Hayatın Kırık Ritmi ve Yeni Bir Sabah

Derin mavi gökyüzü, hayal edebileceğimden çok daha berrak.

Uyanır uyanmaz tarihi kontrol ediyorum. 7 Nisan. Bugün 7 Nisan. Gerçekten 7 Nisan olduğundan emin olmak için gazeteye ve televizyona da bakıyorum. Bunu defalarca teyit etmenin hiçbir anlamı olmadığını biliyorum ama Reddeden Sınıf'ın içinde hapsolduğum o günden beri, içimi rahatlatmanın tek yolu bu oldu.

Reddeden Sınıf'ta yaşananlar zihnimde sadece birer bilgi kırıntısı olarak duruyor; ancak o anıları hatırlamak, sanki benden habersiz çekilmiş fotoğraflarıma bakmak gibi. Kutu, Maria, O... Hepsinin kim ve ne olduğunu biliyorum ama içimde ne bir öfke, ne bir üzüntü, ne de herhangi bir duygu uyandırıyorlar. Bir zamanlar aşık olduğumu bile yavaş yavaş unutmamın sebebi bu olmalı. Anılar o kadar ince ve zayıf ki, parmaklarımın arasından tek tek kayıp gidiyorlar.

Eminim Maria için de durum aynıdır.

Zaten en başında hiç tanışmamamız gerekiyordu, bu yüzden bir daha asla karşılaşmayacağımızdan eminim.

Her neyse, bugün 7 Nisan, okulun ilk günü.

Artık lise ikinci sınıf öğrencisiyim.

Sınıfım artık dördüncü katta değil, üçüncü katta. Sadece biraz daha aşağıda ve batıda olmak pencereden görünen manzarayı pek değiştirmiyor. Yine de 2-3 sınıfına girdiğimde atmosfer tamamen farklı hissettiriyor; göğsüm büyük bir heyecanla sıkışıyor.

Gözlerim öğretmen masasının üzerindeki oturma düzenini gösteren kağıda takılıyor. Çizelgede bana ayrılan yere oturuyorum. Yeni sınıf arkadaşlarıma nazikçe "Tanıştığımıza memnun oldum," diyorum, onlar da aynı şekilde karşılık veriyor. Evet, bu sene güzel olacak.

Sınıfa bir yüz daha giriyor.

Beni görünce selam vermek için elini kaldırıyor.

"Naber, Hosshi? Bakıyorum da yine aynı sınıftayız!"

Garip bir şey söylemedi ama odadaki on beş kişinin tamamı dönüp bize baktı.

Evet, Haruaki her zamanki gibi gürültücü.

"...Selam, Haruaki."

"Ha, ne oldu?"

Ona şüpheyle bakıyorum. "Gerçekten sen misin?"

"...Neden bana sahteymişim gibi bakıyorsun? İkiz kardeşim falan mı var sanıyorsun? Yoksa şu meşhur mangalardan biri seni tüm lise beyzbolcularının ikiz olduğuna mı ikna etti?"

"...Ondan değil."

Sanırım Haruaki'den şüphelenmeyi bırakmam biraz zaman alacak...

"Bu arada Hosshi, duydun mu—?"

"Hey, Haru ve Kazu burada!" Haruaki'nin sözünü yeni bir ses kesiyor.

Kokone, yanında Daiya ile kapıda duruyor.

Bu ikisi gerçekten okula arkadaş gibi beraber mi geldi? Eğer bunu dile getirirsem günün geri kalanını Daiya'nın zihinsel işkencelerine katlanarak geçireceğimden emin olduğum için ağzımı açmıyorum.

"Bir kadın sesi duyunca kalbim yerinden çıkacaktı, meğer sadece Kiri'ymiş. Adamın hevesini kursağında bırakmakta üstüne yok!"

"Bu da ne biçim bir tepki, Haru? Sen kendini ne sanıyorsun?"

"He canım, bana hayran olduğunu biliyorum ama beni başka sınıfa kadar takip etmen de biraz fazla kaçıyor, anlıyor musun? Sadece bunu demeye çalışıyordum."

"Ha! Bana deli gibi aşık olduğun gerçeğini örtbas etmeye çalışıyorsun gibi geldi. Tam bir çocuksun. Ayrıca, telefonunu benim o çok tatlı ses kayıtlarımla doldurmayı bıraksan mı artık?"

"Kim yapar lan öyle bir şeyi?!"

"'Emredersiniz usta!'... Hadi ama Haru, şu sevimli küçük koleksiyonuna yeni bir parça eklemek için harika bir fırsat! Al bak, sana bir tane daha vereyim. Belki bu sefer 'Hoş geldin usta!' demem hoşuna gider?"

