“Erken gelmemize rağmen şimdiden iğne atsan yere düşmüyor! Kaç kişi geliyor yahu?! Ooo, Takasu, seni gördüm!”
“Hey, Taka-çaaan! Buradayız!”
Saat beşi çeyrek geçiyordu.
Her şeyin tam ortasındaki ağaç parıldıyor, karartma perdeleri ise sıkıca çekilmiş duruyordu. Işıklandırmalar ve aydınlatma gösterileriyle süslenmiş spor salonu, gürültücü öğrencilerin yarattığı kargaşayla dolup taşıyordu. Noel partisinin gündelik hayatlarından bir kaçış olmasından mıdır bilinmez, oda şenlik havasıyla sarmalanmıştı ve herkes çoktan kendini bu ruh haline kaptırmıştı. Giriş masasında dağıtılan pırıltılı, sivri şapkaları takanlar, burun üstü gözlüklerle gezenler ve hatta şık takım elbiseler içinde arzıendam edenler vardı.
“Ah, dikkat et! Sakın bir şey dökme! Eğer yapış yapış olursa kirler de üzerine yapışır!”
İçlerinden biri, üzerine taktığı mendil ve mutfak önlüğüyle adeta bir restoran işleten teyzeye dönüşmüştü. Çok korkutucu... Öğrenci, bu azar karşısında omuzlarını silkti. Ama o çocuk kesinlikle haksızdı. Ortalık bu kadar kalabalıkken meyve kokteyliyle ağzına kadar dolu kupayı titreyen elinde tutuyor, gazlı içecek her an yere dökülecekmiş gibi duruyordu.
Noto ve Haruta, dalgalar arasında kulaç atar gibi kalabalığı yararak takım elbiseli ve önlüklü teyzeye yaklaştılar. Ryuuji, yani o teyze, onları fark edince “Selam!” dedi ve kozu olan lanetli bir dev maskesini yüzüne geçirdi. Hayır, bir dakika, sadece gülümsüyordu.
“Ne yapıyorsun sen Taka-chan? Sonunda üniformalardan kurtulmuşuz, sen kalkmış önlük mü giyiyorsun?! Aslında senin böyle janti bir takım elbisen olduğundan hiç haberim yoktu! Keşke benim de olsaydı! Benim tek sahip olduğum, demin tren istasyonundan aldığım şu şey.”
Haruta, tişört kumaşından bozma takım elbisesinin etek ucunu çekiştirdi.
“O kadar da kötü değil Haruta. En azından yeni. Bir de benimkine bak. İki yıldır aralıksız bunu giyiyorum.”
Noto’nun üzerinde, kıyıda köşede kalmış bir grubun adının büyük harflerle yazılı olduğu eskimiş bir kapüşonlu vardı. Islak ve üzgün su samuru gözleri, “Giyineceğinizi bana söyleyebilirdiniz,” der gibi bakıyordu. Bu arada, bir kedi dışkısı kadar sevimli görünüyordu.
Tam o sırada, bu iki zavallının arkasından soğuk sesler yükseldi.
“Heeey! Meyve kokteyli için sıra var!”
“Kaynak yapmak yok!”
Kalabalık yüzünden pek belli olmasa da, Haruta ve Noto dikkatsizce sıranın en önüne dalmışlardı.
Eyvah, diye geçirdi içinden Ryuuji. Gözleri parlayarak elindeki kepçeyi sertçe savurdu. Sanki sihirli bir değnekmiş gibi, kepçeyle havada çizdiği hat gerçekliği yardı ve Noto ile Haruta’yı kuyruktakilerden muazzam bir ustalıkla ayırdı; kısacası onları hafifçe yana kaydırdı. Kepçe kullanma konusunda Ryuuji’den daha iyisini bulmak zordu.
