"Maria denek mi oldu?"
Mogi’nin sözlerini gayrihtiyari tekrarladım.
Haruaki hala yolun ortasında diz çökmüş halde başını kaldırıp sordu: "Kasumi... Bu ne demek? Maria neden... Neden böyle bir şey yapsın?"
"Yanagi bana sadece bunu söyledi, daha fazlasını ben de bilmiyorum..."
Böyle bir şey nasıl mümkün olabilirdi?
Iroha benim gölgeme bastığında bana bir şey olmamıştı; o halde Daiya Maria'nın gölgesine bastığında Maria'nın bir denek haline gelmemesi gerekirdi.
Tabii eğer bunu kendisi istemediyse.
Cebimdeki telefon aniden bir e-posta bildirimiyle titredi. Çıkarıp mesajı açmaya yeltendiğimde bir bildirim sesi daha duyuldu.
"Bu da ne?"
Tam da şimdi, üst üste iki mesajın gelmesi huzursuzluğumu artırmıştı.
Ekranda tanımadığım bir adres vardı. İkinci mesaj tek bir harften ibaretti: O. Ben daha ne olduğunu anlamadan yenileri gelmeye devam etti.
Tanınmayan göndericilerden, beşer saniye arayla gelen toplam sekiz mesaj vardı ve her birinde yalnızca tek bir harf yazılıydı. Kronolojik sırayla bakınca şunu söylüyorlardı:
M-I-S-E-R-Y-H-A
İstesem de istemesem de bu bana göndericinin kim olduğunu haykırıyordu.
"Maria...!"
Evet, doğruydu.
Maria bir denek olmuştu.
Hayır, aslında durum muhtemelen çok daha başkaydı.
"Maria en az sekiz kişiye emir verdi..."
Maria bir hükümdar olmuştu.
"Neden... Neden böyle bir şey oldu?"
Kafamızın en karışık olduğu o an bir mesaj daha geldi. Gönderen yine belirsizdi ama bu kez mesaj tek bir harften fazlasını içeriyordu.
Haberleri izle.
Yutkundum ve telefonumdaki televizyon uygulamasını açtım.
Bahsi geçen yayını bulmam uzun sürmedi. Kadın spiker detayları aktarıyordu:
"Son dakika gelişmesini aktarıyoruz. Köpek gibi davranan ve 'köpek-insanlar' olarak adlandırılan kişilerden biri olan Katsuya Tamura’nın bilinci yerine geldi. Bu, söz konusu durumdan ilk yenilenme vakası olarak kayıtlara geçti. Emniyet güçlerinin gözetiminde bulunan Bay Tamura'nın ifadesine göre, zihni tamamen açık ve herhangi bir kafa karışıklığı belirtisi göstermiyor. Bay Tamura ayrıca, köpek gibi davrandığı sürece dair hiçbir şey hatırlamadığını, ailesini öldürdüğünü itiraf ederek işlediği suçların bedelini ödemeye hazır olduğunu belirtti. Bir son dakika haberi daha; yine köpek-insan haline gelmiş olan şüphelilerden Yasumi Ishikawa'nın da bilinci yerine gelmiş durumda..."
Neler oluyordu? Daiya neden köpek-insanları şimdi normale döndürüyordu? Planı, bu insanları seri şekilde üreterek toplumun etik değerlerini sorgulatmak değil miydi? Onları eski hallerine döndürmek tüm çabasını çöpe atmak demek olmaz mıydı?
Eğer öyleyse, bunu yapan Maria olabilir miydi?
Öyle olduğunu varsaysak bile, Daiya buna neden izin vermişti?
Şu an sanki Suç, Ceza ve Suçun Gölgesi'nin dizginleri Maria’nın elindeymiş gibi görünüyordu.
"Olamaz."
Ya gerçekten öyleyse?
Maria, kendi hür iradesiyle Suç, Ceza ve Suçun Gölgesi'ne sahip olmayı istemiş olabilir miydi? Güçlerini özgürce kullanabilmek için önce bir denek, sonra da bir hükümdar olmayı mı seçmişti?
