Her zamanki gibi bir sabahtı. Çocukluk arkadaşım Fushimi Hina ile trende okula gidiyordum.
“Hadi ama, suratını asma.”
“Elimde değil… Kalabalık trenler berbat.”
Ben de sevmezdim ama Fushimi’nin kendine göre nedenleri vardı; neredeyse birinde tacize uğrayacaktı. Neyse ki hiçbir şey olmamıştı, zira o olduğunu bilmesem de adamı fark edip bir şey yapamadan uyarmıştım. O olaydan sonra, ortaokuldan beri ilk kez yeniden konuşmaya başlamış, birlikte takılmaya ve hatta okula böyle gidip gelmeye başlamıştık. Tipik bir çocukluk arkadaşı ikilisiydik.
“Hey, Ryou, bundan sonra trene otuz dakika daha erken binsek nasıl olur?”
“Olamaz. O saate uyanamam ki.”
“Of…”
Bu, onun bu isteği dile getirişi ikinci kezdi. Geçen sefer kendi başına yapabileceğini söylemiştim de çok bozulmuştu. Ben de ikimiz için en iyisi bu diye düşünmüştüm. O boş bir tren istiyordu, ben de daha uzun uyumak. Neden olmasın ki?
Fushimi, o günün geri kalanında keyifsizdi. Öğretmenlerin bana sorduğu soruların hiçbirinin cevabını (genelde yaptığı gibi) söylemedi, uçlu kalemime uç vermedi ve notlarını göstermeyi de reddetti.
…Tüm bunları sıralamak, ne kadar çaresiz olduğumu gösteriyor, değil mi…?
Neyse, her ne sebeple olursa olsun, o gün verdiğim cevabın doğru olmadığı açıktı. En azından bunu öğrenmiştim.
“Bisikletle gidilemeyecek kadar da uzak…”
Ben de kalabalık trenleri sevmem. En azından tutunacak bir askı isterim, gerçi bir koltuk olsa daha iyi olurdu tabii. Ama bu durumla daha erken uyanmak arasında bir seçim yapmam gerekirse, her zaman kalabalığı tercih ederim.
Fushimi, bana değmeden olabildiğince yakın durarak başını yana eğdi. “Daha önce denedin mi?”
“Evet, sadece bir kez. Yaklaşık kırk dakika sürdü.”
Yağmurda, yaz sıcağında ya da kış soğuğunda yirmi dakika kadar bisiklete binmeyi kaldırabilirdim belki ama bunun iki katını kaldıramazdım.
“Bisikletle, öyle mi…” diye fısıldadı Fushimi. “Okula giderken yan yana gidip sohbet edebilirdik. Kulağa hoş geliyor.”
Tam kırk dakika mı?
Tren hafif bir kavisle döndü ve sırtıma baskı uyguladı. Direnmek için dikleştim. Fushimi’nin ezilmesine izin veremezdim.
Bana baktı.
“…Ne?”
“Hihi. Hiçbir şey. Teşekkürler.” Sırıttı. Başımı çevirdim.
Trenin sallanması yüzünden ona defalarca çarpmıştım ve her seferinde bir kızın vücudunun nasıl bu kadar yumuşak olabildiğini merak etmiştim. Bir de bu kadar güzel koktuğunu.
Tren durdu; insanlar indi, yenileri bindi. Hâlâ üç istasyonumuz vardı.
Zihnimi sakin tutmaya çalışırken, daha önce hiç görmediğim bir okul üniforması giyen bir kız gördüm. Sadece iki metre ötede duruyordu.
Kalabalık trenlerde çoğu erkek, tacizci olarak yanlışlıkla suçlanmamak için kadınlardan olabildiğince uzak durmaya çalışırdı ama arkasında doğal olmayan bir şekilde yakın duran yaşlı bir adam vardı.
O an, o kızın Fushimi’nin ve benim çocukluk arkadaşım Himejima Ai olduğundan hiçbir fikrim yoktu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.