“Ö-özür dileriz,” diyen Haruta, uzun saçlarını geriye atarak sıradaki insanlara doğru eğildi. Noto’nun gözlükleri ise içerideki basık sıcaktan buğulanmaya başlamıştı.
“Ooo, burada neler varmış?!”
Çin elbiseleri giymiş bir grup kızı fark edince, parmaklarıyla gözlük camlarını özenle sildi.
Büyülü, atlı bir arabayla partiye teşrif eden yeraltı dünyasının genç soylusu, şu an meyve kokteyli istasyonunun usta başı olarak duvar kenarındaki yerinde tuhaf bir aura yayıyordu.
Aslında Ryuuji bu basit işi kendi isteğiyle üstlenmemişti. Taiga ile arabayla beraber geldiklerinde, partide toplanan diğer öğrencilerin yoğun bakışlarına maruz kalmışlardı. Bu sadece onların hüsnükuruntusu da değildi. Birkaçı Taiga hayranıydı ve “İşte bizim Kaplan-san. O topuklu ayakkabılar resmen birer tehlikeli silah...” diyerek onlara katılmıştı. Ancak ne kadar şık, güzel ya da sevimli görünürlerse görünsünler, o kıskanç bakışlar üzerlerindeki her utanç verici detayı bir spot ışığı gibi aydınlatıyor gibiydi.
Etraftakiler onları fark edince, ikisi beraber adımlarını uydurarak ortada parıldayan ağaca doğru yavaşça yürüdüler. Sonra Ryuuji’nin gözleri istemsizce duvara kaydı. Hata etmişti. Gözlerini oradan bir türlü alamıyordu. Kepçeden şuruplar damlıyor, masanın üzerine açılan paketlerden kraker kırıntıları dökülüyor ve yemekten sorumlu olanlar laylaylom muhabbet ediyordu.
“Ah, buranın böyle kirleneceğini biliyordum.”
“Ama katılım bayağı iyi.”
Tam o anda Ryuuji’nin suratının bir tarafı seğirmeye başladı. Sağ eli beyhude bir çabayla üniformasının cebini yokladı, ta ki o gün takım elbise giydiğini hatırlayana dek. Doğru ya, bugün yanında Takasu çubuğu yoktu. Kağıt mendil ve bez mendil getirmişti ama ıslak mendil almamıştı. Temizlik spreyleri de yanında değildi. Ne olur ne olmaz diye taşıdığı leke çıkarıcısı veya mikrofiber bezi de yoktu. Akrilik ipten ördüğü o çok sevdiği çok amaçlı süngeri bile yanında değildi. Hatta sitrik asitli temizlik spreyi bile yoktu. Antibakteriyel jeline, koku giderici spreyine veya normal bir sabuna ulaşması bile imkansızdı. Çıplaktı. Resmen çırılçıplak kalmış gibi hissediyordu.
Ekipmanları elinden alınmış bir asker gibi hisseden Ryuuji, çaresizlik içinde koşmaya başladı. “Müsaade edinnn! Ben yaparım! Bırakın bunu ben yapayım! Kimsenin ortalığı batırmasına izin vermeyeceğim!” İşte böylece, o çırılçıplak haliyle Ryuuji, normalde gizli tuttuğu o anormal takıntılarını dışa vurmuştu. Taiga bıkkınlıktan ortadan kaybolmuştu ve ne olduğunu anlamadan...
“Ama Takasu, bütün gece orada mı duracaksın? Bu sana pek adil gelmiyor.”
“Hayır, bütün gece değil... Sanırım...”
Arkadaşı geri döndüğünde, Noto’nun sözleri karşısında sadece başını yana eğebildi. Noto sıranın en sonuna gitmiş ve sırasını beklemişti. Ryuuji, Noto’nun kupasını köpüren meyve kokteyliyle doldurdu ve bir kez daha burada ne yaptığını sorgulayarak etrafına bakındı.
