BAŞLIK: Veda Mevsimi: Üçüncü Kayıp
HARİKA BİR CUMARTESİ ÖĞLEDEN SONRAYDI. Suç ortağım Yanami ile Toyohashi Atletizm Pisti'ne gelmiştik. Mart ayının son hafta sonu Yakishio ile kulübün kaderini belirleyecek yarış için antrenman yapacaktık.
Bitiş çizgisini geçtiğimde Yanami kronometreyi durdurdu.
“Süre?” diye hırıltıyla sordum, bacaklarım kontrolsüzce titriyordu. Oldukça kendimden emindim. Hedef on dört saniyeydi ve tam formumdaydım.
“On altı buçuk.”
Neden? Bana neden yalan söylesin ki? Ama kronometreyi, onunla birlikte gerçeği de gösterdi. Nasıl daha yavaş olabilmiştim?
Yanami içini çekti. “Üç hafta içinde bunu nasıl yapacaksın Allah aşkına?”
“Bir şekilde. Bana bir avantaj tanıyor, o yüzden tek yapmam gereken süremi ortalamaya çekmek.”
Mücadele kuralları basitti. Birinci sınıf bir erkek öğrencinin yüz metreyi koştuğu ortalama süre ile Yakishio’nun en iyi derecesi arasındaki fark kadar bir avansım olacaktı.
“Peki, tüm bunlar tam olarak nasıl işleyecek?”
“Şöyle ki, ben Yakishio’dan iki buçuk saniye önce başlayacağım. Bitiş çizgisini ilk geçen kazanır.”
Yanami başını salladı. “Hangi süreyi hedefliyorsun?”
“Tsuwabuki ortalaması, ııı, on dört buçuk saniye.”
Bir kaşı havaya kalktı. “Peki ya az önceki süren neydi?”
“On altı buçuk.” Cevap vermedi. Vermesine gerek de yoktu. Öksürdüm. “Bak, net bir hedefim var. Sadece iki saniye düşürmem gerekiyor. Ya da teknik olarak, iki saniye artı Yakishio’nun kendi en iyi derecesini ne kadar düşürebileceği kadar. Kazananı bu belirleyecek.”
Yanami omuz silkti, sonra ellerini beline koydu. “Hâlâ anlamadığım şey, en başta bu saçmalığa nasıl bulaştığın. Bu hiç sana göre değil.”
“Öylece oldu, tamam mı? Ya bu olacaktı ya da onun edebiyat kulübünden ayrılmasına izin verecektim. Ne yapmam gerekiyordu ki?”
“Ama dostum, süren komik. Eğer Lemon-chan kendi rekorunu geçerse, iki saniye yeterli olmayacak.”
“Yakishio o kadar iyi ki, onda bir saniye bile onun için büyük fark yaratır. Benim gelişmek için çok daha fazla alanım var, bu yüzden göründüğü kadar umutsuz değil.”
“Laf çok. Hadi bakalım, icraat görelim o zaman. Tekrar yerine geç. Seni bir daha ölçeceğim.”
Koşucular böyle mi gelişiyordu? Sadece durmadan ileri geri koşarak mı? Gerçekten bilmiyordum ve bize aksini söyleyecek kimse de yoktu.
Üçüncü denememden sonra Yanami beni ölçmeyi bile unutmuştu anlaşılan. Tam da bu yüzden atışırken Komari, elinde kocaman bir çantayla çıkageldi. Şaşkın görünüyordu.
“Buradayız!” diye seslendi Yanami ona. “El salla, tembel,” diye bana laf attı.
“Biraz soluklanayım. Zor nefes alıyorum—tamam, tamam, peki.”
Komari yakında bizi fark etti ve koşarak yanımıza geldi.
“Malzemeleri getirdin mi?” diye sordu Yanami ona.
“T-tam burada,” diye yanıtladı çantayı açarak. İçinde şişelerle doluydu. “B-ben yaptım bunları. Elma sirkesi, tuz v-ve şeker var içinde.”
Ev yapımı mı? Vay canına. Duygulanmıştım.
Yanami göğsünü kabartıp genişçe sırıtarak bir şişeyi gösterdi. “Duydun mu, Nukumizu-kun? Bu cömertliğin sesi. Bir ‘teşekkür ederim’ alabilir miyim?”
“Peki tam olarak ne için teşekkür ediyorum sana?”
“Şişeleri ben temin ettim. Evde diyetlerim için bir sürü var.”
Bir sürü, öyle mi? Bir şekilde, onun ‘önce alıp sonra düşünen’ türden biri olduğunu bilmek beni şaşırtmamıştı.
“Şu farklı renkli olan ne? İçinde özel bir şey mi var?” diye sordum.
“İ-içinde kinako var,” dedi Komari.
“Soya unu mu?”
“P-protein için. İşin b-bitince içersin.”
Melek miydi neydi? Doğrudan ona yöneldim, Komari’nin kafa karışıklığına rağmen.
“B-bitti mi?”
“Oldukça nefes nefese kaldım, ayakkabılarımın da bağcıkları çözüldü, yani evet, sanırım burada bırakacağım.”
Şişeyi elimden kaptı. “K-koşacaksın. Yere yığılana kadar. U-umarım orada kalırsın.”
“Ciddi misin? Zaten öyle hissediyorum.”
Üç acemi bir uzmana denk gelmezdi ve aptalca antrenman yapmak, hiç antrenman yapmamaktan bile kötü olabilirdi. En azından biraz soluklanmak için pistten ayrılmaya başladım.
Ama Yanami yoluma dikildi. “O kadar hızlı değil. Edebiyat kulübü şimdi krizde!”
“Aman Tanrım, sadece nefesimi topluyorum. Hiç süper telafi diye bir şey duydun mu?”
Bu, onu bir süreliğine meşgul edecek kadar büyük bir kelimeydi. Ama sonra Komari de bana yapıştı. “Y-Yakishio Metodu’nu hiç duydun mu? Sana göstereyim.”
Onu kendine saklayabilirdi. O şey tam bir ya hep ya hiç oyunuuydu. Gerçekten de yere yığılana kadar koşturacaktı beni.
“Peki,” diye teslim oldum, “ama sadece biraz daha devam edeceğim. Sonra biriyle buluşacağım.”
Kızlar bana deliymişim gibi baktılar.
“Adı ne?” diye sordu Yanami.
“K-kim o?” diye sorguladı Komari.
“Sizi ilgilendirmez,” dedim. “Ne yani, şimdi kendi sırlarım olmasına izin yok mu?”
Bana neden bunu yapmak zorundaydılar? Neden yüzümü kurtarmama izin vermiyorlardı ki?
Birbirlerine bakıp kıkırdadılar.
“Kanka itibarını kurtarmaya çalışıyor. Belli oluyor,” dedi Yanami.
“N-ne kadar ezik.”
Yüzümün ruhuna el Fatiha…
Komari’nin dediği gibi, yere yığılana kadar koştum. Kelimenin tam anlamıyla. Ve karşılığında tek bir saniye bile kazanamadım.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.