Pekala, bakalım işler ne noktaya varacak.
1 Mayıs Cuma, Saat 12:00
Duyduğum ilk şey bir kızın ağlama sesi oluyor.
Daiya’nın yüzü hemen önümde. Neredeyse birbirimize değeceğiz. Neler olup bittiğine dair en ufak bir fikrim bile yok.
Bu da ne?
Daiya’nın gözlerindeki duygu saf bir nefret ve düşmanlık. Ama kime karşı? Cevap ortada. Bu kadar yakınken kornealarındaki yansımamı bile görebildiğime göre o kişi ben olmalıyım. Benim. Onun gazabının hedefindeki kişi benim.
Dokunma duyumun varlığını aniden hatırlamışım gibi vücuduma bir acı dalgası yayılıyor. Yanağım ve ağzım sızlıyor. Bileklerim de öyle.
Daiya üzerime oturmuş, kollarımı sıkıca yere bastırıyor.
Durumu nihayet kavramaya başlıyorum.
Müzik odasındayız. Üçüncü ders olan klasik edebiyat için sınıfta olmam gerekiyordu ama nedense normalde dördüncü dersi işlediğimiz buradayım. Üniformamda kan var. Kimin kanı bu? Ağzımdaki o metalik tada bakılırsa muhtemelen benim. Ağzım yüzüm dağılmış. Büyük ihtimalle Daiya bana vurduğu için böyle.
Ne oldu? Neler dönüyor burada?!
“Daiya... Ne—?”
“Kes sesini Kazu. Tek bir kelime daha edersen o ağzını ben kapatırım.”
Daiya’nın gözlerindeki öfke gerçek. Söylediği her kelimenin arkasında duracağını biliyorum. En ufak bir ses çıkarırsam, beni benzetme sözünü yerine getirecek.
Bu kötü bir rüya olmalı.
Ama bu sadece bir kabus olsaydı, acı bu kadar keskin ve taze olmazdı. Bu gerçeklik, kaçışı yok.
O kız hâlâ ağlıyor... Kim o?
Başımı çevirip baktığımda Kokone Kirino’nun hıçkıra hıçkıra ağladığını görüyorum.
Zihnime ilk düşen duygu kabulleniş oluyor. Demek bu yüzden. Olaylar bu noktaya gelmesine rağmen Daiya’yı bu yüzden durdurmadı. Ardından gelen his ise şaşkınlık. Kokone neden ağlıyor? En sonuncusu ise korku.
Olamaz.
İçinde bulunduğum durumu tartıyorum. Kokone gözyaşları içinde, Daiya ise barut gibi. Onu kim ağlattı? Daiya’yı kim bu kadar öfkelendirdi? Müzik odasındayım, demek ki dördüncü dersteyiz. Üçüncü dersle şu an arasındaki hiçbir şeyi hatırlamıyorum ama yine de buradayım. En son hatırladığım yerden farklı bir yerdeyim. Diğer bir deyişle...
Bilincim yerinde değilken bir şeyler mi yapıyorum?
Tıpkı farkında olmadan Otonashi’ye e-posta gönderip aşkımı itiraf etmem gibi.
Ya da bilmeden Kokone’ye ondan hoşlandığımı söyleyip aramızdaki dostluğu yıkmaya çalışmam gibi.
Yoksa hiç farkında olmadan Kokone’nin canını yakıp Daiya’yı bu hale mi getirdim?
“Bence bu kadar yeter Daiyan.”
Haruaki, konuşurken elini arkadaşının omzuna koyuyor.
Yeter mi?
Bu, Daiya üzerimdeyken bana birkaç kez daha vurduğu anlamına mı geliyor?
Daiya kollarımı yere sertçe çarpıp beni serbest bırakıyor, sonra o nefret dolu bakışlarını bir an bile üzerimden ayırmadan yavaşça ayağa kalkıyor. Ardından, sanki son noktayı koymak ister gibi—
“Ah!”
—sırtını dönmeden önce karnıma tüm gücüyle basıyor.
Acıyla iki büklüm oluyorum. Etrafımdaki herkesin yüz ifadesini görebiliyorum. Sınıf arkadaşlarım, müzik öğretmeni, hatta Haruaki bile... Hepsi bana sanki kim olduğumu bilmiyorlarmış gibi bakıyorlar. Kokone, başını Daiya’nın göğsüne yaslamış, daha da yüksek sesle ağlıyor.
Ayağa kalkmaya çalışıyorum ama acı o kadar şiddetli ki başaramıyorum. Kimse yardım etmek için elini uzatmıyor.
Özür diliyormuşçasına yere kapaklanmış bir halde orada yatarken bir düşünce zihnime sızıyor.
Neden ben? Bunu hak edecek ne yaptım? Neler olduğu hakkında hiçbir fikrim yok ama buna neyin sebep olduğunu biliyorum.
Kutu.