Partinin saat beş buçukta başlamasına daha biraz vakit vardı. Buna rağmen spor salonunda şimdiden bir öğrenci sürüsü toplanmıştı ve içerisi hayal ettiğinden çok daha kalabalıktı. Beklendiği üzere, hâlâ sınavlarına çalışan son sınıflardan pek kimse yoktu ama üniformalılardan tutun da günlük kıyafetleriyle birbirine hava atmaya çalışanlara kadar her çeşit öğrenci oradaydı. Hatta partiyi bir şaka fırsatı olarak görüp karşı cinsin kıyafetlerini giyen bir grup erkek ve hayvanlardan telifli karakterlere kadar uzanan çeşit çeşit tulum giyenler vardı. Bir de birbirine fazla sokulmuş, karşı cinsin kıyafetlerini giyenler tarafından azar işiten bir çift göz çarpıyordu.
“Gidin kendinize bir oda tutun!”
“Oha?! Orada neler oluyor öyle?!”
“Ha, onlar ‘Ami-chan Kulübü’. Duyduğuma göre son zamanlarda epey fütursuzca davranıyorlarmış. Biraz uçlardalar...”
Girişte, yüzlerinde sadık ifadelerle diz çökmüş bir düzine kadar erkek belirdi. Hepsi, sırtlarında “Ami-sama hayattır” ve “Kalbim Ami-sama’ya feda” gibi tekinsiz ifadelerin parladığı, floresan sarısı yazılı, birörnek uzun hırkalar giymişlerdi. Hatta başlarına bant takmışlardı.
“Oha, çok heyecanlıyım... GAAAAH!”
Giriş masasında kayıt yaptırıp içeri giren bir grup masum kızı korkutmalarına rağmen, adamların hiçbirinin ifadesi değişmedi. Haruta meyve kokteylini höpürdeterek içti.
“Ami-chan gelene kadar öylece bekleyecekler! Resmen ateşle oynuyorlar, ha ha ha!”
Onlara uzaktan güldü. Ancak Haruta’nın göğsünde asılı duran, o anormal derecede uzun telefoto lensli kamera da en az o adamlar kadar şüpheli görünüyordu.
“Eee Haruta... O aletle ne tür fotoğraflar çekmeyi planlıyorsun?”
Partiyi yöneten hazırlık komitesinin bir üyesi olarak, Ryuuji’nin herhangi bir şeyi görmezden gelmesi zordu. O aptal ise gururla zafer işareti yapıp neşeyle, “Aa, fark ettin mi?!” dedi.
“Ami-chan’ın fotoğraflarını çekeceğim~! Sence de harika bir fikir değil mi~?! Eminim Ami-chan yine önümüzde o fıkır fıkır haliyle akla hayale gelmeyecek bir kıyafetle arzıendam edecektir! O yüzden bu özel şeyi ödünç aldım! AaaHAHAHAHAhahaHAHAhahahahaha~!”
Haruta ağzı kulaklarında sırıtırken, çenesinden aşağı salya gibi bir meyve kokteyli sızıntısı süzüldü. En ufak bir şey fark etmişe benzemiyordu. Sonra aniden, bu salağın yüzü sanki büyük bir karar vermişçesine ciddileşti.
“Ami-chan’ın o muazzam kalçalarını sadece zihnime değil, tarihe kazımak istiyorum!”
...Gluteus maximus demek istiyorsun herhalde, diye düzeltti Noto, hafif hüzünlü bir ses tonuyla. Ryuuji sinirlenmeyi unuttu ve kendinde olmayan arkadaşının ağzını nazikçe sildi.
“Ha, ne?! Hey, ne yapıyorsun, annem misin sen?! Çok iğrenç!”
Haruta, Ryuuji’nin elini beklediğinden daha sert bir şekilde itti. Ryuuji, kendini bile şaşırtacak derecede incinmiş hissetti. Sorun yok, diye mırıldandı Noto, Ryuuji’nin omzuna vurarak; ama dikkati Ryuuji’nin dolan gözlerinden ziyade etraflarındaki o hareketlilikteydi.
