Zindanın Cömertliği ve Yeni Planlar

Olivia ile nihayet bugün ders kapsamında gitmemiz gereken son nokta olan üçüncü katın girişine varmıştık. Profesörümüz çoktan oraya ulaşmış, öğrencilerin daha ileriye gitmesini engellemek için bekliyordu. Diğer takımlar da buraya ulaşana kadar ayrılamayacağımız için öylece dikilip beklemek zorunda kaldık.

Ben de bu boşluğu fırsat bilip yol boyunca Olivia ile topladığımız ganimetlere göz atmaya karar verdim.

"Başkentin zindanı sahiden de şanının hakkını veriyormuş." Yüzümde bir sırıtış belirdi. "O şımarık soylular bizi önden gönderip yoracaklarını sanıyordu ama bu sayede bir sürü değerli madeni tek başımıza topladık."

Mağara duvarlarından neredeyse tamamen saf halde çıkarılmış demir, bakır ve daha pek çok madenimiz vardı. O kadar zahmetsizce elde etmiştik ki neredeyse sevinçten ağlayacaktım.

Olivia elinde tuttuğu zarif kristali inceliyordu. "Adeta bir mücevher gibi. Çok güzel görünüyor. Peki bunlar ne işe yarıyor?"

"Mana taşları mı? Enerji kaynağı olarak kullanılırlar. Metal eritirken ocağa bunlardan bir tane atarsan ortaya çıkan metal çok daha kaliteli olur. Hakkında pek bir şey bildiğim söylenemez ama gerçekten mucizevi şeyler. Beni asıl ilgilendiren kısım bunlara iyi bir fiyat biçilmesi. Elindeki herhalde bir iki yüz dia eder..."

Hepsini elden çıkarırsak rahat beş yüz dia kazanabilirdik. Öncü birlik biz olduğumuz için bu ganimet tamamen bize aitti. Gerçi o zengin züppeler dönüp de bu kazancımıza göz ucuyla bakmazdı bile.

"Bu miktarla parayı bölüşsek bile cebimde bir çay partisi daha düzenleyecek kadar para kalır... Yok, kalmaz." Hesabı kafamda yeniden yapınca canım sıkıldı. "Kahretsin. Daha çok para kazanmam lazım."

Geçen sefer aldığım çay takımı duruyordu ama yeni çay yaprakları ve ikramlıklar almam gerekecekti. Birkaç yüz dia beni çok uzun süre idare etmezdi. Omuzlarım çaresizlikle çöktü.

Olivia bu halimi fark etmemiş gibiydi. "Peki bu mağara mana taşlarını nasıl üretiyor? Metalleri anlıyorum ama bildiğim hiçbir madende böyle taşlar çıkmaz. Hem bunların sadece zindanlarda çıktığını duymuştum. Bana çok tuhaf geliyor."

Kafam başka yerde olduğundan düşünmeden cevap verdim. "Eh, bilirsin işte. Canavarları öldürdüğünde manaları toprağa karışır. Orada birikir ve zamanla yoğunlaşarak mana taşlarına dönüşür."

"Sahi mi?" dedi şaşkınlıkla. "Bunu daha önce hiç duymamıştım. Ders kitaplarımızda yazmıyor."

"Bir yerde okuduğumu hatırlıyorum sanki," diye geçiştirdim dalgınca. "Bir dakika. Bu mantıkla bakarsak hazine sandıkları da aynı şekilde mi oluşuyor yani? Vay canına. Sihir ve mana cidden ilginç işler."

Bir sonraki çay partisinde her şeyi davet edeceğim kızın zevkine göre mi ayarlasam acaba? Ama bu, yepyeni bir çay takımı daha almak anlamına gelebilirdi. Tabii çayın kendisi kaliteli olmadıktan sonra takımın iyi olmasının hiçbir anlamı yoktu. Öğğ! Çay işi neden bu kadar zor ki?! Savaşan Devletler Dönemi'ndeki Japon komutanların neden fellik fellik çay takımı topladığını şimdi daha iyi anlıyordum. Bu dünyadaki çay partileri de bir bakıma o geleneksel çay seremonilerini andırıyordu zaten...

Olivia'nın beni pür dikkat izlediğini fark ettim. "Ne oldu?"

"Çok bilgilisiniz," dedi. "Şaşırdım doğrusu."

Bilgili mi? Bu pek doğru sayılmazdı. İkinci hayatımı yaşıyordum ama akademinin giriş sınavında ancak ortalama bir derece yapabilmiştim. Okul benden katbekat üstün öğrencilerle doluydu.

Yine de böyle bir iltifat almak hoşuma gitmişti; bu konularda biraz düz bir adamdım işte. Gerçi bunun zararı olmazdı. "Öyle mi düşünüyorsun? Şey, istersen öğrenmek istediğin her konuda sana yardımcı olabilirim."

Yüzünde sıcacık bir tebessüm açtı. "Evet, çok isterim!"

Kendi bütçeme uygun, evlenebileceğim bir eş adayı aramaya devam ederken, bir yandan da onun derslerine biraz yardım etmekten zarar gelmezdi.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.