"O aptal abi, gerçekten ne düşünüyor acaba?"
Uzun tatil bitip Fin ve diğerleri İmparatorluğa döndükten bir süre sonraydı.
Marie, akademideki sınıfında somurtup duruyordu.
Bunun tek sebebi Leon'du.
Marie'nin yanında hizmet etmeye iyice alışmış olan Carla, kitaplarını ve defterlerini çantasına koyarken Leon için endişeleniyordu.
"Tatil bittiğinden beri dersleri hep ekiyor. Akademi müdürü bile sebebini bilmediğini söyledi. Acaba ne oldu?"
Şimdiki akademi müdürü, Leon için bir çay ustasıydı.
Leon'un nadiren de olsa içtenlikle saygı duyduğu nadir yetişkinlerden biriydi.
Buna rağmen Leon, o ustasına bile neden gelmediğine dair tek bir açıklama yapmamıştı.
Marie gözlerini kapatıp öfkeyle söylendi.
"Haber vermeden devamsızlık yapsa bile ne de olsa Büyük Dük, kimse ona hesap soramıyor. Öğretmenler bile tek kelime edemiyor işte."
"Elden bir şey gelmez. Defalarca ülkeyi kurtarmış bir kahraman o."
"Kahramansa bir zahmet haber vermeden dersleri ekmesin."
Marie'nin bu kadar somurtmasının asıl sebebi Leon'un devamsızlık yapması değildi.
Leon burada olmadığı için, son zamanlarda sağlığı bozulan ve sık sık bayılan Erika'nın durumunu kontrol edemiyordu.
'Luxion abimin yanında, Creare de ortalıkta fır dönüp duruyor, bir türlü yakalayamıyorum. Erika hâlâ acı çekiyken neden onun yanında kalmıyor ki?'
Güvenebileceği abisi yanında olmadığı için endişeden deliye dönüyor, hırçınlaşıyordu.
Marie'nin bu halinden endişelenen Carla, biraz çekinerek de olsa bir fikir ortaya attı.
"Şey... Acaba o üç kıza gidip doğrudan sorsanız mı? Mümkünse sadece Noel-san ile konuşmak daha iyi olur ama onun da durumu bilip bilmediği şüpheli."
"Durumu biliyor olabilirler tabii ama... Onlarla pek konuşmak istemiyorum."
"Ben de aynı durumdayım."
Marie ve Carla, birinci sınıftayken Anjelica ve Livia'ya az çektirmemişlerdi.
Üstelik bu sorunların çoğu hayati tehlike barındıran şeylerdi. İçlerindeki suçluluk duygusu yüzünden şimdi onlardan yardım istemeye yüzleri yoktu.
Çekinmeden konuşabilecekleri tek kişi Noel'di ama orada da başka bir sorun vardı.
Leon, işle ilgili bir şey danışacağı zaman hep Anjelica'ya giderdi.
Bu yüzden Noel'in detaylardan habersiz olduğu zamanlar çok oluyordu.
Marie kararsızca kollarını kavuşturdu, bir süre tavanı izledikten sonra kararını verdi.
"Ş-Şimdilik gidip Noel'le bir konuşalım bakalım."
"En mantıklısı bu görünüyor."
"Neden işler bu noktaya geldi ki?!"
Marie'nin soğuk terleri durmak bilmiyordu.
Okul çıkışında hemen çağrılan Marie, şu an kızlar yurdundaki Anjelica'nın odasındaydı.
Odanın sahibi olan Anjelica ile birlikte Livia ve Noel de oradaydı.
Sandalyede oturan Marie'nin hemen arkasında, Carla tıpkı sadık bir hizmetkar gibi dikilmiş, arka planla bütünleşmişti.
Marie bakışlarını Noel'e çevirdi.
"N-Neden buraya çağrıldım acaba? Ben sadece Noel'le biraz konuşmak istemiştim oysa..."
'Nişanlısını elinden aldığım kadınla, Azize unvanını gasp ettiğim kız bana dik dik bakıyor resmen!'
Anjelica ve Livia'nın sert bakışları altında ezilen Marie, Noel'den bir açıklama bekledi.
Noel ise Marie'nin paniklemiş halini fark etmemiş gibiydi. Başını öne eğip ciddi bir tavırla onu neden çağırdıklarını anlatmaya başladı.
"Leon'un okula gelmemesiyle ilgili, değil mi? Aslında bizim de pek bir bilgimiz yok. Luxion yanında değil, Creare de Licorne'dan bir türlü ayrılmıyor."
"Son zamanlarda akademide görünmeyince Licorne'un içinde olduğunu tahmin etmeliydim."