“Sahi, Ami-chan nerede peki? Parti başlamak üzere değil mi? Kihara ve Nanako-sama’yı gördüğüme eminim.”
“Ooo! Kihara’nın üzerinde bacaklarını sergileyen o kısa şortlardan var! Kesin oraya gitmemizi istiyor! Çok seksi~! Diğer yandan, Nanako-sama o saf görünümüyle tam bir prenses elbisesi giymiş! O da kesin bizi davet ediyor! Bu da çok seksi~!”
Aptalın sözleri Ryuuji'nin bir kulağından girip diğerinden anında çıkıp gitmişti. Haruta hatırlatınca fark etti ki Ami de ortalıklarda yoktu. O gösteriş meraklısı kız, kesin yine kendini süslemekle vakit öldürüyordu. Muhtemelen tıpkı o meşhur festivaldeki güzellik yarışmasında olduğu gibi, yine abartılı kıyafetler içinde şatafatlı bir giriş yapmayı planlıyordu. Ya da tüm ilgiyi üzerine çekmek için kasten geç kalıyordu. Hıh! "Ben Ami-chan olarak yürürken önümde diz çökün; varlığıyla size sevinç gözyaşları döktüren bu eşsiz güzelin ayak bastığı yerleri yalarken ayağımın kokusunu içinize çekin! Yolumdan çekilin, sizi zavallı avamlar! Yaşasın ben!" Ryuuji, kızın bunu gerçekten yapabilecek potansiyelde olması yüzünden ondan nefret ediyordu.
Ancak...
Aslında bunca zamandır gözleriyle aradığı kişi Ami değildi.
Meyve kokteylini karıştırırken, masayı temizlerken, hatta Noto ve Haruta ile laklak ederken bile bir an olsun beklemekten vazgeçmediği kişi Kushieda Minori’den başkası değildi.
Ryuuji, öğrencilerin doldurduğu o telaşlı spor salonuna huzursuz gözlerle baktı. Arka cebindeki küçük paketi parmak uçlarıyla hafifçe yokladı.
Az önce gönderdiği mesaja hâlâ cevap gelmemişti. Aramayı denemişti ama telefon doğrudan telesekretere düşmüştü. Daha demin düz göğsünü kabartarak "Her şey yolunda gidecek, sen orasını bana bırak!" diyen Taiga da ortalıkta görünmüyordu.
Hâlâ gelmemişti.
Belki de "elbette" gelmeyeceğini kabullenmeliydi. Onu partiye defalarca davet etmiş ama fikrini değiştirmeyi başaramamıştı.
Belki de sonunda inadı hiç kırılmayacak ve gelmeyecek, diye düşündü. Hayır, dur. Ryuuji bu zavallıca düşünceleri kafasından zorla kovmak ister gibi başını iki yana salladı. Bunu Minori'ye göstermek istemiyor muydu? Hediyesini ona vermek istemiyor muydu? Kendine inanmamanın kime ne faydası vardı? Hem, parti henüz başlamamıştı bile. Her şey daha yeni başlıyordu. Ryuuji kepçeyi sıkıca kavrayıp başını kaldırdı.
İşte tam o anda olanlar oldu.
"Şey, affedersiniz millet! Bugünkü Noel Arifesi partisine geldiğiniz için hepinize teşekkürler. Burada olduğunuz için çok ama çooook minnettarız!"
Kitamura’nın sesi mikrofondan yankılanarak tüm salona yayıldı. Ryuuji, Noto, Haruta ve partideki herkes hep birlikte sahneye döndü ve aynı anda dilleri tutuldu. Hayda! Resmen şoke olmuşlardı. Bu geceki partinin sunuculuğunu üstlenen öğrenci konseyi başkanının o cüretkâr hali karşısında hepsinin ağzı bir karış açık kaldı.