Eğer öyleyse, neden?
"Hayır, bu..."
Her şeyi anlıyordum.
Eğer öyle yaptıysa, Maria’nın motivasyonunu tüm kalbimle anlıyordum.
Onun tek dileği başkalarını mutlu etmekti; hepsi bu. Başka hiçbir amaç için uğraşmazdı. Yani şu an yaptığı her neyse, başkalarına mutluluk getirmek içindi.
Kısacası, bir karar vermişti.
Suç, Ceza ve Suçun Gölgesi'nin başkalarını mutlu edebilecek bir kutu olduğuna karar vermişti.
Doğru ya, Maria bir kutu arayıp duruyordu. Ve bulduğu kutu bu muydu? Başka insanları kontrol etme gücü mü?
"Bu da ne böyle?"
Dişlerimi sıktım.
Bu, Maria'yı anlayan ve ona ihtiyacı olan kişinin ben değil, Daiya olduğunu söylemekle aynı şey değil miydi?
Ben...
"Buna izin vermeyeceğim."
Maria'nın Suç, Ceza ve Suçun Gölgesi'ni ele geçirdikten sonra ne yapacağını biliyordum.
Daiya'nın aksine Maria gösterişli işlere kalkışmayacaktı. Her bir insanla tek tek, zor yoldan görüşecek, onları mutluluğa yönlendirmek için her birine en uygun şekilde hükmedecekti.
Bu imkansız, sonu gelmez bir çabaydı. Tüm hayatını başkalarının hizmetine adamak demekti.
Yine de Maria'nın, yeryüzündeki tüm vaktini etrafındakilerin sevincine adamaktan mutluluk duyacağına emindim.
Sonunda bir ilerleme kaydettiği için seviniyordu.
"Buna izin vermeyeceğim," dedim tekrar.
Böyle düşünmesinin tek sebebi "Aya Otonashi"nin etkisi altında olmasıydı.
Kendi mutluluğunu hiçe sayarak hareket ediyordu.
"Yapacağım."
Eğer durum buysa, ne yapacağım belliydi.
"Onu yerle bir edeceğim."
"Aya Otonashi" olarak herhangi bir umuda tutunmasına izin vermeyecek, onu umutsuzluğa sürükleyecektim.
"Maria'nın Suç, Ceza ve Suçun Gölgesi'ni de yok edeceğim."
Sonunda bulduğun o umut mu? Umrumda bile değil.
Maria'nın ağlamaları ve çığlıkları beni o kutuyu parçalamaktan alıkoyamayacak.
Kararımı vermiştim.
Asıl soru, bunu nasıl yapacağımdı.
Daiya, Maria'ya emirler verebilirdi. Benden istediği her şeyi talep edebilirdi. Eğer yanlış bir hamle yaparsam, Maria'ya Sahte Mutluluk'u Yuri üzerinde kullanması için emir vermekle bile tehdit edebilirdi beni.
Bunu bir kez dile getirdiğinde, benden istediği her şeye boyun eğmekten başka çarem kalmazdı. Benden Kırık Dileklerin Gümüş Ekranı'nı yok etmemi isterse yok ederdim. Maria'nın gidişini izlememi isterse, sadece izlerdim.
"Kahretsin."
En iyi seçeneğim neydi?
Daiya, Maria'ya giden yolu tamamen kapatmıştı. Onunla savaşacak bir yol bulamazsam, onu geri getiremeden kaybedecektim.
Savaşacak bir yol... Bir yol...
Aklıma gelen şey şuydu...
Bakışlarım az önce benden yardım isteyen Haruaki'ye kaydı. Kendisini ve Kokone'yi de yanımda Kırık Dileklerin Gümüş Ekranı'na götürmemi istiyordu.
"Haruaki."
Evet, Daiya'ya karşı koyabilmenin tek yolu oydu.
"Kokone ile buluşalım."
