Parçalanmış ekranımı kenara ittim ve metal yığını gökyüzünün boşluğuna doğru süzülüp gitti. Siyah şövalye yaptığı saldırıyla ekranı unufak etmiş, Arroganz'ın göğsünün tam ortasında devasa bir delik açmıştı. Kokpite dolan rüzgar tenimi yalayıp geçerken tuhaf bir şekilde canlandırıcı bir his verdi. Yine de şu an tamamen savunmasızdım, açık hedef halindeydim.
Başımı hızla sağa bükerek siyah şövalyenin kılıcından kıl payı kurtuldum. Eğer karnımı hedef almış olsaydı, şimdiye çoktan nalları dikmiştim.
"Haah... Haah..."
Siyah şövalye yeni bir saldırı için kılıcını tekrar havaya kaldırdı. Böyle bir tehdidi ekrandan izlemekle çıplak gözle karşı karşıya kalmak arasında dağlar kadar fark vardı.
"Performansımız yüzde otuz düştü," dedi Luxion. "Bu da pilot olarak sizin üzerinizdeki yükü artırıyor. Geri çekilmenizi öneririm."
"Arroganz'ın zırhını hiçbir şeyin delemeyeceğini söylediğini sanıyordum."
"Düşmanımız, adamanit adında fantastik bir metalden dövülmüş özel bir kılıç kullanıyor."
"Fantastik demek? Sanki senin ondan kalır yanın var."
Demek hileli karakter kıvamındaki düşmanımız olan siyah şövalye, elinde ultra özel büyülü bir kılıç sallıyordu, öyle mi?
"Kahretsin, buradan arkama bakmadan kaçmayı ben de her şeyden çok isterdim ama olmaz. Hem kim bu herif böyle? Fazlasıyla güçlü."
Luxion, her zamanki sinir bozucu tavrıyla lafı gediğine koydu. "Düşmanları hayatta tutmak konusunda bu kadar inatçı davranmasaydınız şu an bu çıkmazda olmazdık. Kaçmak isteseler bile onları öyle bir köşeye sıkıştırdınız ki savaşmaktan başka çareleri kalmadı."
Yarama tuz basmasan olmaz zaten, değil mi?
Siyah şövalye aniden seslendi. "Çok gençsin. Fazlasıyla genç. Krallık şövalyelerinin düştüğü durum bu mu şimdi?"
Geçmişine dair detayları falan bilmiyordum ama bu kasvetli ve tok sese bakılırsa en parlak dönemini çoktan geride bırakmıştı.
"Bize saldıran sizdiniz," dedim. "Başka ne şansımız vardı?"
"Anlıyorum. Benim gençliğimde de durum aynıydı. Bu krallıkta doğduğun güne lanet edeceksin, çocuk."
Gözümü ondan ayırmadan kontrol kollarını kavradım ve Arroganz'ın ellerini yumruk yaptım. O kadar gergindim ki nefesim kesik kesik ve titreyerek çıkıyordu.
Neden bu kadar zorlu bir savaşta kendimi bu kadar hırpalıyordum ki? Normalde arkama bakmadan kaçardım.
Neden kaçmadığımı merak ediyorsanız söyleyeyim; diğer öğrencilere o kadar nutuk çekip kendimden emin davrandıktan sonra arkamı dönüp gitseydim, kelimenin tam anlamıyla utançtan ölürdüm.
Üstelik siyah şövalyenin beni öylece bırakmaya niyeti de yoktu. Bu adama arkamı döndüğüm an beni ikiye biçerdi. Bir de tabii kılıcının Arroganz'ı delebildiği gerçeği vardı; yani Partner'ın zırhını da rahatça kesip biçebilirdi.
Livia ve Angie'nin yüzleri gözümün önüne geldi. Diğerlerini mi soruyorsunuz? Cehenneme kadar yolları var! Ama bu şövalyeyi durdurmak zorundaydım, yoksa o ikisinin başı belaya girecekti.
"Ana gemiyi konuşlandırmak için onay verin," dedi Luxion.
"Bunu yaparsam onu öldürürsün. Bu yüzden hayır."
"Nedenini anlayamıyorum," dedi huysuzca. "Geliyor!"
Düşman hamlesini yaptı.
Boynumdaki tılsım sallanırken onunla çarpışmak için ileri atıldık.