"Lütfen giriş masasından aldığınız konfetileri hazırlayın! Bu eşsiz Noel Arifesi şerefine, partiyi bir geri sayımla başlatmak istiyorum!"
Sahnede neşeyle gülümseyen Kitamura, nüdist bir Noel Baba kılığına girmeye karar vermişti. Takma bir sakal, sıradan kırmızı bir şapka, siyah botlar, kırmızı pantolon ve göğüs uçlarını ucu ucuna kapatan pantolon askıları takmıştı. Bunun dışında, ama resmen bunun dışında, çırılçıplaktı. Vücudunun üst kısmı tamamen açıkta, yani güçlendirme almış gibi kaskatıydı.
Neden? Neden böyle bir şey yapmıştı ki? Kimse ona hesap sormayınca Kitamura partiye devam etti. Kimse istememiş olsa da teni çıplaktı ve soğuktan tüyleri diken diken olmuştu. Beklenenden daha kalıplı duran çıplak göğsü olduğu gibi meydandaydı. "Şu an orada Ami-chan olsaydı ya..." diye mırıldandı Haruta sersemce ve halsiz bir tavırla çıplak Noel Baba'nın fotoğrafını çekti.
"Herkes hazır mı?! Öyleyse bu yılın Noel Arifesini kutlayalım! 3... 2..."
Ryuuji yanındaki konfetiyi kaptı. Salondaki herkes giriş masasından dağıtılan konfetileri havaya doğrulttu. Sonra Kitamura o narayı patlattı...
"...1... Mutluuuuu Noelleeeeeeeeeeeeeer!!"
Birkaç kişi "Noel Arifesi daha bitmedi bile!" diye laf atsa da sesleri müthiş patlamaların arasında kaybolup gitti. Küt! Çat! Gençler yüksek sesli bir sevinçle bağırdılar. Aynı anda patlayan yüzlerce konfetiden fırlayan ışıl ışıl, parıltılı kağıtlar parlak ışık huzmeleri altında döne döne süzülmeye başladı. Salon bir anda canlı bir renk fırtınasına büründü. Geç kalan birinden iki patlama sesi daha geldi ve etrafta kahkahalar yükseldi.
Havada hafif bir barut kokusu dolanıyordu. Girişin yanındaki son ışıklar da sönünce yukarıdan sadece parlak bir spot ışığı vurdu. Uzaklardan birinin ıslık sesi duyuldu. Ryuuji'nin kulaklarını çınlatan şiddetli kahkahalar ve tezahüratlar yükseldi.
"Yaşasın! Mutlu Noeller! Gelecek yılı iple çekiyorum!"
"Mutlu Noeller, Mutlu Yıllar! Oley beee!"
Noto ve Haruta ile çak yaptılar. "Tamamdır! Mutlu Noel Arifesi!" Ryuuji kendine doldurduğu aşırı tatlı kokteyli kafasına dikti.
Gazlı içecek boğazında fokurdayarak indi. Yoğun tatlılık dilini sardı. Ama dürüst olmak gerekirse Ryuuji henüz kalbini yerinden oynatacak kadar heyecanlı değildi. O hâlâ gelmemişti. Eğer Minori gelmezse, uğrunda koşturduğu o hedefi, yani aşkı göremezdi.
Güm güm atan kalbi, kaskatı kesilmiş ve hafifçe titreyen omurgası, kısacası tüm bedeni sadece onun gelmesini bekliyordu. Ryuuji'nin tüm varlığı Minori'nin gülümlemesini arıyordu. Tüm benliğini adayarak dua ediyor, "Lütfen bir şekilde gel. Lütfen bana gülümse," diye içinden geçiriyordu. Onun hayali eline uzanıyor, hayali bayrağı devralması için ona yalvarıyordu.
İşte o an olanlar oldu.
