Sınıfta Kalan Umutlar ve Erken Başlayan Fırtına

Daniel, Raymond ve ben benim yurt odasında yayılmış, bir şeyler atıştırıp içeceklerimizi yudumluyorduk. Önümüzdekiler çay partilerinde ikram edilen o kibar atıştırmalıklara hiç benzemiyordu; hepsi bol yağlı ve kızartmaydı. Hatta masada gazoz bile vardı. Düşününce, bu ayrıntı ve giydiğimiz okul üniformaları şu dünyayı aslında oldukça modern kılıyordu. Muhtemelen bir kadın hedefli aşk oyununun, yani otome oyununun içinde olduğumuz içindi bu durum.

Daniel patates kızartmalarını çiğnerken, "Duydunuz mu?" dedi. "Soylu birinci sınıflardan ikisi çoktan nişanlanmış bile. Kızlar da üstelik en kafa dengi olanlardan, Milly ve Jessica. Keşke o şanslı heriflerden biri ben olsaydım."

Daniel sızlanırken Raymond soğukkanlı görünmeye çalışsa da yüzündeki o hüzünlü ifadeyi gizleyemiyordu. Hatta her an gözyaşları içinde kalacakmış gibi duruyordu. Ona hak vermiyor değildim; içten içe Milly'ye karşı hisleri vardı.

"Bizden daha yüksek statüdeki adamları seçmeleri çok doğal. Zaten hiç şansımız yoktu." Raymond bir an duraksadı. "Neyse, Milly mutlu olsun da gerisinin bir önemi yok."

Keyifleri kaçık olduğu için onları buraya davet eden bendim. Maddi durumu daha iyi olan erkekler kadınlara çok daha fazlasını sunabiliyordu ve bu konuda oldukça girişken davranmışlardı. Bizim için bir karşı saldırı fırsatı neredeyse hiç doğmamıştı. Ne de olsa Milly ve Jessica sınıflarının en gözde kızlarıydı, biçilmiş kaftandılar. Şimdilerde erkekler daha sıradan kızlar için bile birbirine girmeye başlamıştı.

Zaten kontluk veya daha yüksek rütbeli ailelerden gelen erkekler için işler o kadar da kötü sayılmazdı. Prens Julius ve Angelica örneğinde olduğu gibi, çoğunun evleneceği kişiler zaten çok önceden belirlenmişti.

Daniel elindeki gazozu bir dikişte bitirdi. "Bu yıl benim için hiçbir umut kalmadı. Geriye kalan tek kızlar tam birer cadı!"

Erkekleri tepeden tırnağa küçümseyen pek çok kız vardı okulda.

Raymond başıyla onayladı. "Bizimki sadece kötü şans. Sonuçta bizim dönemde Prens Julius ve diğer elitler var. Onların yanında biz bir hiçiz."

Yakışıklı yüzleri, yüksek sosyal statüleri ve çuvalla paralarıyla onlar bambaşka bir ligdeydi. Bizim onlarla yarışmamız imkansızdı. Üstelik aileleri tarafından ayarlanan evlilikleri sayesinde rekabet etmek zorunda bile değillerdi. Bu kadar rahat olmalarına şaşmamalıydı.

"Hey, Leon." Daniel endişeli gözlerle bana döndü. "Senin işler yolunda gidiyor mu bari? Bayağıdır şu burslu kızla takılıyorsun. Evlilik işinden tamamen ümidini kestin mi yoksa?"

Meyve suyumdan bir yudum aldım. "Ümidimi falan kesmedim. Sağ sola davetiye gönderip duruyorum ama kızların hepsi beni geri çeviriyor."

"Çok merhametli davranarak kendi kuyunu kazıyorsun," diye araya girdi Raymond, bilgece bir tavırla. Sert görünmeye çalışıyordu ama benim için endişelendiğini biliyordum. "Şu burslu kıza çok fazla odaklandın. Diğer kızların sana yaklaşmamasının sebebi bu. Aranıza biraz mesafe koysan iyi edersin."

Lucle de bana aynı şeyi söylemişti. Hatta bazı üst sınıfların, okuldan eşsiz mezun olmamak için çok kötü şartlardaki evlilik tekliflerini kabul etmek zorunda kaldığını anlatarak beni uyarmıştı. Eşlerinin, yarı insan uşakları dışında başka sevgililer edinmesine göz yummak gibi aşağılayıcı şartlardı bunlar. Kısacası kadınlar, sana bir mirasçı vereceğim ama karşılığında beni ve tüm sevgililerimi maddi olarak desteklemek zorundasın, diyordu.

