Kış Çayı ve Eski Hesaplar

İkinci dönemin sonu yaklaşıyordu. Fanoss çatışmasına —ya da belki de "olayı" demek daha doğruydu— katılan öğrenciler için ödül töreni, kış tatilinin ilk günü düzenlenecekti. Akademide madalya bekleyenler tören gününü iple çekiyordu. Ödüller öyle herkese rastgele dağıtılmadığı için bu tören, öğrencilere ciddi bir itibar ve caka satma hakkı kazandıracaktı. Fırsatı kaçıranlar ise bu duruma içten içe bilense de ellerinden bir şey gelmiyordu.

Dışarıdaki dondurucu soğuktan camlar buğulanırken, arkadaşlarımla odamın sıcaklığında çaylarımızı yudumluyorduk. Usta bana yeni çay yaprakları hediye etmişti, ben de kendime şık bir çay takımı almıştım; keyfime diyecek yoktu. Hatta bu özel buluşma için sabahın köründe kalkıp şehrin en ünlü tatlıcısına gitmiş, en kaliteli ikramlıklardan kapıp gelmiştim.

"Aah... Dünya varmış ya."

Livia bir yandan tatlıları atıştırırken hafif bir suçluluk duyuyor gibiydi ama şekerli tat çok geçmeden yüzünde kocaman bir tebessüm açtırdı. Ünlü bir tatlıcıdan da bu beklenirdi zaten. Açıkçası bu kadar bağımlılık yapacağını ben bile tahmin etmemiştim.

"Mükemmelmiş bu," dedi Livia.

Angie ise onun aksine, bu lezzetlere zaten alışkın olduğunu belli eden bir edayla küçük, soylulara yakışır ısırıklar alıyordu. "Çikolata sever misin? En sevdiğim çikolatacılardan birinden sana tadımlık bir şeyler getirteyim."

Tam bir yüksek soylu hanımefendisi işte! Nereden alışveriş yaptığını ölesiye merak ediyordum.

Livia acı acı gülümsedi. "Böyle pahalı şeylere pek alışmasam daha iyi."

"Ah... Peki, sen bilirsin..."

Elini kaldırdı. "Angie, bana şu mekânın adını söylesene? Gerçekten kaliteli yerlerin aylar süren bekleme listeleri oluyor. Sizin aileden bir referans mektubu kapabilirsem harika olur."

Bir otome oyunu dünyasından bekleneceği üzere, inanılmaz çeşitli ve popüler tatlılar vardı. Bu ana erkil toplumda yaşamak ne kadar eziyetli olsa da en azından böyle şekerli lezzetlerle ruhumu ödüllendirip tatlı bir nefes alabiliyordum.

"Hiç sanmıyorum Sayın Çay Budalası. Bütün stoğu kapatmana izin verirsem diğer müşteriler çıldırır."

Çay partilerine meraklı tek erkek ben değildim; hatta bazı ahlaksız tipler, sırf kızları partilerine davet edebilmek için en popüler dükkânları kapatıp ürünleri tekellerine alıyorlardı. Ama biliyor musunuz? Angie haksız sayılmazdı; o adamlarla ben aynı yolun yolcusuyduk!

"Hadi ama, o kadarını da yapmam," diye üsteledim. "Sadece en popüler tatlıları gözlerinin önünde yiyerek kızlara nispet yapmak istiyorum. Ya da ne bileyim, diyet yapmaya çalışan şu kibirli kızlardan birine çikolata uzatıp aklını çelmek falan..."

Gıcık olduğun birinin karşısına geçip zaferinin tadını çıkarmak kadar keyifli bir şey yoktu. Şu ukala kızlardan birinin suratına karşı şöyle ağız dolusu gülmek istiyordum bir kez olsun.

Livia bıkkın bir tavırla, "Çok kötüsün," dedi.

Son zamanlarda buralar oldukça sakindi. Döndüğümüzden beri Luxion; Partner, Arroganz ve Schwert'in bakımıyla uğraşıyordu. Benim de bir yere gidecek vasıtam kalmadığı için zindan gezileri için Daniel ve Raymond'ı darlıyordum. Tabii artık oyundaki en zorlu düşmanları patakladığım için yaratıklar pek sorun teşkil etmiyordu. Yine de toplayabildiğim kadar kaynak toplamakta fayda vardı.

Fanoss'un gizli silahı artık elimizde olsa da heriflerin hâlâ bizimle savaşa tutuşacağı korkusunu üzerimden atamıyordum. Endişelenmek için görünürde bir sebep yoktu belki ama göğsüme garip bir huzursuzluk oturmuştu. Bir türlü sakinleşemiyordum.

Angie konuyu değiştirdi. "Her neyse Leon, Kara Şövalye'yi yenme övgüsünü Chris'e bıraktığını duydum."

Gözlerimi tavana diktim, bu hareketim Livia'nın dikkatinden kaçmadı.

"Neden böyle bir şey yaptın ki? Onu alt eden sensin, Leon."