Görmeye dayanması güç olan Kitamura sahneden inerken perdeler süzülerek açıldı. Etraftan yükselen tezahüratlar birbirine karışarak daha da şiddetlendi. Şaşkınlık ve heyecanla kendilerinden geçmişlerdi. Ryuuji'nin de gözleri fal taşı gibi açıldı. Karşısındaki babasının intikamını alması gereken ezeli düşmanı falan değildi; elinde sıkıca tuttuğu şey de bir silah değil, sadece çorba kepçesiydi.
Arka planda müzik çalmamasını garipsiyordu zaten. Kutlamanın konfetilerle başlayacağını biliyordu (onları ayarlayan Ryuuji’ydi) ve klasik bir şekilde müzik başlayıp atmosferin ısınacağını sanmıştı.
Ama fena oyuna gelmişti. Hem de nasıl.
Yanında küçük sandviçleri dağıtan hazırlık komitesinden bir alt sınıf öğrencisi ağzı açık baka kalmıştı. O da bir şey bilmiyor olmalıydı. Eğer hazırlık komitesi bile şaşırıyorsa, bu gösteriden sadece öğrenci konseyi ve birkaç kişinin haberi var demekti.
Sadece o geceye özel, gizli bir sahne kurmuşlardı. Daha önce hiç duymadığı bir davulun ham sesi yükseldi ve karnını titretti. Ayaklarından yayılan titreşimler vücuduna hücum etti. Damarlarındaki kana kadar her hücresini sarstı.
Davul, gitar, bas ve klavye... Muhtemelen okulun müzik grubuydu bu. Kültür festivalinde onları canlı izleyip bayağı iyi olduklarını söyleyen öğrencileri hatırlıyordu. Popüler bir Noel şarkısının hareketli bir versiyonunu çalmaya başladılar. Sonra grubun eşliğinde, mikrofonda İngilizce şarkı söyleyen kişi...
"T-Taiga değil mi o!"
Ryuuji bayılmanın eşiğine gelmişti zaten.
Askısız siyah bir elbise içinde Taiga... Yanında ise, dizlerinin üzerinde biten aynı siyah elbiseyi giymiş, saçlarını Taiga ile aynı modele sokmuş Ami duruyordu. Yanlarında ikinci sınıftan konsey üyesi bir kız ve muhtemelen grubun asıl vokali olan bir kız daha vardı.
Şık giyimli bu dört kızın hepsinin kâkülleri aynı şekilde yana taranmıştı. Dudaklarında koyu kırmızı bir ruj, kollarında dirseklerine kadar uzanan eldivenler ve omuzlarını açıkta bırakan siyah elbiseler vardı. Seslerini müzikle harmanlıyorlardı. Ayaklı mikrofonların önünde sağa sola adımlar atıyorlar; kollarını kaldırıp başlarını hafifçe yukarı dikiyor ve sonra kollarını dirseklerinden başlayarak yavaşça aşağı indiriyorlardı. Tüm koreografileri mükemmel bir uyum içindeydi, sesleri ise zarif bir armoniyle yükseliyordu.
Işıklar birbirine karışarak dördünü de aydınlatıyordu. Salondakiler tempo tutmaya başladı. Hatta bazı kişilerin şarkıya eşlik ettiğini bile duyabiliyordu. Gülen yüzler, sohbet eden insanlar, Noel şarkısı ve hepsini aydınlatan o parlak ışık...
"...Bu inanılmaz. Kaplan... şarkı söyleyip dans ediyor..."
Haruta hayranlıktan ağzı açık bir şekilde ritme ayak uydurmaya başlarken fotoğraf çekmeyi bile unutmuştu. Noto, ıslık çalıp el çırparak kısık bir sesle yanıt verdi ona.
"İşte aşkın gücü bu dostum, aşkın ta kendisi. Çıplak gezen bir herifin neyi bu kadar iyi anlamıyorum ama neyse..."