Siyah şövalyenin kılıcı, saldırısında en ufak bir tereddüt olmadan havayı yardı. Bu adamın beni öldürmekle ilgili hiçbir ahlaki kararsızlığı yoktu.
Darbesini bloklamak için sol kolumu kaldırdım ve silahının çeliği zırh levhamın içine gömüldü.
Arka planda uyarı sinyali acı acı ötmeye başladı.
Şövalyeye doğru hamle yaptım ama tehlikeyi sezip kılıcını hızla geri çekti ve üzerimden sıçradı. Bir sonraki darbesi yandan geldi. İleri atıldım; kılıcı sağ omzuma saplanırken Arroganz'ı onun zırhına geçirip sertçe çarptım.
"Benim zırhım seninkinden katbekat güçlüyken beni nasıl alt edebiliyorsun? Seni hileci piç!"
"Sadece pilotluk konusunda sizden çok daha yetenekli," dedi Luxion.
Yumruğumu düşman zırhına vurup bir şok dalgası vermeye hazırlandım ama siyah şövalye ayağıyla koluma sertçe vurarak beni sendeletti.
Birbirimizden parça koparmaya devam ettik; dakikalarca, belki de saatlerce sürdü, bilmiyorum. Sonunda, batmakta olan akşam güneşi onun arkasından vururken ikimiz de birbirimize baka kaldık, gözümüzü ayırmadan öylece bekledik. Zırhlarımız dökülüyordu; onun sol kolunu ve bacaklarından birini almıştım ama benim de durumum pek iç açıcı sayılmazdı.
"Bir krallık şövalyesine kaybetmeye izin veremem," diye fısıldadı acı içinde.
Gözümü kamaştıran güneş ışığı yüzünden gözlerimi kıstığım o an, siyah şövalye hemen ileri atıldı. Kılıcı havayı keserken parıldadı.
Seni hileci! Bu en eski numaralardan biridir!
Bir kez daha kılıcını Arroganz'a sapladı.
Güzel.
Kokpitten dışarı sarktım, düşman zırhına bir fırlatma kancası attım ve kendimi siyah şövalyenin zırhına doğru fırlattım.
Yaşlı adam şaşkınlıkla güldü. "Zafer şansını ellerinle mi çöpe atıyorsun?"
"Yoo, bu raund benim."
Bu çılgınca atlayışım dikkatini o kadar dağıtmıştı ki siyah şövalye Arroganz'ın hâlâ hareket ettiğini fark etmedi. Benim zırhım, kollarını onun zırhına dolayıp onu olduğu yere kilitledi.
"Ne?! Nasıl hâlâ hareket edebiliyor?!"
Arroganz karşı zırhın kafa kısmını yırtıp açtı ve nihayet içindeki pilotla yüz yüze geldim. Alnında kocaman bir yara izi olan yaşlıca bir adamdı. Kılıfımdan tabancamı çıkarıp ona doğrulttum.
"Bitti. Teslim ol."
Dudağını büküp bana küçümseyerek baktı, dişlerini sıktı; öfkeyle bakışı sırtımdan aşağı bir ürperti gönderdi. "Asla. Öldür beni, seni korkak!"
Hadi canım, herif gerçekten reddetti.
Luxion, Arroganz'ın içinden fırlayıp yanımda belirdi. "Usta, düşmanı etkisiz hale getirdik."
Göz ucuyla omzumun üzerinden arkama baktım; gerçekten de savaş alanı sessizliğe bürünmüştü, artık savaşan kimsenin sesi soluğu çıkmıyordu. Bu herif teslim olduğunu kabul etse de etmese de, prenslik ana savaş gemisi hareket edemez durumdaydı ve tüm zırhları aşağıdaki okyanusun yüzeyinde yüzüyordu.
"Hey, fena iş çıkarmadık!"
Luxion ana gövdesini kullanmak zorunda kalmadan Fanoss'u durdurmayı başarmıştık.
"Yine de iyi direndiler," dedi Luxion.
"Özür dilerim, Prensesim," diye mırıldandı siyah şövalye acıyla.
Ona kaşlarımı çatarak bakarken, prensliğin ana savaş gemisinden gökyüzüne doğru süzülen bir ışık yükseldi; bir işaret fişeği.
Kaşlarımı çattım. "Siz harbi ne zaman vazgeçeceğinizi bilmiyorsunuz."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.