Daha da kötüsü, bazı kadınlar bu tür sözleşmeleri sırayla birden fazla erkekle yapıp, sevgilileriyle gününü gün ederken adamların iliğini kemiğini sömürüyordu. Onların bakış açısına göre arkalarında bir mirasçı bırakıyorlardı, yani bu adil bir ticaretti.

Eski hayatımdaki Japonya, buraların yanında resmen bir cennet gibi kalıyordu.

Daniel aniden, "Leon," dedi, "senin abin genel sınıftaydı, değil mi?"

"Evet." Nicks'i de yanımda üst sınıfa çekmeyi çok istemiştim ama şansım ancak o okula kaydolduktan sonra yaver gitmişti. Yazık olmuştu. Bu sefaleti onunla birlikte çekmeyi çok isterdim.

"Genel sınıftaki kızlar o kadar fena değil aslında," diye devam etti Daniel. "Ama nedense üst sınıftaki kızlar..."

Haklıydı, genel sınıftaki kızların çoğu gayet normaldi. Evlilik söz konusu olduğunda onları da memnun etmek zordu elbet ama en azından bizim katlanmak zorunda olduğumuz kızlardan çok daha iyilerdi. En basitinden, emirlerinde köleleri yoktu.

Aslında sadece belirli bir kesimin kadınları köle sahibi oluyordu. Kontluk ailelerinde ve daha üst tabakalarda bu durum hoş karşılanmazdı, sıradan halkın ise zaten buna gücü yetmezdi.

Bense tam da bu iki arada bir derede kalmış, o sözde eğlenceli orta sınıfın tam ortasına sıkışmıştım.

"Biliyor musunuz," dedim, "abimin bu konular hakkında konuştuğunu her duyduğumda suratının ortasına bir tane patlatmak geliyordu içimden. Ben de genel sınıfta olmak isterdim. En azından bu kadar acı çekmezdim."

Raymond’ın gözlerinde yaşlar birikti. "Evet ya! Evlenmek neden bu kadar zor olmak zorunda ki?"

Benzer dertlerden muzdarip Daniel ve Raymond’a dönüp, Çünkü bir otome oyununun içindeyiz, desem ne düşünürlerdi acaba?

Raymond gözyaşlarını silerek, "Bu arada," dedi, "son günlerde Prens Julius hakkında çıkan dedikoduları duydunuz mu?" Muhtemelen konuyu değiştirip dikkatimizi dağıtmaya çalışıyordu.

"Ne olmuş ona?"

Bardağımı elimde çevirerek dinlemeye devam ettim. Prens ve çevresindeki o elit tayfa bizden çok uzak dünyaların insanlarıydı. Merak edip dinliyordum ama Olivia'nın dahil olduğu durumlar haricinde, hayatımla pek bir alakaları yoktu. Yine de prensin etrafında her zaman bir tantana kopuyor gibiydi. Marie oyundaki özel sahnelerden birini falan mı tetiklemişti acaba?

"Ah, neden bahsettiğini biliyorum," diye lafa girdi Daniel. "Şu Marie meselesi değil mi? Diğer kızlar son zamanlarda ona çok fena kafayı takmış durumda."

Elbette takacaklardı. Marie, Ekselansları ile bu kadar içli dışlı olmaya devam ettiği sürece bunun yaşanması kaçınılmazdı.

Raymond, "Zorbaların elebaşının prensin nişanlısı, yani şu dük kızı olduğu söyleniyor," dedi. "Ama prens kıza bağırıp çağırıp onu geri adım atmaya zorlamış. Duyduğum kadarıyla hikaye bayağı inandırıcı. Doğruluk payı yüksek olabilir."

İçeceğim boğazıma kaçtı, öksürmeye başladım.

"H-hey, iyi misin?" Raymond şaşkınlıkla geriye çekildi.

Daniel heyecanla sordu. "Sen bu konuda bir şeyler biliyor musun yoksa, Leon?"

Başımı iki yana salladım. "Yok hayır, sadece yanlış nefes boruma kaçtı." Masadaki bezle ağzımı silerken, bir yandan da alnımda biriken soğuk ter damlalarını kuruladım.

Prens öfke dolu bir çıkışla nişanlısını azarladığı o sahne, normalde oyunun çok daha ileriki aşamalarında gerçekleşmeliydi. İşleri daha da kötüleştiren şey ise, Olivia ile yakın olmamıza rağmen onun hedefteki erkek karakterlerden hiçbiriyle bir bağ kurduğuna dair en ufak bir işaret görmemiş olmamdı.

Neler oluyordu böyle?

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.