften bahsediyoruz burada. Krallıktan nefret ediyorlar. En kötü ihtimalle bölgelerinizi elinizden alıp sizi köle gibi çalıştırırlar.”

Bu lafların kafalarına dank etmesini bekledikten sonra sesimi alçalttım. “Dinleyin. Her şey güzel olacak. Benimle çalışın. Hayatta kalın, ben de gelecekteki hava gemisi bakımlarınızda size indirim yapayım. Üstelik kahraman olacaksınız. Bana gayet makul bir teklif gibi geldi. Bütün o övgüleri toplamak için tek yapmanız gereken arkama saklanıp toplarınızı ateşlemek.”

Yüzlerini ekşittiler.

“Biraz inancınız olsun,” diyerek alttan aldım. “Savaşıyorum çünkü kazanabiliriz. Hepiniz nasıl savaştığımı gördünüz; kazanacağından kesin olarak emin olmadan bodoslama savaşa dalacak biri olmadığımı biliyorsunuz.”

“Ş-şey, böyle söyleyince…”

“Doğruya doğru, Leon şimdiye kadar girdiği her zor durumdan sıyrılmayı başardı.”

“Kazanabiliriz diyorsa, belki de doğrudur.”

Onları kendi tarafıma çekiyordum. İşte başarılı müzakere dediğin böyle olurdu.

Ancak Daniel kararsız kalmıştı. “Ama sen her zaman çok sinsisin.”

Sırıttım. “Ooo, bu bir iltifat mı yoksa? Endişelenmeyin. Sinsi olabilirim ama sizin müttefikinizim. Bu iç ferahlatıcı bir şey, değil mi?”

Raymond parmaklarını saçlarının arasından geçirdi. “Zaten sırf senin bu sinsiliklerin yüzünden başımız bu belada ya! Tam bir felaket!”

Ama eninde sonunda herkes pes etti. Yani, yaklaşan zorlu görev için kendilerini bilediler diyelim. Her halükarda beni takip etmeyi kabul ettiler.

Gördün mü prenslik? İşte dostluğun gücü bu!

“Teşekkür ederim, hepinize! Sonsuza kadar dost kalalım, oldu mu?”

Ters ters baktılar.

“Çek git işine!”

“Seni iblis!”

“O lanet sözleşmenin bir tuzak olduğunu biliyordum!”

Cırlayın bakalım, cırlayabildiğiniz kadar. Sonuçta patron savaşına gidiyorduk.

Pekala, bir sonraki adıma geçme vaktiydi.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.