Doğru ya, bu Kutunun suçu, benim değil. Ben hiçbir şey yapmadım!
Neden bunlar benim başıma gelmek zorunda?!
Kendi çabamla ayağa kalkıyorum.
Herkes dikilmiş izliyor ama tek bir kişi bile yardım etmek için öne çıkmıyor.
Mantıklı aslında. Hiçbirinin tüm bu karmaşaya bir Kutunun sebep olduğunu anlamasını bekleyemem. Bu yüzden kimse bana dokunmak istemiyor. Kimse yaklaşmıyor. Kimse konuşmuyor. Hiç kimse. Ne Daiya, ne Kokone, ne de Haruaki. Kimse. Kimse. Kimse kimse kimse...
“İyi misin Kazuki?”
O hariç.
Gülümsüyorum. Hâlâ dersin ortasında olduğumuz için herkes onun aniden ortaya çıkışıyla donup kalıyor. Ama ben bunu hiç garipsemiyorum.
“Maria...” diye sesleniyorum neredeyse refleksle.
Otonashi müzik odasının kapısında dikilirken adını duyunca gözleri fal taşı gibi açılıyor. Ancak soğukkanlılığını hızla geri kazanıp yanıma koşuyor.
Otonashi, başka kimsenin yardım etmek istememesini umursamıyor. Yanıma o kadar yaklaşıyor ki şişmiş yanağıma nazikçe dokunmak için elini uzattığında kirpiklerinin gölgesini bile görebiliyorum.
“Bu yaraları temizlememiz lazım. Hadi revire gidelim.”
“Tamam.”
O önde yürüyor, ben ise sessizce onu takip ediyorum.
Giderken tek bir can bile bana bir şey demiyor.
Sınıfa arkamı döndüğümde Kokone’nin ağlama sesi daha da yükseliyor. Ya da bana öyle geliyor.
1 Mayıs Cuma, Saat 12:17
Revirde kimse yok, hemşire bile.
Otonashi bundan emin olduktan sonra oraya buraya hafif dokunuşlarla yaralarımı inceliyor. Dolabı açıp ilk yardım çantasını kapıyor ve görünüşe bakılırsa alışkın ellerle pansuman yapmaya başlıyor.
“Seninle konuşmaya gelmiştim çünkü Kutu hakkında bir fikrim vardı ama seni bu kadar perişan bir halde bulmayı beklemiyordum... Tam olarak ne oldu?” diye soruyor Otonashi sıyrıklarımı ve kesiklerimi dezenfekte ederken.
“Keşke ben de bilseydim.”
“Hatırlamadığını mı söylüyorsun?”
Başımı sallıyorum. Otonashi bıkkınlıkla içini çekiyor.
“Biliyor musun, Reddeden Sınıf olayından beri ağzından çıkan tek şey bu. Ben bile artık bundan sıkılmaya başladım.”
“Elimde olan bir şey değil.”
“Şaka yapıyordum.”
Bunu söylerken elini uzatıp yüzüme bir yara bandı yapıştırıyor.
“Benim tek gördüğüm Oomine’nin seni çiğnediğiydi. Ondan öncesine dair en ufak bir anın yok mu?”
“Kendime geldiğimde Daiya zaten üzerime çökmüştü.”
“Ve sana neden vurduğuna dair en ufak bir ipucun bile yok mu?”
“Evet. Hiçbir şey bilmiyorum.”
Otonashi cevabım üzerine kollarını kavuşturup düşünceye dalıyor. “Telefonun yanında mı Kazuki?”
“Telefonum mu? Cebimde olmalı...”
“Olan bitene dair bir kayıt olabilir. Bak bakalım bir şey bulabilecek misin?”
Hemen düğmeye basıyorum.
Gelen ve giden aramalar, gelen ve giden e-postalar... Görebildiğim kadarıyla öncekine göre bir değişiklik yok. Veri klasörümü açıyorum.
“Sesli notlar.”
Bu klasör hep orada mıydı? Onu da açıyorum.
İçinde on iki haneli bir numarayla adlandırılmış tek bir dosya var. Dosyanın oluşturulma saati ve tarihi olmalı. Eğer dosya adı değiştirilmediyse, bu kayıt 1 Mayıs gece saat iki civarında, yani dün gece yarısı yapılmış gibi görünüyor.
Dosyayı açıp telefonu kulağıma götürüyorum.
Kayıt oynamaya başlıyor.
“Günaydın Kazuki Hoshino. Yoksa tünaydın mı demeliydim, belki de iyi akşamlar?”
Bu da neyin nesi?
Kaydı bir anlığına durduruyorum. Neden telefonumda rastgele birinin sesli notu var? Benimle neden konuşuyor?
“Ne oldu Kazuki? Bir şey mi buldun?”
Otonashi’nin sorusunu görmezden geliyorum ve titreyen parmağımla tekrar oynat tuşuna basıyorum.
