Tüfeğimi kaldırıp namluyu, düşerken Olivia’ya ziyafet çekmek için can atan canavarlara doğrulttum.
Beni gördüğü an, sanki dua ediyormuş gibi ellerini göğsünün önünde birleştirip gözlerini yumdu. Yüzünde dingin bir ifade vardı; ne kadar canımı sıksa da onu kurtaracağıma dair sarsılmaz bir inanç taşıyordu.
Şimdi başarısız olursam tam bir pislik gibi görüneceğim.
Tetiği çekip etrafını saran canavarları temizledikten sonra silahımı yerine koydum ve gidonu bıraktım.
“Gerisi sende,” dedim Luxion’a.
“Schwert’in hızını onun düşüş hızına eşitleyeceğim,” diye söz verdi. “Onu yakalarken lütfen dikkatli olun, usta.”
Elbette dikkat edecektim!
Olivia’yı yakalamak için kollarımı açtım; kucağıma düştüğü gibi onu kucaklayıp göğsüme bastırdım.
“Suya sert bir iniş yapacağız,” diye uyardı Luxion. “Darbeye hazırlanın.”
“İnsana hiç nefes aldırmıyorsun!” diye homurdandım dişlerimin arasından ve Olivia’yı daha da sıkı sardım.
Motosikletin alt kısmı denizin yüzeyine çarptığı anda kendimi sıktım. Birkaç saniye boyunca beyaz köpükler saçarak suyun üzerinde hızla kaydık. Yavaş yavaş motor yeniden yükselmeye başladı. Bu sırada Olivia hıçkıra hıçkıra ağlayarak bana tutunuyordu.
Onu teselli etmek amacıyla saçlarını hafifçe okşadım. “Güvendesin artık. Merak etme, seni gemiye geri götüreceğim, Olivia.”
“Livia!” diye çıkıştı birden. Sesinde daha önce hiç duymadığım bir kararlılık vardı. Dur bir dakika, kızgın mıydı bana?
“Şey, bak…”
“Livia! Neden bana Livia demiyorsun artık? Benden nefret mi ediyorsun? Neden… Lütfen bana bir daha Olivia deme!”
Luxion sessiz kalmayı tercih etti. Gerçi o sırada motoru yönlendirip gemiye dönmekle meşguldü ama en azından bana bir ipucu verebilirdi. Bu tür durumlarda hiç iyi değildim.
“Bak, Livia… Sen benimle olamazsın,” dedim. “Sana daha çok yakışacak biriyle olmalısın.”
“Ne diyorsun sen? Neden başka erkeklerden bahsediyorsun ki?!”
“Çünkü!” Boğazıma bir yumru oturdu, yutkundum. “Dışarıda çok daha iyi adamlar var. Yakışıklısı, zengini… Ne ararsan var, anlıyor musun? Onlar sana benden çok daha iyi uyum sağlar.”
“Hiçbiri umurumda değil!” Livia minik ellerini yumruk yaptı. Neden anlamıyordu? Karşımda son derece inatçı ve kararlı bir şekilde duruyordu.
Senin o ana karakterlerden biriyle olman gerekiyordu. Evet, hepsi birbirinden beş para etmez herifler ama seni mutlu edeceklerse benim için sorun yok. Onları ne kadar kötülersem kötüleyeyim, yine de benden kat kat iyiler.
“Mesela Prens Julius!”
“Olamaz! Angie’yi öylece yüzüstü bıraktı!”
Duraksadım. “Peki, güzel! Jilk’e ne dersin?!”
“O sinsi bir düzenbaz!”
“O zaman Brad!”
“Kendini beğenmişin teki!”
“Greg!”
“Kafası sadece kas yapmaya basıyor!”
“Chris!”
“Gösteriş budalası!”
Vay canına, hepsini ne de güzel çözmüşsün. Bu durum aslında biraz eğlenceliydi.
“Başka hiç kimseyi istemiyorum,” diye isyan etti Livia. “Ben… Ben seninle olmak istiyorum, Leon! Eskisi gibi seninle ve Angie’yle eğlenmek istiyorum!”
Ama benimle olması ona hiçbir fayda sağlamazdı. “B-benimle olamazsın! Benim neyim iyi ki?!”
