Arkasından Fısıltılar

Oyunun gidişatına müdahale etmek gibi bir niyetim hiç olmamıştı. Sıradan, arka plandaki figürlerden biri olarak olayları uzaktan seyretmek, hatta mümkünse hiç oralı olmamak niyetindeydim. Ne yaşanırsa yaşansın ucu bana dokunmamalıydı fakat gelecek pek de parlak görünmüyordu. İşleri kendi akışına bırakırsam sonumuzun nereye varacağını kim bilebilirdi? Bu yüzden meseleyi bizzat kurcalamam gerekiyordu.

Üst sınıflardan samimi olduğum tek kız Olivia idi. Ben de kütüphanede oturduğumuz bir an konuyu ona açtım.

Üzgünüm, benim de pek bir bilgim yok, dedi. Kızlar bir ara Marieye karşı gerçekten çok soğuk davranıyordu. Ama şimdilerde sular durulmuş gibi görünüyor.

Bir şey daha sorabilir miyim? Onunla hiç yolun kesişti mi?

Benim penceremden bakınca, Marie bir şekilde oyundaki başkahramanın yerini çalmış gibi duruyordu. Fakat belki de bu dünyanın o otome oyunuyla hiçbir alakası yoktu. Belki de her şeyi yanlış yorumluyordum. Bu pek ihtimal dahilinde değildi ama yine de bir açık kapı bırakmak lazımdı.

Şey, birkaç kez karşılaştık. İlki giriş töreninden birkaç gün sonraydı. Kütüphaneye gelmiştim, yanıma yaklaştı. Olivia’nın gözleri hüzünle gölgelendi, gözlerini dizlerine dikti.

Bu karşılaşmadan bahsetmeye pek hevesli olmadığı ortadaydı ancak benim de öğrenmem gerekiyordu. Bu işi yoluna koyacaksam daha fazla bilgiye ihtiyacım vardı.

Birden yanakları kızararak sordu: Onun gibi kızlar... senin tipin mi?

Yüzümde oluşan tiksinti dolu ifadeye engel olamadım. Olivia şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. Yanlış mı tahmin ettim?

Nefret ederim ondan, dedim sert bir sesle.

Ö-öyle mi, bilmiyordum. Bir an sessizliğe gömüldü. Sadece kütüphaneye bir göz atmak için gitmiştim ama Marie bana dışarı çıkmamı söyledi. Ayak bağı olduğumu belirtti. Bu birden fazla kez yaşandı. Yüzüne eğreti bir tebessüm yerleştirdi. Avluda da yanıma geldi, yine bana bir baş belasıymışım gibi davrandı. Onu kızdıracak ne yaptığımı sorduğumda ise sadece, senin gibi kızlardan nefret ediyorum, dedi.

Marie, Olivia’dan nefret mi ediyordu? Gerçi akademide halktan biri olan bir kızın okumasından hoşlanmayan pek çok soylu kadın vardı ama bu durum sanki daha farklı bir şeydi.

Ben sessizliğe bürünürken Olivia’nın da huzursuzluğu yüzünden okunuyordu. İkimizden biri sessizliği bozmaya yeltenemeden, kütüphanede aniden bir ses yankılandı.

Burada mı yapacağız yani?

Neden olmasın? Sadece sen ve ben varız işte.

Bak sen? Demek bir çift kütüphanede gizli bir buluşma ayarlamıştı. Kimdi acaba bu şanslı piç?

Hemen çömeldim, seslerin geldiği yöne doğru usulca süzüldüm.

Leon! Olivia arkamdan kısık sesle fısıldadı. Ne yaptığını sanıyorsun sen?!

Sesimi iyice alçalttım. Bilmem gerek. Sonuçta kimin kiminle kırıştırdığını takip etmek biz erkekler için hayati bir meseledir.

Birlikte kitap raflarının arkasından kafamızı uzattık. Olivia şaşkınlıkla soluğunu tuttuğunda yerimizi belli etmesin diye elimle ağzını kapatmak zorunda kaldım.

Mor saçlı bir adam, ufak tefek, sarışın bir kızın beline kollarını sıkıca dolamıştı.

Şaşırmamıştım. Brad Fou Field tam da buralardan çıkmayan tiplerdendi zaten.

Olivia’nın gözleri de ikisine kilitlenmişti.

Üstelik Brad’in öptüğü kişi sıradan biri değildi; Marie’nin ta kendisiydi.

Olivia ile birlikte yavaşça rafların arkasından geriye doğru emekleyip oradan hemen uzaklaştık.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.