İşte o an içim ürperdi.
Gerçekten korkunç bir şey planlıyordum.
Mogi yardım etmek istediğini söyleyecek kadar nazikti ama onu Kırık Dileklerin Gümüş Ekranı'na götürmeme imkan yoktu; bu yüzden onu hızlıca hastaneye bırakıp Kokone ile buluşmak üzere yola çıktık.
Daha önce iletişime geçtiğimiz için saklandığı yurdun yakınındaki otoparkta bizi bekliyordu.
Karşılaştığımız an Kokone başını göğsüme yaslayıp bana sarıldı.
"Daiya söyledi," dedi titreyen bir sesle. "Beni sevdiğini söyledi."
Yüzünü kaldırmıyordu.
Vücudu sarsılmasa bile ağladığını anlardım.
"Bu hale geldiğimden beri bana hiç böyle bir şey söylememişti."
Haruaki hiçbir şey söylemeden, dudaklarını kemirerek onu izliyordu.
"Kararımı verdim. Kim ne derse desin." Kokone başını kaldırıp kızarmış gözlerini bana dikti. "Daiya'yı kurtaracağım."
Kararlılığı sarsılmaz bir noktadaydı artık.
"Kokone..."
O "seni seviyorum" mesajı muhtemeler dolaylı bir yoldan gelmişti. Nereden bakarsan bak bir tuzaktı. Ama bunu ona söylesem de Kokone beni dinlemezdi.
Yine de Daiya'yı görme konusundaki azmi benim lehimeydi. Planım için biçilmiş kaftandı.
"Onun için ne gerekiyorsa yapacak mısın?"
"Yaparım. Her şeyi göze alırım. Canımı bile."
Tam da duymak istediğim cevap buydu.
Eğer Kokone'yi Daiya'ya karşı bir önlem olarak kullanacaksam, bu sözleri duymaya ihtiyacım vardı.
"Hadi gidelim Kokone, Haruaki. Kırık Dileklerin Gümüş Ekranı'na."
Maria'yı geri almak için Kokone'nin Daiya'ya olan güçlü duygularını bile kullanacaktım.
Ama Haruaki hala bana gülümsüyordu. "Yapıyorsun işte! Teşekkürler Hosshi!"
İki eliyle birden elimi tuttu. Tutuşu çok sertti.
"Acıtıyorsun Haruaki."
İtiraz etmeme rağmen elimi bırakmadı.
Gözlerini doğrudan bana dikmişti, yanaklarından yaşlar süzülüyordu. "Teşekkür ederim Hosshi."
Yine de Kokone’nin bizimle gelmesi, Daiya'yı kurtarabileceğimizi garantilemiyordu.
Aslında Haruaki'nin ağlamasının tek sebebi, Daiya sonuna yaklaştığında onun yanında olabileceğini bilmesiydi. Benim bu kararı Daiya ve Kokone iyiliği için verdiğimi sanarak yanılıyordu.
Haruaki sonunda elimi bıraktı.
Elim ısınmıştı.
"Ah..."
Kalbim de hızla ısınıyordu, neredeyse dayanılmaz bir dereceye kadar.
İkisinin de Daiya için döktüğü o samimi gözyaşları sanki bana bir saldırıydı.
İşte o an fark ettim.
"Ah... Kahretsin..."
Haruaki'nin tutuşundan sonra yanan elime baktım. Bu el, kutuları parçalayan, dilekleri yerle bir eden gücü barındıran eldi.
Böyle bir ele sahip olmak beni insanlıktan çıkarıyordu.
Maria uğruna onların duygularından yararlanmak beni insanlıktan çıkarıyordu.
Sonuçta yapmak üzere olduğum şey...
"Aaaah..."
Ne zaman bu kadar duygusuz biri olmuştum? Belki de Iroha'yı öldürmeye yeltendiğim o andan beri zaten delirmiştim. Yolumu kaybedeli çok olmuştu ama Iroha tesadüfen ölmediği için bunu fark etmem bu kadar uzun sürmüştü.
