Beklenmedik Dönüşler

“Fushimi, bir saniye bekle.”

“Ha? Neden…?”

Fushimi’nin sorusunu duymazdan gelip trenin içinde ilerledim. Herkes bana dik dik bakıyordu ama onları da görmezden geldim.

Kızla adamın arasına zorla girdim ve günü bir kez daha kurtardığımı düşündüğümü düşündüğüm anda, kız kolumdan tutup beni bir sonraki istasyonda trenden indirdi.

“…Yine mi sen?” Demirden masanın diğer tarafından, demiryolu görevlisi bana şüpheyle baktı.

“İsteyerek gelmedim buraya.”

Fushimi’ye neredeyse taciz eden adamın peşine düştüğüm istasyondu burası.

O zamandan bu yana bir buçuk ay geçmişti ve şimdi, bir başka taciz vakasına burnumu soktuğum için yine sorguya çekiliyordum.

“Yani yine bir liseli kızı tacizciden kurtardın, Takamori.”

“Evet.”

Bu seferki tek fark, söz konusu çocukluk arkadaşımın okul değiştirdiği için aramızın açılmış olmasıydı.

“…Peki nerede o kız?”

“O… kaçtı.”

Evet. Ai Himejima beni fark ettiği anda oradan tüymüştü.

“Yine mi?”

“Yani…”

“Bir tacizci haberiyle ta tren peronuna kadar geliyorum, oraya vardığımda da mağdur ya da suçlu yerine seni buluyorum.” İçini çekti, sonra ayağa kalkıp bana sırtını döndü. “Emin misin, sen değilsin değil mi? Kimseye söylemem. Sadece dürüst ol.”

Beni tutuklatmak için kandıramayacaksın.

“Gözlerinizi kapatın ve eğer siz yaptıysanız elinizi kaldırın.”

Bu ne şimdi, kuralı kimin çiğnediğini bulmak için ilkokul sınıf toplantısı mı?

“Size diyorum ki, ben onu durdurdum. Kız sadece yanlış anladı.”

Telefonum titremeye başladı. Cebimden çıkarınca Fushimi’den bir mesaj geldiğini gördüm. Trenden zorla indirildiğim için endişelenmiş olmalıydı.

Tıpkı geçen seferki gibi, görevliye tacizcinin nasıl göründüğünü ve ne yaptığını anlattım.

“Şey, üzgünüm ama okula yine geç kalacağımı söyler misiniz, lütfen?”

“Tamam, tamam,” dedi, bir kez daha içini çekerek.

Numarayı verdim, o da ofisin telefonundan aradı.

Sık sık devamsızlık yapan biri olduğum için, okulu kendim arasam yalan söylediğimden şüphelenirlerdi.

Sonunda serbest bırakılınca, az önceki kalabalığa kıyasla tamamen boş olan trene tekrar bindim ve okula doğru yol aldım.

***

Ai ile okul değiştirdiğinden beri iki kez mektuplaşmıştım.

“Sana bir mektup yazacağım, sen de bana cevap yazarsın, tamam mı?” demişti o zamanlar, sonra da mektubu gelmişti. “Evet” dediğim için ben de bir tane göndermek zorundaydım.

Fushimi, Ai, Mana ve ben hep birlikte takılırdık.

Şimdi ne işi vardı burada peki? Ya… geri döndüyse?

Ve haklı olduğum ortaya çıktı.

İlk dersin hemen öncesinde sınıfa vardım ve herkesin huzursuz olduğunu gördüm. Geç kaldığımı fark etmemişler, hatta umursamamışlardı bile.

“Trenden neden bu kadar aniden indin?” Fushimi hariç.

“Hey, Fushimi, Ai’yi hatırlıyor musun?”

“Evet. Himejima’yı kastediyorsun, değil mi?”

Başımı salladım ve ona neredeyse tacize uğrayan kızı anlattım. “O Ai’ydi.”

“Ha?! Ciddi misin? O zaman belki de odur!”

“Ne demek istiyorsun?”

“Waka, Haziran’da aramıza yeni bir öğrencinin katılacağını söyledi.”

“Ve bunun Ai olduğunu mu düşünüyorsun?”

“Olabilir.” Fushimi hemen ardından ders kitabını çıkardı.

Şimdi herkesin neden bu kadar huzursuz olduğunu anladım. Yeni bir sınıf arkadaşı hakkında heyecanlanmamak imkânsızdı.

***

Öğle yemeği vakti.

Her zamanki gibi, fizik odasında Shizuka Torigoe ile baş başa öğle yemeği yiyordum.

Fushimi ile yeniden iyi anlaşmaya başlamadan önce, okulda en yakın arkadaşım oydu ve sessiz fizik odasında hep birlikte öğle yemeği yerdik. Konuşmazdık; hatta birbirimize yakın bile oturmazdık. Ama garip olmazdı. O zamanları oldukça rahat ve dinlendirici bulurdum.

“Haziran, ha?” diye durup dururken sordu.

“Ne?”

“Yeni sınıf arkadaşı.”

“Haziran’da gelmesinin ne özelliği var?”

“Büyük bir etkinlik var, hatırlıyor musun?”

“…Neydi o yine?”

“Okul gezisi. Onların da muhtemelen bize katılacağını düşünüyordum.”

