Odanın dışında durmuş, konuşmalarını dinliyordum.
“İnsanın içini acıtıyor bu. Gerçi bir kalbim olup olmadığından emin değilim ama tüm bunları duyduktan sonra sen de bir şeyler hissetmiyor musun bari?”
Luxion'un sözleri göğsüme bir hançer gibi saplandı.
“Onların yanlış anlamasına sebep olduğum için üzgünüm,” dedim.
Okuldan atılmayı göze aldığım doğruydu ama tek istediğim, eş avı cehenneminden kurtulmaktı. Kızların, kendimi teslim ettiğimi sandıkları o korkunç kadere takılıp kalmalarını istemiyordum. Düello, içimde biriken tüm öfkeyi dışarı vurmak için tam da uygun zamana denk gelmişti. O kadar da kafa yormamıştım doğrusu.
“Peki şimdi ne yapmayı düşünüyorsun?” diye sordu Luxion.
“Okulu bırakıp babamın himayesine gireceğim. Artık kendi adam var, bu sayede onun vasalı olup hayatımın geri kalanını huzur içinde yaşayabilirim.”
Şüpheyle baktı. “Gerçekten her şeyin bu kadar sorunsuz gideceğini mi sanıyorsun?”
“Evet, neden olmasın? Veliaht Prens’le kapıştım. Özür diledim ve bir sürü para ödedim. Beni öldürmezler.” Tereddüt ettim. “Şey, yani öldürmezler, değil mi? Aman Tanrım, daha mı endişelenmeliyim? Belki de kaçmalıyım yine de?”
“Hayır, kastettiğim bu değildi.”
Oyun oynama sürem bittiği için şimdi biraz hüzünlenmiştim sanki. İşler planladığımdan biraz farklı gitmişti ama en azından elimden gelenin en iyisini yapmıştım.
Evet, elimden gelenin en iyisini yaptım. Bu kadarı yeterli. Gerisini Olivia’ya, Angelica’ya ve beş aşk ilgisine bırakabilirim.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.