"Evet. Bu yüzden, belki Marie-chan bir şeyler biliyordur diye düşündük."
Marie'nin buraya çağrılma sebebi, Anjelica ve diğerlerinin bilmediği bazı şeyleri biliyor olma ihtimaliydi.
'Hayır, ben de bilmediğim için sormaya gelmiştim zaten!'
Anjelica'nın keskin bakışları karşısında korkudan titreyen Marie, yüzüne yapay bir tebessüm yerleştirirken şakaklarından soğuk terler süzüldü.
"Bana hiçbir şey söylenmedi. Noel ve diğerleri bilir diye düşünüp sormaya gelmiştim ben de."
Noel hafifçe başını salladı.
"Anlıyorum. Ama normalde aranız çok iyidir, değil mi? Gelmişken ikinizin arasındaki ilişkiyi de bir güzel öğrenelim dedik."
Marie, Anjelica ve Livia'nın neden kendisine bu kadar düşmanca baktığını nihayet anlamıştı.
'Bu kızlar beni burada köşeye sıkıştırıp sorguya çekecek! Aptal abi! En azından gitmeden önce durumu açıklasaydın ya!'
İçinden Leon'a lanetler okuyan Marie'ye, Anjelica sessizce sordu.
"Bize tek kelime etmeden Luxion ile birlikte gitti. Sana bir şey söylemedi mi?"
Marie ve Anjelica arasında geçmişten gelen büyük bir husumet vardı.
Çünkü Marie, Anjelica'nın eski nişanlısı olan Julius'u elinden almıştı.
Çoktan aralarındaki meseleyi çözmüş olsalar da bu durum ilişkilerinin düzeldiği anlamına gelmiyordu.
Sadece Leon sayesinde sık sık bir araya gelmek zorunda kalıyorlardı.
Marie zoraki bir gülümsemeyle cevap verdi.
"B-Bana hiçbir şey söylemedi. Ama daha önce de haber vermeden gittiği zamanlar olmuştu, değil mi?"
'Benden fena halde şüpheleniyorlar! Abimin nerede olduğunu ben nereden bileyim! Resmen aramızda bir şey olduğundan şüpheleniyorlar!'
Leon yüzünden töhmet altında kalan Marie, içten içe ağlıyordu.
Ancak ne kadar inkar ederse etsin, Anjelica ve Livia'nın şüphelerini silmeye yetmiyordu.
Bu sefer Livia söze girdi. Sesi son derece yumuşak çıksa da gözlerindeki bakış buz gibiydi.
"Leon-san, bize durumu anlatmasa bile bir yere gideceğinde mutlaka haber verirdi. Ama bu sefer bunu bile yapmadı."
Leon için endişelendiğinden ortamdaki gergin havayı süzemeyen Noel, Marie'nin üzerine gitmeye devam etti.
"Marie-chan, kısa süre önce Leon'la konuşuyordun, değil mi? O sırada bir şey söylemedi mi?"
'Leon gitmeden hemen önce Marie ile baş başa gizlice buluşmuştu...' Noel'in bu sözleri üzerine Anjelica ve Livia'nın kaşları hafifçe çatıldı.
"Dediğim gibi, bana hiçbir şey söylemedi."
'Sadece Erika'nın durumu hakkında konuşuyorduk, neden benden şüphelenmek zorundasınız ki!'
Marie inkara devam edince, Anjelica'nın sabrı nihayet taşmış gibi görünüyordu.
"Bir süredir düşünüyordum zaten... Seninle Leon arasındaki bu ilişki de neyin nesi? Leon her seferinde eski bir dostluk deyip geçiştiriyor ama bu beni hiç tatmin etmiyor."
Livia da uzun süredir kafasını kurcalayan soruyu dile getirdi.
"Ona sürekli büyük miktarda harçlık da veriyordu. Üstelik..."
Livia tam bir şey söyleyecekken Noel pencereden dışarı bakıp sesini yükseltti.
"Leon döndü!"
Pencerden dışarı baktıklarında, uzaklarda Einhorn'un silueti belirdi.
Gemi pruvasının önünde uzanan devasa boynuzuyla o kadar kendine has bir tasarımı vardı ki, uzaktan bile hemen seçiliyordu.
Marie rahat nefes alarak içten içe derin bir oh çekti.
'Çok geciktin, aptal abi!'
Livia ve diğerleri Licorne'a bindiklerinde, Creare'nin rehberliğinde misafir odasına alındılar.
Koltukta oturup Leon'u bekleyen üç kız, robotların getirdiği içeceklere ellerini bile sürmemişlerdi.