Doğru. Okul festivali muhabbetinden unutmuştum ama o da yaklaşıyordu.

Japonya tarihi öğretmeni iş gezisinde olduğu için, dersi serbest çalışma saati olarak geçirdik.

Fushimi, çalışma kağıdına akıcı bir şekilde yazıyordu.

“Yeni gelen kişi Ai olmasa bile, birinin Haziran’da nakil olması oldukça tuhaf, sence de öyle değil mi?” diye birden sordu.

“Zaten okul değiştirmek normal bir şey değil ki.”

Benim çalışma kağıdım hâlâ boştu. Onunki zaten yarılanmıştı. Cevaplarına göz atmaya çalıştım ama koluyla engelledi.

“Ryou, hayır, bak,” dedi, ciddi bir yüzle beni azarlayarak. “Sadece ders kitabına bak. Cevapların hepsi orada.”

Sorunları sabırla bana açıkladı.

“Dediğime dönecek olursak—okulu yaz tatilinden sonra, Eylül gibi değiştirirsin, değil mi? Haziran çok tuhaf.”

“Ben de öyle düşünmüştüm ama belki de okul gezisini kaçırmak istememişlerdir.”

Torigoe’nin sözleriyle, bu “büyük bir etkinlikti.”

Serbest çalışma saati, sohbetlerin sınıf içinde yayılmasını kolaylaştırdı. Hepsi nakil öğrenci ve okul gezisi hakkında konuşmaya başladı ve insanlar şimdiden gruplar kuruyorlardı.

Okul gezisi, kendini uzak bir yeri ziyaret eden bir turist gibi düşünürsen heyecan verici olabilirdi. Ama bunu tüm sınıfın, hatta okulun bir grup etkinliği olarak düşündüğünde, pek de aynı şey değildi.

Geçen seneki gezide, benim grubum, grup başına düşen kişi sınırı yüzünden arkadaşlarına katılamayan herkesin karmakarışık bir birleşimiydi. Odamız cehennem gibi garipti ve çoğu zaman hepsi diğer gruplardaki insanları görmeye gittiği için, gezinin büyük bir kısmını ben içeride yalnız geçirdim.

“Ai nasıl görünüyordu?”

“Bir liseli kız gibi.”

“Ha ha ha. Tamam, tabii, başka bir şey?” Fushimi cevabımı komik bulmuş gibiydi.

“Tanımadığım bir üniforma giyiyordu.”

“Nereye taşınmıştı yine?”

“Sanırım Tokyo’ydu.”

“Eh, bu yüzden tanıyamadın işte.”

Çalışma kağıdını zaten bitirenler arkadaşlarıyla konuşmaya gitti. Önümdeki koltuk da şimdi boştu ve Torigoe elinde çalışma kağıdıyla geldi.

“Şii, bitirdin mi?”

“Neredeyse bitti. Sen zaten bitirdin mi, Hiina?”

“Hıhı. Sana onur öğrencisi olduğumu hatırlatmalı mıyım?”

Bu alışılmadık bir durumdu. Torigoe, serbest çalışma saatinde genelde yanımıza gelmezdi.

“Torigoe, ne işin var burada?”

“Ryou, öyle deme.” Fushimi bana kaşlarını çattı. “Hepimiz kanka gibiyiz. Başka ne sebebi olacak ki?”

Kanka gibiyiz?? Kim kullanır bunu ciddiyetle??

“H-hayır, öyle değil ki ben…” Torigoe kulaklarına kadar kızardı ve sesi gittikçe kısıldı. “Neyse, şu ‘kanka gibiyiz’ olayı aşırı pasaklıca geliyor kulağa.”

Fushimi donakaldı. Pasaklı olduğu iması, son zamanlarda kötü moda zevki yüzünden onun için giderek daha hassas bir konu haline gelmişti. Yorum durumu daha da kötüleştirdi.

“Sadece ikinizin ne planladığını merak ediyordum,” dedi Torigoe, bizden yüzünü çevirerek.

“Ne için plan?”

“Okul gezisi için.”

Ha, demek bu yüzden buradaydı.

“Ryou, başka biriyle mi gruplaşıyorsun?”

Keşke “Üzgünüm, zaten diğer çocuklara katılmayı kabul ettim” diyebileceğim bir hayatım olsaydı.

“Ryou, neden başka tarafa bakıyorsun?”

“Sadece paralel bir dünyada işlerin nasıl olabileceğini merak ediyorum.”

“Ha?” Fushimi sadece kafa karışıklığıyla gözlerini kırpıştırdı.

“Hey!” Torigoe bize döndü. “İsterseniz… Ne dersiniz… üçümüz birlikte bir grup oluşturalım mı gezi için?”

Torigoe utançla dudaklarını büzdü, cevabımızı bekliyordu.

Bana en son böyle bir şeye katılmam teklif edildiğinden beri ne kadar zaman geçmişti? O kadar uzun zaman olmuştu ki, durumu idrak etmem biraz zaman aldı.

Fushimi, onun yakın arkadaşı olduğu için kesinlikle hemen kabul ederdi… diye düşündüm. Ona baktım ama o başka tarafa bakıyor, düşünceli görünüyordu. Bu tepkiyi beklemiyordum.


Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.