Noto ona baksa da Ryuuji cevap verecek kelime bulamadı. Sahnedeki Taiga ve Ami'ye bakarken aklından geçen tek şey şuydu: "Neler oluyor böyle?"
Sahi, neler oluyordu?
Hicbir şey fark etmemişti. Sınav stresi ve parti hazırlıkları arasındaki o fırtınalı dönemde ne ara prova yapmışlardı? Ne ara böyle harika bir Noel grubu kurabilmişlerdi?
Siyah elbiseli şarkıcı kızlar ellerini bellerine koyup başlarını sallayarak hafif adımlarla dans ediyorlardı. Merkezdeki ağacın etrafında toplananlar da müziğe aynı şekilde eşlik etmeye başladı. Görünüşe göre o kibirli kraliçe Ami bile bu gece ekibin bir parçası olmaktan memnundu. Ön plana çıkmaya çalışmıyor, ezeli düşmanı Taiga’nın yanında adımlarını herkese uydurarak dans ediyordu. Fildişi beyazlığındaki omuzları ışık altında parlıyor ve ritmik bir şekilde hareket ediyordu.
Nihayet altın ve gümüş rengi simli konfetiler salonun tavanından aşağı süzülmeye başladı. Öğrenci konseyi üyeleri, ikinci kat koridorundan avuç avuç konfeti atıyor, ısıtıcının hava akımını kullanarak bunları ustaca savuruyorlardı. El yapımı parıltılar akıntıya kapılıp dans ederek yükseliyordu. Çok güzel! Tıpkı kar gibi! Ryuuji, kızların bir ağızdan yükselen heyecan dolu çığlıklarını duydu.
Işıltılı bir kar gibi dökülen konfetilerin altında, o devasa ağaç ışıkları yansıtan sessiz bir abide gibi dikiliyordu. Sanki gülümseyen insan kalabalığını kutsarcasına aydınlatıyordu. Ryuuji, duvar kenarındaki standından baktığında ağacın gördüğü hasardan tek bir iz bile seçemiyordu. Küçük yanıp sönen ampuller, Ami ile birlikte yaptığı çan dizileri, mavi ve gümüş süsler, parlak altın toplar... Çaprazlama vuran sahne ışıklarının altında her şey öyle bir parlıyordu ki neredeyse gözlerini kamaştıracaktı.
En tepede, Taiga’nın yıldızı parıldıyordu. Işığı muazzam bir şekilde yansıtıyordu. Tam da olması gerektiği gibi ışıl ışıldı.
Bu ne kadar da eğlenceliydi böyle.
İşte budur, diye düşündü.
Ryuuji şaşkınlıktan donakalmış bir halde sahneye baka kaldı. Güzelim Noel süsleri, parıldayan ışıklar, devasa ağaç, canlı müzik ve şarkı söyleyen Taiga... Dans eden Ami. Çırılçıplak kalmış Kitamura. Etrafta neşeyle koşturan arkadaşları. Ve sonra, inanılmaz sayıda, her yerde gülen yüzler vardı. Yıl sonunun bu devasa ve gürültülü hengamesi kulaklarında tuhaf bir çınlamaya sebep oluyordu.
Bir an için bile olsa içinden buraya gelmemesi gerektiğini, hazırlık komitesine gönüllü olmayı hiç istemediğini düşündüğü için kendisine aptal dedi. Partiyi asması, morali bozuk olan Minori’yi başka bir yere davet edip hediyesini orada vermesi gerektiğini düşündüğü için içtenlikle aptallık ettiğine inandı.
Parti bu kadar eğlenceliyken bunu nasıl yapabilirdi?
Zaten tam da bu yüzden Minori’nin bu heyecan dolu yerde, bu heyecan dolu anda olmasını istememiş miydi?