“Neyse, önemi yok. Senin de umurunda olmadığına eminim. Hayır, şu an aklını kurcalayan asıl soru benim kim olduğum, değil mi? Ah evet, Kutuları biliyorsun, değil mi? En azından O bana öyle söyledi. Tüm detayları açıklama kısmını atlayabilirim o zaman?”
Kutuları ve O’yu biliyor. Bu bir sahip olduğu anlamına mı geliyor?
“Hayatının başına yıkılmaya başladığını artık fark etmişsindir. Evet, harika bir duygu. Bunu bilerek yapıyorum ne de olsa. Neden mi? Seni yok edebilmek için.”
Sesin neşeli, hoş tonu ile söyledikleri arasındaki uçurum kalbimin küt küt atmasına neden oluyor.
“Seni bir enkaz yığınına çevireceğim. Değer verdiğin her şeyi lekeleyeceğim. Artık bir Kutum olduğuna göre, bir zamanlar sahip olduğun ne varsa elinden alınacak. Sonuçta ben...”
Kayıt kesiliyor. Hayır, kesilmiyor. Telefonu elimden düşürüyorum.
“Kazuki! İyi misin? Ne dinliyordun?”
“Ah...”
O kayıttaki nefret gün gibi ortada. Artık bunu inkar etmenin yolu yok. Silahların en güçlüsü ve en korkuncu olan bir Kutuya sahip biri bana kafayı takmış ve hayatımı mahvetmeye çalışıyor.
Otonashi telefonumu yerden alıp kaydı açıyor.
“Bu...!”
Dinlerken yüzü asılıyor. Bir süre sonra telefonu kapatıp tek kelime etmeden bana geri veriyor ve kollarını kavuşturup düşüncelere dalıyor.
“Kazuki.” Sessizliğini bir an sonra bozuyor ve adımı ürkütücü derecede mesafeli bir tonla söylüyor. “Bu sabah olanlar üzerine kafa yoruyordum ve nasıl ilerlememiz gerektiğine dair kaba bir plan yapmıştım. Maalesef somut bir sonuca varamamıştım. Ancak bunu duyduktan sonra, artık bir şeyden kesinlikle eminim.”
Otonashi kararını açıklarken bana keskin bir bakış fırlatıyor.
“Söylediğin veya yaptığın hiçbir şeye güvenmiyorum.”
“Ne?”
Ne demek istediğini anlayamıyorum, ağzım aptal gibi açık kalıyor.
“Sen bile artık anlamış olmalısın. Bu yeni Kutunun gücü seni doğrudan etkiliyor. Sahibin pençesine çoktan düşmüş olman kuvvetle muhtemel. Onların etkisi altındayken sana güvenmemin imkanı yok.”
Sözlerini zihnimde tartıyorum.
Bana güvenmiyor mu?
“N-neden? Sana ihanet edecek hiçbir şey yapmadım!”
“Gerçekten Kazuki Hoshino olduğun sürece bu doğru.”
“Ne?”
“Sen gerçekten Kazuki Hoshino musun, yoksa sahibi mi?”
“Neler saçmalıyorsun Otonashi? O kaydı yapan kişi sahibi!”
“Kaydın tamamını dinlemedin mi? Dinlemediysen bile, sesi tanımış olmalısın...”
“Otonashi, o mesajı kimin kaydettiğini biliyor musun? Sahibin kim olduğunu anladın mı? Tanıdığın biri mi?”
“Anlamasının bu kadar sürmesine şaşırmamalıyım herhalde. Belki de bu sesi gerçek hayatta hiç duymamıştır, ayrıca konuşma tarzı da normalden epey farklı.”
Otonashi soruma cevap vermiyor, sadece kendi kendine fısıldıyor. Revirden çıkmak üzere arkasını dönüyor.
“B-bekle! En azından sesin kime ait olduğunu söyle!”
Duruyor ama dönmüyor.
“Kazuki, kendine gel ve o kaydı bir kez daha dinlemeyi dene.”
Ve öylece çekip gidiyor.
Böylesine bariz bir reddediş karşısında söyleyecek söz bulamıyorum.
Ses kaydını yeniden açıyorum. Her an kulaklarımda olan ama daha önce hiç gerçekten duymadığım o sesi nihayet tanıdığımda, gerçekler zihnime bir yıldırım gibi düşüyor.
Ha-ha-ha...
Elimden gelen tek şey gülmek. Başka ne yapabilirim ki? Ben bile, bunları duyduktan sonra kendime güvenmezdim.
Lanet olsun.
Peki, şimdi ne halt edeceğim ben?
Dünyadaki en kolay şey bu. Sonuçta...
Telefonu elimden düşürdüğümde kaçırdığım o kaydın devamını nihayet duyuyorum.
...seninle aynı vücudu paylaşıyorum, Kazuki Hoshino.
Kayıttaki ses bana ait.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.