Mutluluk diliyorum. Daiya'nın, Kokone'nin ve Haruaki'nin mutlu olmasını istiyorum. Onlarla birlikte ağlamak istiyorum. Kalplerimiz birleşsin, Daiya'ya yardım edelim istiyorum.
Ama yapamam.
Maria yine benim olacak. Benim en büyük önceliğim bu ve bunu hiçbir şey değiştiremez. Hiçbir şey. Ben artık buyum.
Boş Kutu'yu elde ettiğimde bu hale gelmek üzere yeniden yaratılmıştım.
"Nn... Nnnnn..."
Ağlamaya başladım.
Ama benim gözyaşlarım Kokone ve Haruaki'ninkiler gibi bir başkasına duyulan şefkatin o güzel yansıması değildi. Bunlar, kendi özümden pişmanlık duyduğumu gösteren bencilce, utanç dolu gözyaşlarıydı.
"Haruaki, Kokone."
Yapabileceğim tek şey onlara karşı hislerimde dürüst olmaktı.
"Sizi seviyorum."
En azından bu gerçekti. İnanılmayacak kadar gerçek.
Haruaki kollarını Kokone ve benim etrafıma doladı.
Kokone hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.
Gözyaşlarımın onlarınkinden ne kadar farklı olduğu gerçeğiyle derin bir suçluluk hissettim. Kokone’nin gözyaşları yanağımı ıslattı. Onun masumiyeti bana ne kadar günahkar olduğumu hatırlattıkça üzerime bir kez daha hüzün çöktü.
"Sizi seviyorum ama size ihanet edebilirim."
İkisi de şaşkın gözlerle bana baktı.
"Üzgünüm. Maria için ne gerekiyorsa yapmama bu engel olmayacak. Onu geri almak için sizin duygularınızı bile kullanacağım. Daiya'yı kurtarmak elimden gelmeyebilir. Hatta onu uçurumun kenarına bile itebilirim. Yine de... Gerçekten ona yardım etmek istediğimi düşünüyorum. Ama bu sadece bir düşünce işte. Üzgünüm. Bunun sadece bir düşünceden ibaret olması yüzünden çok üzgünüm."
Gözyaşlarım durmak bilmiyordu.
"Lütfen beni affedin."
Bir an için kimseden ses çıkmadı. Sadece birbirimize sarılmış, öylece duruyorduk.
Sessizliği bozan Kokone oldu. "Bunun için yapabileceğin bir şey yok," dedi ağlamaklı bir sesle. "Ben de tüm bunları sadece Daiya’yı kurtarmak için yapıyorum. Haruaki benim mutlu olmamı istiyor ama eminim o da bu konuda harekete geçemiyordur."
Göğsümden destek alarak kendini geri çekti, aramızdaki o sarmalı bozup gülümsedi.
"Ben seni affediyorum, sen de beni affet."
Kokone ve Haruaki’nin gözyaşlarına bakarken bir şeyin farkına vardım.
Tıpkı Daiya’nın izlediği o dört film gibi, bu hikâyenin de mutlu bir sonu olmayacaktı.
İşler nerede sarpa sarmıştı?
Hatalar zinciri ne zaman başlamıştı?
Eğer her şey en başından beri böylesine bozuksa, dünyayı düzeltmeye çalışan Daiya haklı mıydı yani?
Bilmiyorum.
Bilmiyorum ama artık gitmemiz gerek.
Kırık Dileklerin Gümüş Perdesi'ne girebilmek için alışveriş merkezine gitmeliyiz.
Daiya’ya.
Maria’ya.
Gitmeden önce, insanlıktan çıktığımı göstermek için kendime bir işaret bırakacağım.
Evet, sağ elim bu iş için uygun. Cezamı sağ elime kazıyacağım; Kutuları parçalama gücüne sahip olan o ele.
Ve bu iş bittiğinde...
...hadi gidip bu hikâyenin kapanış jeneriğini izleyelim.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.