“Ben seninle olmak istiyorum,” diye üsteledi. “Naziksin, güçlüsün… Hayır, aslında tam olarak bu değil. Ne önemi var ki, seni seviyorum işte! Önemli olan tek şey bu! Seni seviyorum, Leon!”
Gözlerimi kaçırdım. Şimdiye kadar kimse bana bu kadar açık bir şekilde sevgisini itiraf etmemişti. Yani, annemi saymazsak tabii. Bu dünyada böyle bir itiraf duyacağım rüyamda görsem inanmazdım.
Luxion araya girdi. “Usta, yolcu gemisine vardık.”
Tüfeğime uzanıp içine birkaç fişek daha sürdüm. Utancımı Livia anlamasın diye kısık bir sesle konuştum. “Arkama geç ve sıkı tutun, L-Livia…”
“Tamam!”
Daha önce ona lakabıyla hitap ettiğimde bu tamamen arkadaşça ve sıradan bir şeydi. Hiç üzerinde durmamıştım ama şimdi bu ismin ne kadar samimi ve yakın hissettirdiğinin farkındaydım.
Livia arkama geçip oturdu ve kollarını sıkıca belime dolayarak gülümsedi.
Eyvah, normalde bu durumlarda kızın göğsü erkeğin sırtına değer ve ortalık alev alırdı değil mi?
Yalnız küçük bir sorun vardı…
Üzerimdeki yelek o kadar kalındı ki hiçbir şey hissedemiyordum!
Luxion ne düşündüğümü anlamış gibi, “O pilot üniforması özel üretimdir,” diyerek görevini yerine getirdi.
“Her zamanki gibi laf soktuğun için sağ ol!” diye homurdandım. Silahımı doğrultup önümüzdeki canavarları havaya uçurdum.
Fanos krallığı gemilerinden biri çarptığı için yolcu gemisi yan yatmıştı. Ancak şu an canavar sürüsü yüzünden krallık gemileri de hareket etmekte zorlanıyordu.
Tüfekteki kurşunlar bitince Schwert’i güverteye indirdim. Tekerlekler gıcırdayarak ahşap zeminde kaydı ve sonunda durduk. Kafamı çevirip etrafa bakındım.
“Harika bir iş çıkardın, Schwert,” diyerek motoru gururlu bir ebeveyn gibi övdü Luxion. “Söz, sonra sana güzel bir bakım yapacağım.”
Silahı bırakıp Livia’nın motordan inmesine yardım ettim.
Angie hemen koşarak yanımıza geldi ve kendini Livia’nın kollarına bıraktı. İkisi birbirine sımsıkı sarıldı. “Aptal! Seni budala! Beni nasıl korkuttun haberin var mı!”
“Angie, çok özür dilerim!”
İkisi de hıçkıra hıçkıra ağlayarak birbirine sarılıyordu.
Kadınlar arasındaki arkadaşlığın geçici olduğunu söyleyen o aptal da kimdi? Karşımdaki gerçekten harika bir manzaraydı.
Savaş alanı tam bir kaosun içindeydi. Bize çarpan savaş gemisi sayesinde diğer krallık gemileri bize ateş edemiyordu ama bu gidişle gemimiz batacaktı. Tek tesellimiz, henüz bizim taraftan kimsenin ölmemiş olmasıydı. Fakat bu da sadece an meselesiydi.
“Luxion, bizimkilerin gelmesine ne kadar kaldı?”
“Planlandığı gibi. Şimdi ulaşıyor.”
Cebimden köstekli saatimi çıkarıp zamanı tekrar kontrol ettim. Tam vaktinde. Partner ufukta belirdi.
Hâlâ birbirine sarılmakta olan kızlar, bakışlarımı takip edip hava gemimi fark ettiler.
“Olamaz. Onu sen mi çağırdın?” Angie’nin şaşkınlıktan ağzı açık kalmıştı. “Ama bu mesafeden ona nasıl ulaştın?”
Sırıttım. “Onu buralarda bir yerde hazırda bekletiyordum. Biraz fazlaca tedbirliyimdir de. Luxion—”
“Zaten ilgileniyorum,” diyerek sözümü kesti.
Hadi ama, bari repliğimi bitirmeme izin verseydin.
Partner’ın gelişiyle birlikte, düşman formasyonunun düzeni bozulmaya başladı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.