Angie çayını bitirmişti, ben de göze girmek adına hemen fincanını tazeledim. "Leydim, bu karar son derece karmaşık politik dengeler gözetilerek alındı."

Tamam, kocaman bir yalandı bu.

Yine de Angie ne demek istediğimi anlamış gibi başını salladı. "Doğru ya, aslında hiç de fena bir hamle değil."

"Değil mi?!" İşin aslını pek düşünerek yapmamıştım ama ondan övgü almak cidden hoşuma gitmişti.

"Şey, tamam ama neden?" Livia'nın kafası karışmıştı, yüzü bulutlandı.

Angie anlatmaya başladı, ben de çaktırmadan kulak kabarttım; nitekim bu cevaba benim de ihtiyacım vardı. "Çok basit. Arclight Hanesi, Leon'a bir düşman gözüyle bakıyordu. Ama bu zaferin şanını Chris'e devrederek —ki kendi yenemedikleri bir düşmanı devirmek tek başına inanılmaz bir başarı— Leon adamlara hamle yapacak alan bırakmadı. Chris yakında yeniden hanesinin mirasçısı ilan edilebilir."

Livia bana bakıp gülümsedi. "İyi kalpli biri olduğunu biliyordum zaten!"

"Şey, yani... T-tabii ki öyleyim."

Arclight Hanesi'nin benden pek hazzetmediğini biliyordum ama beni doğrudan düşman bellediklerini tahmin etmemiştim. Adamlar Şövalye Kutsalı'nın soyuydu yahu! Dokuz canlı kedi olsam, herif peşime düştüğü an tüm canlarımı tek celsede harcardı.

Bir dakika... Kraliçe Mylene —yani şey, Bayan Mylene— daha önce saraydaki düşmanlardan falan bahsederken sanki buna benzer bir şeyler söylemişti.

Luxion bana doğru süzüldü. Kızlar onu zaten gördüğü için artık saklanma gereği duymuyordu. "İşler istediğiniz gibi gitti, değil mi Usta?"

Demek istediği şuydu: Sarayın dikkatini daha fazla çekmek istemediğin için ihaleyi çocuğun üstüne yıktığını anlamadıklarına sevin bakalım.

Bu tek gözün ne mal olduğunu okumak her geçen gün daha da kolaylaşıyordu.

"Böyle ince hesaplar yapabilen bir ustaya sahip olmak nasıl bir duygu?" diye sordum. "Koltukların kabarıyor, değil mi?"

"Bunu bile böbürlenme malzemesi yapabilmeniz gerçekten ayrı bir yetenek. Çoğu insan daha mütevazı davranırdı. Birazcık vicdan kırıntınız kaldıysa kendinizi biraz geri çekmeyi deneyin."

Elini havada sallayarak geçiştirdim. "Neden bahsettiğin hakkında en ufak bir fikrim yok. Benim olayım sadakatim ve iyi kalpliliğimdir. Kendi halinde, sıradan bir adamım ben."

"Sizin için 'sadakat' ve 'iyilik' kelimelerinin anlamlarına bakmamı ister misiniz? Görünüşe göre bu yeni dilinizdeki kavramları biraz yanlış anlamışsınız."

Bu sırada Angie ile Livia öne doğru eğilmiş, merakla Luxion'ı inceliyordu. Angie çekingen bir tavırla parmağını uzatıp ona dürttü. "Şu tek gözlü yaratığın konuşabilmesi ne kadar garip."

"Hiç kibar değilsin Angie," diye azarladı Livia. "Lux'ın bir adı var. Luxion o."

Luxion tek gözünü Livia'ya dikti. "'Lux' mu? Benden mi bahsediyorsunuz?"

Sırıttım. "Gözün aydın Lux. Artık sevimli bir lakabın var."

Aniden suspus oldu. Livia da onu kızdırdığını sanarak kaşlarını endişeyle çattı.

"Sen ona takılma. Her neyse, başarıyı Chris'e bırakmamın asıl sebebi... şey, bilirsiniz işte. Chris ve diğer çocukların özünde kötü olmamaları. Yani... herhalde."

Kafaları biraz —tamam, bayağı bir— basmıyordu belki ama kötü insanlar değillerdi.

Angie'nin yüzündeki tebessüm donuklaştı. "Doğru. Asıl dikkat etmemiz gereken kişi, onların hayatını böyle altüst eden o kız... Marie."

Odadaki hava bir anda ağırlaştı.

Livia ortamı yumuşatmaya çalışarak, "Şey, aslında şu beş çocukla ilgili bir şey duyduydum," dedi. "Bir depomsu yerin etrafında dolanıp duruyorlarmış. Bir işler karıştırıyorlar sanki."

"Ne işiymiş o?" diye sordum.

Livia ilgilendiğimi görünce rahat bir nefes alıp devam etti: "Bir şey imal ediyorlar gibi geldi bana."

Bu beş kafadar bir araya gelip ne icat ediyor olabilirdi ki Allah aşkına?

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.