Bu konuşmadan ne çıkarmam gerektiğini bilmiyorum ama utanç verici olduğu kesin, bu yüzden yakında durmalarını umuyorum.

"Öğğ... Hey Kazu, yanında hiç maytap var mı? Şunlardan birini yakıp Kiri'nin ağzına atasım var, belki o zaman biraz huzur buluruz."

"Ooo, bakın burada kim var, Daiya. Haru'ya en özel ses örneklerimi veriyorum diye kıskandı herhalde. Ama hiç korkma. Eğer önümde eğilip ayakkabılarımı yalarsan, belki sana en iyi kız kardeş sesimle 'Ağabey' diyebilirim. Vay canına, ne kadar da nazığım!"

"Onun yerine 'Doğduğum için özür dilerim' demeni sağlayabilir miyim?"

...Yeni bir sınıftayım ama hiçbir şey değişmemiş.

Yine de, tam olarak dilediğim şey buydu.

Mogi ve Maria'nın burada olmaması üzücü ama Reddeden Sınıf'a karşı geri kazanmak için bu kadar çok savaştığım şey tam da buydu.

"...Orada kendi kendine neye dişlerini göstererek gülüyorsun, Kazu? Sapıklar gibi görünüyorsun."

Daiya herkesin dikkatini üzerime çekiyor.

"Iyy, haklı! Kazu'nun yüzünde kocaman bir sırıtış var. Kendi kendine mi gülüyor yoksa muhtemelen sapıkça bir şeyler mi düşünüyor? Evet, bahse girerim yanındaki kızla neler yapabileceğini hayal ediyordur."

"Öyle bir şey yok."

Lafı hemen ağzına tıkıyorum. Kokone dudaklarını büküyor.

"Sahi, bu sıra kimin? Tanıdık biri mi? Güzel biri mi?" Haruaki, sanki kendi yeriymiş gibi o sıraya kurulmuş soruyor. Kimin oturacağını biliyorum çünkü kendi yerimi ararken merak edip bakmıştım.

"Evet, tatlı bir kız."

"Harbi mi? Kim?"

Burada bir sırası var. Bu bile beni mutlu etmeye yetiyor. Burada bir yeri olduğu sürece, bir gün gelip oraya oturabilir. Kim bilir? Döndüğünde o sıra belki artık benim yanımda olmaz ama bu beni üzmüyor.

Gülümseyerek yanımdaki sıraya atanan kişinin adını söylüyorum.

"Mogi."

Dışarıda sanki hiç durmayacakmış gibi şiddetli bir yağmur yağıyordu.

Mogi'nin kaza geçirdiğini Daiya'dan duyar duymaz hastaneye koştum. Bugün okul falan umurumda değildi. Onu götürdükleri yer şehir içinde olmadığı için taksiye bindim. Normal hayatın huzurunu her şeyden çok seven benim gibi biri için, bu neredeyse akılalmaz bir hareketti.

Ama başka çarem yoktu. Reddeden Sınıf'taki tüm o çabalarımdan sonra sonucun ne olduğunu bilmeliydim.

Hastaneye herkesten önce, hatta Mogi'nin kendi ailesinden bile önce vardım. Çoğu kişi beni erkek arkadaşı sandı, bu yüzden ameliyat bitene kadar ailesiyle birlikte beklemek zorunda kaldım.

Ameliyat başarılı geçmiş gibi görünüyordu... En azından başlangıçta. Ama Mogi o gün bilincini geri kazanamadı.

Yoğun bakıma girmeme izin verilmedi, bu yüzden onu ancak iki gün sonra genel servise alındığında görebildim.

Onu yatakta o halde yatarken görmek çok acıydı. EKG cihazının sesi ve yapay solunum cihazının gürültüsü kulak zarımı tırmalıyordu. Kolları ve bacakları sabitlenmişti, yüzü ise morluklar ve çizikler içindeydi. Serum, artık morarmış olan koluna sıvı damlatıyordu.

Hastanede yaralı bir arkadaşı görmek herkesin gözlerini yaşartmaya yeter. Ama ağlamak isteyen ben değildim. Onun önünde yapamazdım. Acımı içime gömüp yüzüne yakından baktım.

Mogi bana baktı. Hafifçe şaşırmış gibiydi ama yüz kasları hareket etmediği için emin olamadım.

Mogi'nin ailesinden bilincinin yerine geldiğini duymuş olsam da, kaza şoku nedeniyle henüz tek bir kelime bile etmediği söylenmişti.