Taiga ve Ami’nin sürpriz performansını onunla birlikte izlemek istememiş miydi? Işıltılı ağaca onunla bakmayı, Taiga’nın o parlak yıldızıyla aydınlanmayı ve bu mutlu partide beraber eğlenmeyi arzulamamış mıydı?
Ryuuji elindeki kepçeyi meyve kokteyli kasesine bıraktı ve içinden bir kez daha diledi. Kushieda, lütfen, bir şekilde çabuk gel. Lütfen parti bitmeden yetiş. Herkes eğleniyor, herkes gülümsüyor; eğer sen gelmezsen bu gecenin bir ödülü olmayacak. Sen burada olmazsan bu mutluluk bayrak yarışını tamamlayamayız. Dünyanın en güzel yeri desem abartmış olmayacağım bu mekanda seninle birlikte gülümsemek istiyorum.
Başka bir yer olamazdı. Başka bir zaman olamazdı. Sadece bu gecede, bu gelmiş geçmiş en iyi partide Minori ile birlikte olmak istiyordu; çünkü bu gece Minori’nin gülümsemesi için vardı.
Tam o sırada, sahnenin üstündeki Taiga, Ryuuji’nin kendisine dik dik baktığını fark etti. Gözlerini ayırmadan ona gülümsedi. Sanki Şaşırdın değil mi? Muazzam değil mi? demeye çalışıyor gibiydi. Sonra arkasını döndü. Üç vuruş sonra tekrar ona doğru döndüğünde, Taiga ona hafifçe göz kırptı. Bunu kimsenin fark etmeyeceği kadar hızlıca yapmıştı. Sadece Ryuuji’ye özel bir işaretti.
“S-seni aptal!”
Şaşkına dönmüştü ama yüzünde çarpık bir gülümseme belirdi. Sakar olduğun için kendi başına iş açıp hata yaparsan sakın bana gelme. Ama Taiga her ne kadar bildiğimiz Taiga olsa da koreografide hiç hata yapmadı. Dördü de aynı anda mikrofon ayaklarını aynı açıyla eğdi, direklere vurup hızlıca eski yerlerine getirdi. Kesinlikle Minori’nin gelmesini sağlayacağım, merak etme diye büyük konuşan melek Taiga-sama’nın meğer bildiği başka şeyler de varmış. Bu neredeyse bir mucize değil miydi?
“Takasu-kuuun! Bana meyve kokteyli ver!”
“Önce bana! Çok susadım!”
Görünüşe göre bir grup, fazla heyecanlanıp erkenden susayarak standın etrafını sarmıştı. Ryuuji hemen kendine geldi ve hazırlık komitesinde olduğunu hatırladı. “Tamam, tamam, sıraya girin!” Kepçeyi salladı. Tek bir damlasının bile ziyan olmasına izin vermeyecekti! Gözleri kararlı bir hazırlıkla sertleşti.
Şarkı söyleyenler, dans edenler, sohbet edenler, sadece gürültü patırtı çıkarmak isteyenler, birini bekleyenler... Gece ilerledikçe her biri gülücüklere boğuluyordu. Kitamura yanına gelip neden bu halde olduğunu anlattı. Aslında gerçek bir Noel Baba kostümü hazırlamıştı ama tam son dakikada üzerini değiştirmeye çalışırken üst kısmın kayıp olduğunu fark etmişti. Giyebilecek başka bir şey hazırlamaya vakti kalmadığı için de bu şekilde çıkmak zorunda kalmıştı. En azından Kitamura’nın iddiası buydu.
“En azından bir tişört giyemez miydin?”
“A, doğru! Öyle yapabilirdim! Bunu bana daha önce söyleyebilirdin!”
“...Şimdi giysene?”
“Ha?! Ne?! Duyamıyorum seni!”
Derken Ryuuji, Taiga’nın ortadan kaybolduğunu fark etti. Fon müziği popüler batı şarkılarına dönmüştü ve sahnenin perdesi kesin bir şekilde inmişti.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.