Demek sonunda o son patron da meydana çıkmıştı. Yetmezmiş gibi Kara Şövalye de akılalmaz derecede güçlüydü. Artık burada ne haltlar döndüğüne dair en ufak bir fikrim bile kalmamıştı! Küfrü basıp tekrar yana kaçtım.
"İblis şövalyeee!" İhtiyar, Weiss'ı indirdikten sonra beni dünyanın öbür ucuna kadar kovalamaya bir kez daha ant içmiş gibiydi.
Hiç komik değildi. Zerre kadar bile. Karşımdaki sevimli bir kız olsaydı bu duruma belki katlanabilirdim!
"Tch!" Saldırısını baltamla savuşturdum fakat o devasa kılıç silahımı tereyağı gibi kesip geçti. "Füzeler! Hepsini fırlat!"
"Tüm füzeler ateşleniyor," diye yanıtladı Luxion.
Arroganz'ın sırtındaki konteyner yeniden açıldı, Kara Şövalye'ye doğru bir patlayıcı yağmuru başlattı. Aramıza mesafe koyup hepsinden sıyrıldı. Sadece mide bulandırıcı derecede hızlı hareket etmekle kalmıyor, o lanet gözlerinden fırlattığı ateş toplarıyla bütün füzelerimi tek tek havada avlıyordu.
Elimde kalan tek silah bu baltaydı. Şok dalgası saldırısı için ona yapışmam gerekiyordu ama herifi yakalamak imkansızdı.
"Hileli eşya kullanıyorum, yine de indiremiyorum şunu!"
Onu köşeye sıkıştırdığımı düşündüğüm her an durumu lehine çeviriyordu. Aklıma gelen her taktiği tüketmiştim.
Kafam yeterince meşgul değilmiş gibi dağ büyüklüğündeki Dev, aniden gövdesinden dışarı dikenler fırlatmaya başladı. Havayı yarıp geçen dikenler, etraftaki birkaç gemiyi delik deşik etti. Öfkesiyle krallık ve beylik gemilerini ayırt etmeksizin önüne gelene saldırıyordu.
"Ne oluyor yahu...?"
Kara Şövalye bile paniğe kapıldı. "Prenses!"
"Partner nerede?!" diye kükredim Luxion'a.
"Düşmanlar yolunu kesti, Dev'e saldırmasına fırsat vermeyecek kadar meşgul ediyorlar," dedi.
Partner'ın daha önceki Dev'e saldırdığını bildiklerinden, beylik güçleri onu yoğun bir ateş altına almıştı.
"Ahmaklar! Gemimin peşine düşeceğinize ikimizi de öldüren canavara odaklansanıza!" diye haykırdım, baltamla gardımı alarak. Baltayı Kara Şövalye'nin tepesine indirdim ama kılıcıyla rahatça karşıladı.
"Artık seninle oynayacak vaktim yok," dedi Vandel. "Geber şurada artık!"
"Almayayım, kalsın! Böyle bir yerde ölmeye hiç niyetim yok!" Savaş alanında geberip gitmek mi? Benden uzak dursun.
Bıyık altından güldü. "Sende ne gerçek bir şövalyenin onuru var ne de asaleti. Tam anlamıyla bir iblissin!"
"Ne olmuş yani? Onur ve asalet saçmalıklarını bana dayatmaya kalkma!"
Partner son mühimmatını Dev'in üzerine boşaltırken, Luxion'ın kabuktan ibaret gövdesi rapor verdi: "Partner'ın işletim sistemi sınırına ulaştı."
"Kahretsin!"
Beylik güçleri ateşini gemime odaklamıştı; Partner'ın bariyeri çöktüğü anda gülleler gövdeye çarptı, ortalığı alevler sardı. Geminin aşağıdaki göle çakılışını çaresizce izlemekten başka hiçbir şey yapamadım.
Bunun için Luxion'a büyük bir özür borçluydum.
Kara Şövalye'nin kılıcı bana doğru savruldu. "Buraya kadarmış!"
Son nefesime kadar direnmeye hazır bir şekilde kontrolleri daha sıkı kavradım. Tam o anda Luxion'ın sesi değişti; o harika, alaycı, iğneleyici haline geri döndü. "Konteyneri tahliye ediyorum."
"Geldin!"
Kara Şövalye hücuma geçerken, Luxion sırtımdaki konteyneri serbest bıraktı ve doğrudan düşmanın yoluna bıraktı. Vandel konteyneri tek hamlede yardı, etrafı devasa bir patlama sardı.
Fakat şimdi Arroganz'ın hareket kabiliyeti ciddi şekilde azalmıştı. Yani motorum o konteynerin içindeydi. Kara Şövalye'nin bir sonraki saldırısında hedef tahtasından farksız kalacaktım.
"Madem öyle aniden çıkageldin, şimdi ne yapmamız gerekiyor?" diye sordum.
"Sorun değil. Schwert birazdan burada olur."
Sanki işaret verilmiş gibi, hava motosikletim gökyüzünden süzülerek indi. Gerçi şekli hatırladığımdan biraz farklı görünüyordu.
"O da ne öyle?"
"Schwert," dedi Luxion.
"Hiç de öyle durmuyor ama!"
"Önemsiz bir detay."
Nereden baktığına bağlı olarak Schwert, artık bir motosikletten ziyade bir uçağa ya da bir kalkana benziyordu. Arroganz'ın arkasıyla aynı hizaya geldi, birkaç an önce füze konteynerinin bulunduğu yere kenetlendi. Bir anda Zırhım kanatlara kavuştu.
"Zırhımla birleşti! İnanılmaz!"
"Konteynerin geliştirilmiş bir versiyonudur, devasa bir kılıçla donatılmıştır. Lütfen kullanın."
Luxion'ın işaret ettiği kılıcı çektim. Tıpkı Kara Şövalye'nin savurduğuna benziyordu. "Gerçekten böyle dövüşebilir miyim?"
"Elbette. Arroganz'ın sistemini zaten güncelledim."
Kara Şövalye patlamanın duman bulutunun arasından fırladı, onu karşılamak için irtifayı alçalttım. Bu yükseltme Zırhın hızını öylesine artırmıştı ki kontrol etmekte zorlanıyordum.
"Bu fazla hızlı!"
"Lütfen alışın. Şimdi saldırıya geçiyoruz."
Schwert, doğrudan Kara Şövalye'ye doğru bir lazer ışını yolladı; fizik kurallarına meydan okurcasına kıvrılarak hedefin hareketlerini takip eden bir lazerdi bu.
"O lazer az önce büküldü mü?!" Ağzım açık kalmıştı.
"Lütfen çenenizi kapatın. Dilinizi ısıracaksınız."
Nasıl bir yapay zeka efendisine böyle davranırdı ki? Ben de yokluğunda yalnızlık çekiyordum güya; geri döner dönmez yaptığı ilk iş damarıma basmak oldu.
"Demek hala gizli bir silahın vardı, velet," diye homurdandı Vandel.
Sırıttım, kılıcımı savurarak ona döndüm. "Pekala ihtiyar, şimdiden anlaşalım; kazanan en güçlüdür. Sonra mızmızlandığını duymayayım!"
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.