Buna rağmen, sanki bana bir şey söylemek istiyormuş gibi ağzını açmaya çalıştı. Kendini zorlamamasını söyledim ama o yine de denemeye devam etti.

Nefesi oksijen maskesini buğulandırdı ama sonunda ilk kelimelerini söyledi.

"Çok mutluyum. Yaşıyorum ya, sonunda."

Her şeyi tam olarak yakalayamadım ama sanırım böyle dedi.

Bunu söyledikten sonra Mogi ağlamaya başladı.

Nereye bakacağımı bilemedim, bakışlarım odanın içinde dolandıktan sonra sonunda yatağının yanında duran yırtık pırtık çantasına takıldı. Çantanın ağzı açıktı ve içinde gümüş bir paket görebiliyordum. Orada neden olduğunu biliyordum, elimi uzatıp dışarı çıkardım; teriyaki burger aromalı bir Umaibo. Atıştırmalık şeklini kaybetmişti, paketin içinde sadece kırıntı yığınına dönüşmüştü. Parmaklarımı üzerinde gezdirirken artık dayanamayacağımı anladım ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.

Neden o an ağladığımı anlamıyordum. Bunu Mogi'den o diğer dünyada aldığıma dair anılarım vardı ama bana neden verdiğini hatırlayamıyordum.

Yine de bunların hiçbiri gözyaşlarımı dindirmedi.

Mogi genel servise geçtikten sonra onu odasında defalarca ziyaret ettim. Benimle konuşurken her zaman neşeli görünmek için elinden geleni yapıyordu.

"Bilincim kapalıyken çok uzun bir rüya gördüm," dedi ziyaretlerimden birinde. Gerçekten de her şeyin bir rüyada yaşandığına inanmış gibiydi.

Birden aklıma bir düşünce geldi. O dünyada, Mogi'nin o kamyonun çarpmasıyla sonuçlanan kaderini hiçbir şey değiştiremezdi. Aynı zamanda, hayatta kalacağı gerçeği de değişmezdi. Mogi kazayı defalarca yaşamasına rağmen Reddeden Sınıf'ın asla yok olmamasının sebebi bu olabilirdi.

Mogi hayatta kalmıştı ama görünüşe göre bir daha asla bacaklarını kullanamayacaktı. Sırtına omuriliğini zedeleyen çok şiddetli bir darbe almıştı. İyileşme şansı yok denecek kadar azdı.

Bu haberi duyduğumda ne tepki vermem gerektiğini bilemediğim için sessiz kaldım. Mogi, sanki benim duygularım için endişeleniyormuş gibi söze girdi.

"İşler bu noktaya gelirse belki de ölsem daha iyi olur diye düşüneceğimi sanmıştım. Nedenini anlıyorsun, değil mi? Bir daha asla kendi başıma yürüyemeyeceğim. Canım tatlı çekince bir daha asla markete fırlayamayacağım. Her zaman başkalarına muhtaç kalacağım ya da tekerlekli sandalyemi tek başıma dışarı sürüklemek zorunda kalacağım. Sadece biraz tatlı yemek için çok fazla iş. Korkunç bir şey. Ama işin garibi, bunların hiçbiri ölmek istememe yetmiyor. Neden acaba? Gerçekten, gerçekten merak ediyorum."

...Çünkü hayatta olduğun için mutlusun.

Mogi, ne bir karamsarlık ne de sahte bir cesaret emaresi göstermeden devam etti.

"İyi olacağım. Okulu da bırakmayacağım. Ne kadar sürerse sürsün geri döneceğim. O gün geldiğinde belki artık aynı sınıfta olmayacağız ama yine de denemeye devam edeceğim."

Mogi gülümsedi ve zayıfça kolunu büktü.

O gün onun önünde ağladığımı söylemekten utanıyorum. En büyük dileği gerçekleştiği için sadece çok ama çok mutluydum.

...Yapabileceğim bir şey var mı?

Gerçekten, elimden geldiğince yardım etmek istiyordum. Bu yüzden sordum.

Bunun kulağa biraz fazla cüretkar gelebileceğini söyledikten sonra, Mogi hafifçe kızaran yanaklarıyla isteğini dile getirdi.

“Dönebileceğim bir yeri benim için boş bırakmanı istiyorum. Yeniden ait olabileceğim bir yer yaratmanı istiyorum.”

...Yeniden mi? Geçmişte Mogi’nin ait olduğu bir yer mi yaratmıştım?

“......O uzun rüyadan bahsediyorum.”

