Marie bir köşeye büzülmüş oturuyordu. Bir zamanlar bembeyaz olan elbisesi çamura, pisliğe batmıştı. Bacaklarını göğsüne çekmiş, yüzünü dizlerine gömmüştü. Prens Julius ve diğer dört aşığı başında pervane oluyor, endişeyle üzerine titriyordu.
Carla ise odanın kenarında durmuş, olan biteni uzaktan izliyordu. Üstü başı en az Marie’ninki kadar perişandı.
İçeri girdiğimde Kyle ayaklarını sürüyerek yanıma geldi. "Seni asılsız suçlamalarla tutukladıklarını duydum. Lanetli falan olmadığına emin misin?"
"Lanetli birini arıyorsan dön de hanımefendine bak. Ne oldu ki böyle?"
Kyle’ın yüzünden yorgunluk akıyordu ama yine de anlatmaya başladı. "Hanımefendi herkesin önünde azize olmadığını itiraf edince etrafındakiler ona sırt döndü. Sonra tapınak onu tutuklayıp zindana attı."
"Ciddi misin? Aslında bayağı komikmiş."
"Bana hiç de komik gelmedi. O andan beri de bu halde." Kyle duraksadı. "Gerçekten idam mı edecekler onu?"
Yalan söyleyip kendini azize ilan etmek oldukça ağır bir suçtu. Tapınağın onu affetmek istememesi çok doğaldı. Kraliçe Mylene’in onu adamların elinden söküp alabilmesine şaşırmıştım doğrusu.
"Kraliyet ailesi sadece idamı erteleyebildi. Kazansak da kaybetsek de o artık yaşayan bir ölü," dedim.
Prens Julius bana nefret dolu bir bakış fırlattı. Sonra Marie’ye dönüp yumuşacık bir sesle teselli etmeye çalıştı. "Bartfort’un dediklerine kulak asma. Sorun yok. Biz buradayız."
"Kapa çeneni," dedi Marie.
"Ha?"
"Kapa çeneni dedim! Bunun neresi sorunsuz gibi görünüyor?! Bize ne olacağını biliyor musun sen? O canavarı gözünle görmedin bile ama kazanabileceğimize inanıyorsun, öyle mi? Keşke ben de senin gibi gamsız bir aptal olabilseydim!"
"Marie?"
"Defolun gidin buradan!" diye çığlığı bastı prensin yüzüne karşı. "Hepiniz gidin! Nefret ediyorum sizden, teker teker hepinizden nefret ediyorum!"
Carla hemen yanına koştu. "Bizi itmeyin Lady Marie. Biz dostuz! Bunu kendiniz söylemiştiniz!"
"Yalandı tabii ki!" diye hırladı Marie. "Gerçekten bu kadar süzme aptal mısın? Herkesin seninle neden uğraştığına şaşmamalı. Seni sadece oradaki sinir bozucu figüranı çıldırtmak için kullandım. Yoksa senin gibi bir hainin yüzüne bile bakmazdım."
Carla gözyaşlarına boğuldu.
Dilimi şaklattım. "Bak sen şu işe, masken sonunda düştü demek. Sevimli ve zararsız rolü oynamakta bayağı iyiydin, hakkını teslim etmek lazım. Ama artık mızrak çuvala sığmıyor."
Marie gözlerinde saf bir nefretle bana dikti bakışlarını.
"Bartfort, yeter artık!" diye çıkıştı Chris. "Kız sadece çok yorgun."
Bu laf Marie’nin Chris’e sarmasına yetti de arttı bile. "Affedersiniz? Asıl ben yeter diyorum! Elinde kılıç olmadan hiçbir halta yaramayan birine göre fazla havalı takılıyorsun!"
"Ne...?!"
Marie öfkesini bu kez Greg’e yöneltti. "Sen de... Anca boş yaparsın. Sürekli anlattığın şu gerçek tecrübe saçmalıkları da neyin nesi? Hiçbir işe yaramazın tekisin. Ya sen, mor kafalı? İğrenç bir narsistsin. Yeşil herif, tüylerimi ürpertiyorsun. O kafanın içinden ne lanet şeyler geçiyor hiç anlamıyorum zaten. Ve son olarak sen..." Prense doğru döndü. "En büyük bela sensin!"
"Marie? Sana ne oldu böyle?" Prens Julius karşısındaki kadının bu ani değişimini kavrayamadan, şaşkınlıkla bakakaldı.
"Kraliyet unvanın olmasa beş para etmezsin." Marie sinir krizine girmiş gibi kahkahalar atmaya başladı. "Hepiniz birer aptalsınız. Pozisyonunuzu, onurunuzu, hatta paranızı bile çöpe attınız ve bunun beni mutlu edeceğini mi sandınız? Kafayı yemişsiniz siz." Kahkahalarının arasında Kyle’a döndü. "Ve sen, seni gidi sinir bozucu bücür... Bayağı da küstahmışsın. Ukala tavırlarını sineye çekecek kadar merhametli olmasaydım çoktan köle tüccarlarına geri satılmıştın. Bana yatıp kalkıp dua etmelisin!"
Odadaki herkes dehşet içinde kalakalmıştı.
"Bana daha iyi davranmalıydınız!" diye feryat etti. "Sözümü dinlemeliydiniz! Beni görmezden gelen, kafasına göre takılan insanlardan nefret ediyorum. Hiçbir işe yaramayan insanlardan nefret ediyorum. Nefret ediyorum, nefret ediyorum, nefret ediyorum!"
Hafifçe güldüm. "Zavallıca."
"Kes sesini! Git bir binadan aşağı atla! Mutlu olamamamın tek sebebi sensin! Paramı geri istiyorum. Ver onu bana! Mutluluğumu geri ver bana!"
O hüngür hüngür ağlarken Angie ve Livia odaya girdi.
"Leon! İyisin!" Angie bir an duraksadı. "Şey, ne oldu burada?"
Livia endişeyle sordu. "Marie neden ağlıyor?"
Öğğ, tam da kavuşmuşken olacak iş miydi bu? Derin bir iç çektim. "Biraz dışarı çıkar mısınız? Marie ile yalnız konuşmak istiyorum."
Onlar birer birer dışarı çıkarken Marie tek başına hıçkırıp burnunu çekti, en sonunda olduğu yere yığıldı. Yorgunluk bedenini teslim almıştı. Anında derin bir uykuya daldı.
Bu kız gerçekten de adamı çileden çıkarıyordu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.