Yanami dudak büktü. “Pekala, benim çikolatam o kadar kötüyse, seninkini görelim.”
“Ne? Ben de mi getirecektim?”
“E-evet? Ben—tamam, sana hiç söylemedim ama kendin anlaman gerekiyordu. Bağlam ipuçlarını kullan. Hadi ama, toparlan biraz.”
Kendime not: Yanami’nin yanında asla çalışmayacağım.
Sonra aklıma geldi. “Pekala, aslında bu **sabah** biraz çikolata aldım. El yapımı falan değil gerçi.”
Kendi kutumu çıkardığımda kızların gözleri fal taşı gibi açıldı.
“B-bunları sana kim verdi?” diye sordu Komari.
“Kesin kendi almıştır,” dedi Yanami. “Kalmia’dan, değil mi? Güzel şeyler yapıyorlar.”
Bunu hak etmemiştim.
“Aldığımı söyledim. Ben bile böyle bir şey hakkında yalan söyleyecek kadar acınası değilim,” dedim.
Yakishio kutuyu benden alıp havaya kaldırdı. “Vay canına, sana da bak sen. Adını biliyor musun bari?”
“Umarım bilirim, çünkü annemdi.”
Ayağa kalkmaya yeltenen Yanami ve Komari, bir çift iç çekişle tekrar oturdular.
“Y-yine başladı,” diye inledi Komari.
“İşte tam da bu, Nukumizu-**kun**,” diye onayladı Yanami.
Ve sonra benim çikolatamı yemeye başladılar. Sanki sözlü taciz yetmezmiş gibi.
“Tamam, annem paylaşmamı söyledi ama bu hepsinin senin olduğu anlamına gelmez,” diye uyardım Yanami’yi. “Beni dinliyor musun?”
Kutuyu elinden aldım ve düşüncelerimi toparladım. Çok geçmeden Komari’yi burada, spor salonundaki ziyaretçileri karşılaması için bırakacaktık. Turdan sonra serbestçe dolaşabileceklerdi, bu da benim kulüp odasına geri dönmem için bir işaretti. Eğer herhangi bir sebeple o zamandan önce biri çıkagelirse Komari kendi başının çaresine bakmak zorunda kalacaktı ama o zamana kadar yalnız olacaktı.
Yapayalnız.
“N-neden dik dik bakıyorsun?” diye tersledi.
“Hiçbir sebep yok.”
Aklıma geldi ki, ona artık tur rehberi olduğumu hiç söylememiştim. O kaçınılmaz sonun etkisinden kurtulmak için bazı kağıtları okuyarak kendimi oyaladım.
Yanami ağzını sildi ve ayağa kalktı. “Lemon-**chan**. Nukumizu-**kun**. Artık gitsek iyi olur.”
“Doğru,” dedi Yakishio. “Hadi, Nukkun, acele et.”
Ayağa kalkmaya yeltendiğimde Komari **paniğe** kapıldı. “S-sen de mi gidiyorsun?”
“Evet, biri beni gönüllü yapmış,” dedim ona bakmadan. “**Sonra** dönerim. Burayı bizim için idare et.”
Kaçmadan önce kolumu yakaladı. “B-bunu y-yalnız yapamam!”
“Ne yapmamı istiyorsun bilmiyorum. Gitmem gerek. Yanami-sa—” Şu gıcık. **Zaten** gitmişti. Hem o hem de Yakishio. “Fırsatı görüp değerlendirdiler. Hey! Çekiştirmeyi bırak!”
İşte o an, kapı aralığından başını uzatmış, beyaz önlüklü tanıdık bir yüz fark ettim.
“**Sensei**!” diye bağırdım.
“Yardıma ihtiyacın var mı?” Okulun hemşiresi ve bizim danışmanımız Konuki Sayo, salınarak içeri girdi. Biraz abartılıydı ama çaresizliğin lüksü yoktu.
“Evet, aslında. Bir tur düzenlemem gerekiyor. Ben dönene kadar Komari’nin yanında kalıp ortaya çıkabilecek herkesle ilgilenir misiniz?”
Komari küçük bir ciyaklama kopardı ve bir köşeye kaçtı.
Konuki-**Sensei** dudaklarını usulca yaladı, sonra Komari ile tek çıkış yolu arasına bir sandalyeye oturdu. “Pekala, yapabilirim. Genç misafirlerimize hiçbir şey yapmayacağımdan emin olabilirsin.”
Her zaman belirtmekte fayda vardı.
“Teşekkürler, **Sensei**. Komari, uslu dur ve ne derse onu yap.”
“Ö-öl!”
Onu titremesiyle baş başa bırakıp odadan çıktım.
Kaju **dün** Sevgililer Günü çikolatası yapıyordu. Benim için değil. Başka biri için. Ve o biri de…
Başımı salladım. Artık kendimi **budala** yerine koyamazdım. O birinin kim olduğunu biliyordum. **Zaten** çıkıyorlar mıydı? Yoksa bugün büyük **itiraf** günü mü olacaktı?
Yanaklarımı çimdikledim ve adımlarımı hızlandırdım. **Şimdi** dertlenmenin faydası yoktu. Pişmanlık için çok geçti.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.