Cevap verdikten sonra, nedense yüzü iyice pembeleşti ve bakışlarını kaçırdı.

Okulumuzun giriş sınavı törenindeyim.

Spor salonunda yanımda oturan Haruaki’ye göz ucuyla bakıyorum. Artık müdürün konuşmasına ilgi duyuyormuş gibi yapmaktan vazgeçmiş, esnemekle meşgul. O an aklıma bir şey geliyor.

“Şimdi düşününce, Haruaki, bu sabah seninle karşılaştığımızda bir şey söyleyecek gibiydin, neydi o?”

“Ha?... Ha, doğru ya! Bu yılki yeni öğrencilerden birinin fena halde güzel olduğuna dair bir söylenti duydum!” Haruaki omzuma bir şaplak indirip göz kırpıyor.

“Aman, pek umurumda değil. Nasılsa alt dönemlerden biri olacak, onu görme şansım pek olmaz zaten.”

“Aptal mısın oğlum sen?! Sadece güzel kızlara bakmak bile bir erkeği mutlu etmeye yeter!”

Herkesin olaylara böyle baktığına inanmak istemiyorum.

“Peki, bu söylentiyi ne zaman duydun? Yani, bugünkü törenden önce yeni başlayanlardan birini gördüğümü hatırlamıyorum.”

“Mesele de o zaten. Bilgiyi bizzat Daiya’dan aldım.”

“Daiya’dan mı?”

Bak buna işte hayatta inanmam. Daiya’nın kızlar hakkında konuştuğunu hiç duymadım.

“Bana inanmıyorsun, değil mi? Ama bunu sadece onun bilmesinin geçerli bir sebebi var. Daiya’nın giriş sınavı sırasında tüm derslerden toplamda sadece iki yanlış yaptığını duymuştun, değil mi?”

“Tabii ki. Zaten kimsenin unutmasına da izin vermiyor. Okul rekoru kırdığını söyleyip duruyor.”

“Valla üzülerek söylüyorum ki o rekorun ömrü bir yılı bile bulamadı! Vah vah, zavallı Daiya!”

Haruaki bu gerçeği açıklarken her zamankinden daha keyifli görünüyordu. Bu çocuk için gerçekten yapılabilecek bir şey yok... Gerçi Daiya’nın talihsizliğine neden bu kadar sevindiğini anladığımı da itiraf etmeliyim.

“Tamam da, bunun Daiya’nın o güzel kızı tanımasıyla ne ilgisi var?”

“Pek kıvrak zekalı sayılmazsın, değil mi Hosshi? Bu güzel hanımefendi her dersten tam puan alarak onun rekorunu yerle bir etmiş. Öğretmenlerden biri de eski rekorun sahibi olduğu için gidip Daiya’ya anlatmış. Hatta kız o kadar güzelmiş ki, öğretmen gibi bir yetişkinin bile yüzü kızarmış.”

Bu kadarı da abartı olmalı. Bir öğretmen neden heyecanlansın ki? Kızın hayat tecrübesi onun yarısı kadar bile değildir.

Biz konuşurken müdürün konuşması sona eriyor.

Törenden sorumlu öğretmen mikrofonu eline alıyor.

“Teşekkürler. Şimdi de bu yılki yeni öğrencilerimizin temsilcisinden bir konuşma dinleyeceğiz...”

“Vay canına, işte geliyor! Herkesin dilindeki o güzel!”

Anlaşılan sınıf birincisi olduğu için temsilci olarak seçilmiş.

Ben bile meraklanmaya başladım, bu yüzden kızı görebilmek için sahneye göz gezdiriyorum.

“Yeni öğrencilerin temsilcisi, Maria Otonashi.”

...Maria Otonashi mi?

Bu ismi daha önce duyduğuma yemin edebilirim. Olamaz, bu imkansız. Ayrıca "Maria", Aya Otonashi’nin takma adıydı.

“Evet.”

O ses de tıpkı Maria’nınki gibi geliyor ama.

Ah, şimdi her şey yerli yerine oturuyor.

“Her şeyi unutsan bile, en azından şunu hatırla: Benim adım Maria.”

Vay canına, demek ki gerçekten doğruyu söylüyormuş.

...Bir dakika. Bu demek oluyor ki ben bunca zaman Maria’ya ilk ismiyle mi hitap ediyordum...? Öğğ! Aaaaaahhh!

“...Neden kızarıyorsun be Hosshi?”