Anjelica sessizce öfkeleniyor, Noel ise endişeyle kıvranıyordu.
Livia ise...
"Sadece Marie-san'ı başka bir yere götürdüler, değil mi?"
Birlikte gemiye binmelerine rağmen, sadece Marie'nin başka bir odaya alınmış olması kafasını kurcalıyordu.
Anjelica'nın bu kadar keyifsiz olmasının sebebi de tam olarak buydu.
"Prenses Erika'yı ziyarete gittiğini söylemişti ama bu baştan aşağı mantıksız. O ikisinin arasında nasıl bir bağ olabilir ki?"
Yine sadece Marie'ye mi bir şeyler anlatmıştı? Bu düşünce, üç kızın da canını fazlasıyla yakıyordu.
Noel işaret parmaklarını birbirine değdirip dudaklarını büzdü.
"Sadece Marie-chan'a özel davranılması çok haksızca. Hem o ikisinin arasındaki ilişki tam olarak ne ki? Ben onları sadece Alzer'de tanıştıktan sonrasından biliyorum ama ne bileyim, bir tuhaf işte."
Anje hafifçe içini çekti.
"Sonunda bize güvenmeye başladığını sanmıştım."
Daha kısa süre önce aralarındaki ilişkiyi düzeltebildiklerini düşündüğü için, bu durum canını her şeyden çok sıkıyordu.
Aynı hisler Livia için de geçerliydi.
'Marie-san daha önce Leon-san'a "Abi" diye seslenmişti. Ama sonradan bu konu açıldığında Leon-san'ın ailesinin evi birbirine girmişti. Sonuçta aralarında hiçbir bağ çıkmamıştı.'
Leon'un babası olan Barcus'un aldatma şüphesiyle suçlandığı o olay akla geliyordu.
Marie'nin Leon'un kız kardeşi, yani Barcus'un gizli çocuğu olabileceği şüphesi doğmuştu.
Vikont Rafan'ın karısıyla gayrimeşru bir ilişki yaşadığından şüphelenilmiş ama sonunda bunun imkansız olduğu anlaşılınca konu kapanmıştı.
Bu durumda Marie'nin Leon'a neden "Abi" dediği hâlâ gizemini koruyordu.
'O sırada kafası çok karışıktı, belki de gerçek değildi? Ama Leon-san'ın tavırlarına bakınca bir türlü...'
Üçü de Leon'un Marie'ye bir kadın olarak baktığını düşünmüyordu.
Gündelik tavırlarının yanı sıra, Marie'nin Leon'un kadın zevkine tamamen ters olması da bunun en büyük kanıtıydı.
Üstelik Marie'ye karşı davranışları daha çok... bir aile üyesine, kendisinden küçük bir kardeşe gösterilen şefkate benziydi.
Marie ne zaman Leon'a yaklaşsa Anje'nin gazaba gelip onu zorla uzaklaştırmamasının sebebi de buydu.
'Neden Leon-san, Marie-san'a bu kadar özel davranıyor ki? Birinci sınıftayken ondan nefret ettiğini söylüyordu oysa.'
Akademiye başladıkları ilk günden beri yaşadıkları günleri zihninde tartan Livia, kapı açılıp içeri Leon girince gayriihtiyari ayağa kalktı.
"Leon-san! —Eh?"
Uzun zamandır görmediği Leon'un vücudundaki taze yara izleri artmıştı.
Ayrıca üzerinde bir yerlerde hırçınlaşmış, sertleşmiş bir hava seziliyordu.
Böyle bir Leon'un her zamanki gibi rahat davranmaya çalışması büyük bir eğretilik yaratıyordu.
"Yaa, kusura bakmayın. Üçünüz de iyisinizdir umarım? Aslında küçük bir belaya bulaştım da, sonrasını toparlamak epey zamanımı aldı."
Sırıtarak izinsiz devamsızlığının sebebini geçiştiren Leon'u gören Noel şaşkınlık içindeydi.
Livia gibi o da Leon'un havasının değiştiğini sezmiş olmalıydı.
Sadece Anje hızla Leon'a doğru yürüdü, sağ elini kaldırdı ve... öylece hiçbir şey yapmadan indirdi.
Bir tokat atmaya yeltenmiş ama son anda kendini tutmuştu.
"Seni aptal. Şimdiye kadar neredeydin?"
"Dedim ya, küçük bir bela..."
"Bize de anlat diyorum! Neden gizliyorsun? Zor durumdaysan yardım etmemize izin ver. Senin sorunun, bizim sorunumuzdur."
Nedenini açıklamasını ve yardım etmelerine izin vermesini isteyen Anje'ye bakan Leon, kafasını kaşıyarak derin bir iç çekti.
