Udon ve Sırlar

Önümde dumanı tüten, taze bir tabak yaki udon duruyordu. Tezgahta yanımda Yanami oturuyordu.

— Neden buradayız? diye sordum.

Bana “benimle gel” dediğinde, bir nutuk bekliyordum. Belki bir azar. Bir udoncuya kadar yürüyeceğimizi hiç düşünmemiştim.

Yanami, yemeğe şükranla ellerini birleştirdi. Ben de hızla aynısını yaptım.

— Evet, dedi sonunda, yemeğe başlamadan önce bir duyurum var.

Çubuklarını erişte yığınına daldırdı ve bir tutamını havaya kaldırdı.

— İki ayda iki kilo verdim.

— Dur, şaka yapıyorsun.

Yanami, ağzı kocaman açık bir şekilde donakaldı ve bana ters ters baktı.

— Şunu bil ki, yazın aldığım o üç kilo neredeyse tamamen gitti. Deli değil mi? Benim için sevinmelisin.

Hâlâ bir kilo fazlası vardı, diye düşündüm.

— Tabii, sadece senin iştahınla bunun nasıl olduğunu anlamıyorum. Doktora görünmen gerekmiyor mu, emin misin?

— Dikkatli oluyorum, tamam mı? İkinci porsiyon almıyorum. Büyük boy istemiyorum. Resmen münzevi bir keşiş gibiyim burada, dedi, bir sürü erişteyi höpürdeterek.

Açıkçası, “diyetinin” işe yaramış olması, diyetin kendisinden çok eski yeme alışkanlıkları hakkında daha çok şey söylüyordu.

***

Bir süre sessizlik içinde yedik. Yemeğimin yarısına geldiğimde, Yanami çubuklarını bıraktı.

— Komari-chan ile konuştun mu?

— H-hayır.

Azarlanmaya hazırlanarak gerildim, ama bir şey gelmedi. Yanami sadece hafifçe mırıldandı ve bir yudum su içti.

— Hiçbir şey söylemeyecek misin? diye sordum.

— Hayır. Söylememi ister miydin?

Bardağını bıraktı. Cevap vermedim.

— Seni daha iyi hissettirmek kimsenin görevi değil, Nukumizu-kun.

— Doğru.

Sessizce biraz daha udon yedim.

— Ne ekersen onu biçersin. Artık alışmışsındır eminim. Sen bildiğini oku.

Bilerek ekmiyordum ki.

— Mesele şu ki, ona gerçekten çok kötü şeyler söyledim. Ben bile ne zaman ileri gittiğimi anlayabiliyorum.

— Ah, o zaman evet, bu senin hatan. Kadın zihninin inceliklerini hiçbir zaman anlamadın.

Çubuklarını tekrar eline aldı.

— Sanki söylenmeyen çok şey var gibi hissediyorum. İkiniz, hani, hiç gerçekten konuştunuz mu?

— Evet, biz—

Bardağıma uzanırken donakaldım. Çok konuşmuştum. Daha da çok varsaymıştım. Komari’nin ne hissettiği hakkında gerçekten ne kadar şey bildiğimi söyleyebilirdim ki?

— Bir elin nesi var, iki elin sesi var, Nukumizu-kun. Sadece senin duyguların önemli değil. Sohbet, diğer kişiye de söz hakkı tanımaktır.

— Sohbet…

Benim zayıf noktam. Ama bu bir bahane değildi. Beceriksizliğim birini incitmişti ve bunu savuşturmak yanlış geliyordu.

Tam da o tanıdık, bitmek bilmeyen düşünce ağı beni tekrar sarmaya yeltendiğinde, Yanami gülümsedi ve beni oradan çekti.

— Ama boş ver, kendini çok hırpalama. Hayat bu. Sen bildiğini oku, unuttun mu?

— Bildiklerimi okumam beni bu hale getirdi zaten.

— Yani biraz kayıp düştün. Ne olmuş yani? Bak sana ne diyeceğim. Eskiden dibin dibini görmüş biri olarak, oradan nasıl çıkılacağının sırrını açıklayayım.

“Eskiden” kısmını sorguladım. Onun tavsiyesini istiyor muydum? Ama yine de, çaresizdim.

— Peki, dedim. Anlat bakalım.

Şimdi senden nefret edip etmediğini düşünmeyi bırak. Komari-chan'ın nasıl hissettiğini düşün—ve gerçekten düşün demek istiyorum. Büyükler gibi konuşarak halledin. Sonra da her zamanki işine geri dön.

— Ya yine batırırsam?

Yanami, son udon tanesi yanağına yapışmış halde sırıttı.

— Küllerini nereye serpmemi istediğini bana bildirirsin.

Bu sefer yakılmak. İyiymiş.

Ben de son eriştelerimi höpürdettim, gerçi Yanami kadar etkileyici değildi.


Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.