BAŞLIK: Zindanda Son Gece
İÇIRIK:
Zindandaki günlerim uzayıp gidiyordu.
"Son zamanlarda sarsıntılar arttı," diye belirtti Luxion.
Hafifti belki ama ayaklarımın altındaki o titremeyi her geçen gün daha sık hisseder olmuştum. "Yine de maşallahım var, ziyaretçim hiç eksik olmuyor."
"Bu durum sadece ne kadar lezzetli bir yem olduğunuzu gösterir."
"İçime su serptin gerçekten, sağ ol."
Gelenlerin çoğu beni kandırmaya çalışan soylulardı. Reddettiğim halde peşimi bırakmıyor, Arroganz'ı teslim etmemi ya da Partner'ı nasıl kullanacaklarını öğretmemi isteyip duruyorlardı. Bazen idamla tehdit ediyor, bazen de tatlı dille ikna etmeye çalışıyorlardı; artık müzakereleri ilerletmek için neyi uygun görüyorlarsa. Üstelik sadece markinin tarafındakiler de değildi. İki tarafa da ait olmayan bir sürü soylu da fırsattan istifade beni yolmaya gelmişti.
Ancak günler geçtikçe Marki Frampton'ın adamlarının sabrı tükenmeye başladı.
Sert ve rahatsız yatağımda uzanırken Luxion hücre kapısına doğru göz attı. "Ah. Anlaşılan krallık beklentilerinizi boşa çıkardı usta."
Zırh şakırtıları ve çizmelerin çıkardığı patırtılar duyuldu. Hücreme doğru gelen bir bölük asker vardı. Angie'nin babası ile Kraliçe Mylene başarısız olmuştu.
"Yolun sonuna geldik desene."
"Çok şey bekliyordunuz," dedi Luxion.
Bunu duymak canımı yakmıştı işte.
Nöbetçim vardiya değişimi için az önce ayrılmıştı. Bu zırhlı davetsiz misafirler geliş zamanlarını mükemmel ayarlamıştı.
Grubun başındaki isim tanıdık bir yüzdü; Marki Frampton'ın grubuna mensup, otuzlu yaşlarında bir vikont. Elinde bir şişe içki tutuyordu.
"Vikont Bartfort, sana bir hediye getirdim. Aşağıda yalnızlıktan sıkılmışsındır diye düşündüm."
O içkide muhtemelen zehir vardı.
"İçmiyorum, en azından henüz yaşım tutmuyor. Şişeyi eve götürebilir ya da kafaya kendiniz dikebilirsiniz," dedim.
Alaycı bir tavırla gülümsedi. "Daha ne kadar bir hamamböceği gibi yaşamayı düşünüyorsun? Gerçek bir soyluysan delikanlı gibi ölmelisin."
Delikanlı gibi, öyle mi? Bu benim ikinci hayatımdı ve ecelimle, epey yaşlanıp ölmeyi planlıyordum. O yüzden almayayım, yine de teklif için sağ ol. Yine de işlerin bu noktada bitmesi üzücüydü.
Pekala, varsın olsun. Artık bu zindandan, hatta belki de bütün krallıktan tüyme vakti gelmişti.
Tam bunu düşünürken Luxion gölgelerin arasından süzülüverdi.
Vikont ve adamları şaşkınlıkla silahlarına sarıldı.
"Hakkında konuşulan şu ruhani yaratık bu! Yakalayın şunu! Onu ele geçirirsek o hava gemisi bizim olur!"
"Varsayımsal olarak usta ölse bile size asla itaat etmem," dedi Luxion. "Ayrıca şu an arkanızda ne olduğuna odaklansanız sizin için daha iyi olur."
Hücreme doğru yaklaşan yeni ayak sesleri gürledi ve elinde tahta kılıcıyla Chris zindan girişinden içeri fırladı.
Chris, vikontun şövalyelerini pat küt pataklarken bağırdı. "Bartfort! İyi misin?"
Bunun burada ne işi vardı? Ben daha ne olduğunu kavrayamadan Jilk öne atıldı ve kendi silahıyla vikont ateş açtı.
"Vikont Bartfort'u bugün öldüremeyeceksiniz, biz buradayken asla!"
Jilk'in atışı hedefini buldu. Vikont yaralanan elini tutarken içi zehir dolu içki şişesini düşürdü. Şişe yere çarpıp tuzla buz oldu.
Vikont öfkeyle Jilk ve Chris'e dikti gözlerini. "S-siz ikiniz... Ne yaptığınızın farkında mısınız? Arkamda kimin olduğunu biliyor musunuz? İkinizin de gücü—"
"Kapa çeneni." Luxion yuvarlak gövdesini vikontun kafasına pat diye indirip adamı pürüzsüzce bayılttı.
Jilk anahtarla hücremin kilidini açıp beni dışarı çıkardı. "Çabuk olun, acele etmeliyiz!"
Luxion'a baktım, gözünü kafasını sallar gibi aşağı yukarı oynattı.
Herhalde bu "kaçabilirsin" demek oluyordu.
"Sizin ne işiniz var burada?" diye sordum.
"Seni buraya başvurmadan hapisten çıkarmak için elimizden gelen her şeyi yaptık ama hiçbiri işe yaramadı. Durum çığırından çıkınca biz de bu fırsattan istifade seni kaçıralım dedik."
"Biliyordum. Harbi katıksız aptalsınız."
Chris, "Yine de şanslısın ki tam zamanında yetiştik," dedi. "Yat kalk dua et."
Brad ve Greg çıkışta bizi bekliyordu. Eli kolu bağlanmış nöbetçime bakıyorlardı.
"Siz de mi buradaydınız?" İkisi arasında göz gezdirdim. "Peki buna ne oldu?" Nöbetçi aslında bizden sayılırdı, doğrudan kraliçe tarafından görevlendirilmişti.
"Biz geldiğimizde zaten bu haldeydi."
"Hadi ikilelim. Julius bizi bekliyor."
Nöbetçinin yaralanmadığından emin olduktan sonra, Şapşal Herifler Takımı'nın beşte dördüyle birlikte saraya süzüldük.
Yer bir kez daha derinden sarsıldı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.