Leon'un yüz ifadesi değişti.
Daha önce kendilerine hiç göstermediği o soğuk bakışlar karşısında Livia bir an korkuya kapıldı.
Onu kızdırmışlar mıydı? Kendilerinden nefret mi etmişti? Her şeyden öte, Leon'un böyle bir yüz ifadesi takınabilmesi onu dehşete düşürmüştü.
İçten içe bıkmış bir tavırla konuştu Leon.
"Artık her şey ne kadar da yorucu. Neyse ne, bu durumda üçünüzle olan nişanımı fesh ediyorum."
Sanki sıradan bir şeyden bahsediyormuş gibi bunu söyleyen Leon'a doğru elini uzattı Livia.
"Leon-san? Y-Yalan söylüyorsunuz, değil mi? Çünkü..."
Duymak istemediği o sözleri işiten Livia'nın yüzü kireç gibi oldu. Anje ise titriyordu.
"N-Neden şimdi birden... Hani bana söylemiştin ya? Beni istediğini. Redgrave Hanesi'yle savaşmak pahasına bile beni alacağını... Ama şimdi..."
Livia'nın durduğu yerden görünmüyordu ama Anje kesinlikle ağlıyordu.
Gözyaşları içindeki Anje'nin sesini duyan Noel, Leon'a dik dik baktı.
"Ciddi misin sen?"
Leon sanki hiç umursamıyormuş gibi arkasını dönüp yürümeye başladı.
Arkasını bile dönmeden üçüne seslendi:
"Elbette ciddiyim. O zaman, bir an önce gemimden inin. Bir daha asla görüşmeyeceğiz."
Kapı kapandığı an Anje olduğu yere yığılıp kaldı.
Kendini kollarıyla saran Anje'nin yanına koşan Livia, ona sıkıca sarıldı.
"Anje?!"
"B-Ben... Yine terk edildim... Oysa Leon için..."
Normalde her zaman dik duran Anje'nin bir çocuk gibi ağladığını görmek Livia'nın içini parçaladı.
Aynı zamanda kendi gözlerinden de yaşlar süzüldüğünü fark etti.
"Neden Leon-san? Bu... Bu çok acımasızca."
Hiçbir açıklama yapmadan nişan bozma kararı alan Leon'un arkasından, üç kız sadece ağlamakla ve boş bakışlarla kalakalmıştı.
Üçüyle olan görüşmeyi bitirdikten sonra hemen Creare'nin araştırma laboratuvarına geçtim.
Geniş masanın üzerinde, beraberimde getirdiğim ganimetler duruyordu.
Antika benzeri aletlerden fütüristik silahlara kadar pek çok çeşit vardı.
Hepsi zindanlara girip topladığım eşyalardı.
O otome oyununda elde edilebilecek değerli eşyaların ta kendisi.
İlk oyunu oynamış olan birinin rahatça bulabileceği şeylerdi hepsi.
Creare masadaki eşyaları inceliyordu.
"Krallığın doğusunu dolaştığını duymuştum ama bayağı bir şey toplamışsın."
"Hepsini alamadım tabii. Benim de hafızam zayıflıyor, reenkarnasyondan hemen sonra yazdığım oyun bilgilerinde çok fazla boşluk var."
Böyle olacağını bilseydim her şeyi çok daha detaylı yazardım diye pişman oluyordum.
Oyunda pek işe yaramayan, düşük değerli eşyaları aklımda tutmaya gerek duymadığım için deftere gizli yerlerini yazmamıştım.
Oysa şu an en çok ihtiyacım olan eşya, tam da onların arasındaydı.
Hazırlıksız yakalanmış olmam canımı sıkıyordu.
Creare metalik bir asaya ilgiyle baktı.
Bir büyücünün kullanacağı türden bu asanın üzerinde, süs niyetine yerleştirilmiş birkaç büyük mücevher parlıyordu.
"Bu mücevherler çevrelerindeki büyüyü emiyor. Kullanıcının büyü gücünü artırmak için tasarlanmışlar."
"İşe yarar mı?"
"Optimize etmek için parçalamam gerekecek. Asanın malzemesi de... Aslında asa formunda olmasına gerek yok. Ama Efendi, sen zaten pek büyü kullanmazsın ki?"
Büyü konusunda pek yetenekli olmadığım doğruydu.
Yine de duruma göre kullanmam gerekebilirdi.
"Seçeneklerimin artması yeterli. Hemen parçala ve kullanışlı hale getir."
"Kültürel değerini kaybedecek ama?"