Maria, odadaki herkesten çok daha zarif bir şekilde sahneye çıkıyor. Buradaki herkesten daha uzun süre yaşamış olmanın verdiği o vakur duruş şimdiden hissediliyor.

Sadece yüzünü ön tarafa dönmesi bile öğrencilerin uğuldamasına yetiyor.

O yüzü çok iyi tanıyorum.

Bunca zaman yanımda olan kızın yüzü bu.

Üniforması gıcır gıcır.

Evet, bu kesinlikle alışılmışın dışında bir durum. Maria’yı bir kez bile benden daha genç biri olarak düşünmemiştim.

Maria kürsüye ulaştığında bakışlarını kalabalığın üzerinde gezdiriyor.

Nedense bakışları benim üzerimde duruyor ve oradan hiç ayrılmıyor.

Sonra gülümsüyor.

Basitçe söylemek gerekirse, tüm vücudum uyuşuyor.

Maria, gözlerini bir an bile üzerimden ayırmadan konuşmasına başlıyor.

Sesindeki o emredici ton, heyecanlı öğrencileri bir anda sessizliğe bürüyor.

“Hey, neden sürekli bu tarafa bakıyor? Kahretsin, ya bana aşık olduysa?!”

Haruaki’nin şakasını duyuyorum ama gözlerimi Maria’dan kaçıramıyorum, bırakın cevap vermeyi.

Gözlerimi ondan ayırmıyorum.

Maria da aynısını yapıyor.

“Yeni öğrenci temsilcisi Maria Otonashi’nin selamlaması burada sona ermiştir.”

Sahneden iniyor.

İndiği anda tüm öğrenciler eski gürültülü hallerine geri dönüyor. Ancak bu sefer sadece öğrenciler değil, öğretmenler de bu kargaşaya dahil oluyor.

Yine de kimse benden daha sarsılmış olamaz. Buna eminim.

Maria eski yerine dönmek yerine bu tarafa geliyor.

Varlığının gücü o kadar kuvvetli ki, önündeki öğrenciler tek bir şikayet bile etmeden otomatik olarak ona yol açıyor. Ve o, açılan bu yoldan dosdoğru bu tarafa ilerliyor.

Bana geliyor.

Neden şaşırmıyorum ki? Görünen o ki Maria, o diğer dünyada edindiği alışkanlıkların hepsinden henüz kurtulamamış. Orada yapacağı hareketler üzerine iki kez düşünmesine gerek yoktu ama burada işler öyle yürümüyor.

O çok değerli normal hayatımın etrafımda parça parça dağıldığını şimdiden görebiliyorum.

Elimden gelen tek şey gülmek.

“Ha-ha...”

Ne dert ama.

Evet, büyük bir baş ağrısı olacak ama... Bunu asla o şekilde düşünmeyeceğim.

Aramızda duran son öğrenciler de yana çekiliyor. Haruaki de öyle.

Çevremdeki tüm alan, sanki bir fırtınanın merkezindeymişim gibi boşalıyor. Maria bu küçük boşluğun tam ortasında, karşımda duruyor.

Onu bir daha göreceğimi hiç düşünmemiştim ama düşününce, beni arayıp bulmaması için hiçbir sebep yok. Ne de olsa bir Kutu elde etme görevinde ve O’nun hedefi ben olduğum için yakınımdan ayrılmamak onun için en iyi seçenek.

Maria gülümsüyor.

Konuşmak için dudaklarını yavaşça aralıyor.

“Sanırım bir keresinde, ne kadar zaman geçerse geçsin daima senin yanında olacağıma dair bir söz vermiştim. Görünüşe göre bu yemin hala geçerli.”

Bunu söyledikten sonra dikleşiyor ve kendini usulüne uygun şekilde tanıtıyor.

“Ben Maria Otonashi. Tanıştığımıza memnun oldum.”

Yeni öğrenci, tıpkı çok uzun zaman önce yaptığı gibi derin bir reveransla selam veriyor.

Ve ben de tıpkı çok uzun zaman önce yaptığım gibi, ellerimi çırpıyorum.

Ellerimin birbirine vuruşunun sesi spor salonunda bir an yankılanıyor.

Sonra Haruaki, neler olup bittiğini tam olarak anlamasa da, yanımda durduğu yerden alkışlamaya başlıyor. Bir başkası da ona katılıyor. Kimse nedenini tam olarak bilmese de alkış sesleri giderek yükseliyor. Bu alkış denizinin ortasında Maria, hepimize bakmak için yüzünü kaldırıyor.

Artık gülümsemiyor.

Yumruklarını sımsıkı sıkmış, cesurca tam karşıya bakıyor.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.