Geçmişin Borcu ve Geleceğin Hesabı

Kaderi düşünüyordum. Kelimenin tam anlamından pek emin olmasam da kulağa havalı geldiği kesindi. Alınyazısı gibi bir şeydi işte, hani insanın omuzlarına binen o ağır yükler olur ya, aynen öyle.

"Acaba şu figüranlık kaderinden kaçabilecek miyim?"

"Kader dediğiniz şey eylemlerden ibarettir," dedi Luxion. "Sebep ve sonuç. Bir adım atarsınız, bunun karşılığında iyi ya da kötü bir pay biçilir size. Kısacası, kelimenin anlamını henüz kavrayabilmiş değilsiniz."

İnsanın en havalı anında kurduğu o gösterişli cümlenin, biri tarafından böyle ukalaca düzeltilmesinin nasıl bir his olduğunu bilir misiniz? Resmen yer yarılsa da içine girsem diyeceğim cinsten bir utançtı. "Hiçbir şey söylememişim farz et."

"Nasıl isterseniz."

Soğuk gece göğünün altında, güvertede öylece duruyorduk. Partner, Dük Redgrave’e ait üç hava gemisiyle yan yana dizilmişti. Karşımızda ise Kont Offrey’in filosu, olası bir çatışma ihtimaline karşı topladığı o koca armada süzülüyordu.

Lafı uzatmadan özet geçmek gerekirse, kont ele geçirdiğimiz korsanları kendilerine teslim etmemizi talep ediyordu. Diğer taraftan, dükün tarafı, yani benim tarafım ise dükün vasal hanedanı benden resmen yardım istemişken o korsanları kendi rızamızla teslim edeceğimizi düşünmenin tam bir aptallık olduğunu savunuyordu. Kont Offrey, kendi hanedanının korsanlarla iş birliği yaptığına dair elimizde kanıt kalmaması için yırtınıyordu, burası çok açıktı. Gelgelelim işin içine Redgrave Hanedanı girince, artık esirlerimi bana zorla bıraktıramayacaklarını anlamışlardı. Bu yüzden masaya oturmak, en azından şanslarını denemek zorunda kalmışlardı.

Angie ise Li... yani Bayan Olivia’yı kendi gemisine götürmüş, onu evine bırakmaya niyetlenmişti. Bayan Olivia’nın gözyaşları içindeki yüzünü gördüğü an bana öyle bir dik dik bakıp yanağıma bir tokat patlatmıştı ki sormayın. Bayağı öfkelendiğini söyleyebilirdim.

"Bunun en doğrusu olduğundan emin misiniz?" diye sordu Luxion.

"Müzakereleri düke bırakmayı mı kastediyorsun? Bende hiç usta bir diplomat tipi var mı?" Başımı iki yana salladım. "Elbette en mantıklı yol buydu."

Kontla yapılacak görüşmeleri dük ve ailesinin üstlenmesini rica etmiştim. Her şeyi onların ellerine bıraktıktan sonra benden bir de talepte bulunacak değillerdi herhalde, değil mi? Zaten şu anda resmen bir servetin üzerinde oturduğum için birilerine tazminat ödemek zorunda kalsam bile bu bana koymazdı. Tutsak aldığım korsanlar, onlardan kalan zırhlar, hava gemileri ve tabii ki o hazine tamamen bendeydi artık.

Başka ne gibi bir sıkıntı çıkabilirdi ki?

"Onu kastetmiyorum. Şu şöhret meselesinden bahsediyorum. Neden kazandığınız başarıları Brad ve Greg’in hanesine yazıp nitelik olarak onlara atfettiniz?"

"Çünkü onların miraslarına yeniden kavuşması benim işime geliyor. Bayan Olivia’yı korumaya dünden hazırlar, değil mi? Bir noktada çuvallasalar bile zamanı geldiğinde bu işin üstesinden gelebileceklerini hissediyorum."

Oyunun hikayesi zaten çoktan rayından çıkmıştı. Gidişatı elimden geldiğince düzeltmek zorundaydım. Aksini düşünmek bile istemiyordum. Kaldı ki o ikisi eski konumlarını geri kazanamasalar bile, bu olaydan sonra eskisinden çok daha parlak bir geleceğe sahip olacaklardı. Çaba göstermişlerdi ve bir ödül hak ediyorlardı. Onlar için en azından bunu yapabilirdim.

"Yani Olivia ile meseleyi çözdünüz, tüm başarıyı Greg ve Brad’e devrettiniz, kendinize ise sadece az miktarda ganimet ayırdınız. Elde ettiğiniz sonuçlar, göze aldığınız bu kayba gerçekten değdi mi?"

Şu duygusuz herife de bakın hele. Hazineden, hava gemilerinden veya zırhlardan hiç bahsetmiyordu bile. "Tabii ki değdi. Bu kadarı bana fazlasıyla yeter. Üstelik şimdi sen varsın."

Gerçi şimdi düşününce, Luxion aslında Bayan Olivia’nın hakkıydı. Ona yaptığım o ufak tefek yardımlar, teoride onun olan o hileli uzay gemisini resmen çalmış olduğum gerçeğini örtbas etmeye yetmezdi. Ama bunu sesli söylersem Luxion’un kibirden burnu havaya kalkardı, bu yüzden çenemi kapalı tuttum.

"Olivia’yı ağlattınız," dedi. "Angelica bu yüzden size epey kızgındı."

"Evet, sorma, prensesimizi memnun etmek de deveye hendek atlatmaktan zor. Görünüşe göre şimdi benden nefret ediyor."

"Angelica ile de aranıza mesafe koymaya kararlısınız, öyle mi?"

Kuru bir kahkaha attım. "Hadi ama, ona zaten gereğinden fazla yakınlaşmıştım."

Şu dünyada "uygun mesafe" diye bir kural vardı ve ben bu kuralı uzun zamandır tamamen çiğnemekteydim.

Ben güvertede beklerken, Kont Offrey’in filosu yönünü değiştirip uzaklaşmaya başladı. Anlaşılan o ki müzakereler nihayete ermişti.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.