Kalıntılardan elde edilmiş değerli bir parça olabilirdi ama şu an benim için sadece bir araçtan ibaretti.
Kusura bakmasınlardı ama içinde bulunduğum durumda kültürel miras düşünecek halim yoktu.
"Önemli değil. Yap gitsin."
"Anlaşıldı."
Rahat bir tavırla onaylayan Creare, işçi robotlara masadaki eşyaları toplattı.
Sonra o mavi, tek gözünü bana dikti.
"Yalnız Efendi, birkaç gündür görüşmüyoruz ama kas kütlen artmış sanki. Aşırı dozda ilaç kullanımını tavsiye etmem."
"Kazanma şansımı bu kadar bile artıracaksa sorun yok."
Yüz ifadem değişmeden konuştuğumda, Creare'nin hafifçe duraksadığını hissettim.
Söz dinlemeyeceğimi bildiği için Luxion'u uyardı.
"Efendinin sağlık kontrolü Luxion'un sorumluluğunda değil miydi?"
"Emir böyle olunca reddetme şansım olmuyor."
İkisinin konuşması orada bitince ben de bundan sonraki planları anlatmaya başladım.
"İkmal ve bakım biter bitmez, yarın güneye doğru yola çıkıyoruz."
Henüz toplanması gereken ganimetler duruyordu.
Vakit daraldığından, bir an önce yola koyulmak istiyordum.
Creare benim için endişeleniyor gibiydi.
'Biraz dinlenmezsen bu vücut iflas edecek.'
"Elimden gelen her şeyi yapmak istiyorum."
İmparatorluk savaş ilan edene kadar muhtemelen pek vakit kalmamıştı.
Aslında bu işi hemen şimdi bitirmek isterdim ama şu anki durumumuzla kazanma şansımız çok düşük.
Ganimetleri toplamak da vücudumu sınırlarına kadar zorlamak da hep o zafer içindi. Arcadia'yı yok etmek için.
Bir de zafer için olmazsa olmaz başka bir unsur daha vardı.
"Diğer yoldaşlarınızla iletişim kurabildiniz mi?"
Creare'ye sorduğumda, mavi tek gözünü iki yana salladı.
'İmkânsız. Hepsi ama hepsi Arcadia'ya doğru ilerliyor. Arcadia'ya yaklaştıkça iletişim hatları kopuyor. Ancak iyice yaklaşırsak birbirimizle haberleşebiliriz.'
Fazla yaklaşırsak da Arcadia bizi fark edip saldırır, öyle mi?
"Çağrı yapmaya devam et. Eski insanlığın soyundan gelenlerin hâlâ hayatta olduğunu öğrenirlerse, sizin yoldaşlar Krallık'ta toplanacaktır."
Brave'in söyledikleri doğruysa, yapay zekaya sahip silahlar uyanmış olmalıydı.
Eğer onları kendi tarafımıza çekebilirsek, bizim de bir şansımız olabilirdi.
Kazanma ihtimalimi son ana kadar artırmak istiyordum.
Bunun için ne gerekiyorsa yapardım.
Sessizliğini koruyan Luxion, az önce yaşananları sordu.
Görünüşe göre nişanı bozma kararımdan pek memnun kalmamıştı.
'Efendim, Angelica-sama ve diğerleriyle olan nişanı feshetme sebebiniz neydi? Bu kadarına hiç gerek yoktu.'
"Uğraşmak istemedim."
Kollarımı kavuşturup bakışlarımı Luxion'dan kaçırdım ve boş masaya diktim.
'Normalde bunu bir şekilde geçiştirirdiniz. Şimdiye kadar hep yaptığınız gibi. Ama bu sefer Angelica-sama ve diğerlerini kasten incittiniz.'
Ben kaşlarımı çatarken Creare konuşmaya daldı.
'Efendimiz gerçekten tam bir pislik! Yani... Bu şekilde davranıp o üçünün senden kolayca vazgeçmesini mi istedin? Efendimiz, gerçekten çok çekilmez bir kişiliğin var.'
Creare durumun absürtlüğüne şaşırıyordu ama Luxion gerçekten öfkeliydi.
'Bu sadece basit bir ayrılık meselesi değil. Sizin durumunuzda asıl sorun niyetiniz. Efendim, buradan sağ salim dönmeye niyetiniz var mı?'
Luxion'un sorusuna cevap vermedim.
Sadece burada daha fazla kalmak istemediğimden lafı değiştirdim.
"Marie de gelmişti değil mi? Kesin Erika'nın odasındadır. Gidip bir bakayım."
Laboratuvardan çıkarken arkamdan Creare'nin sesi duyuldu.
'Kaçtı işte.'
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.