Yazı tahtasının üzerinde asılı duran saate baktığımda, normalde okula vardığım saatlerin geldiğini fark ettim. Arabayla bırakılacağımı bildiğimden evden her zamankinden geç çıkmıştım, herhalde şimdi anca dengelenmişti.
Yoksa bana mı öyle geliyordu? Sınıfa şimdiden bir sürü kişi gelmiş olmasına rağmen, ortam acayip kasvetli ve her zamankinden daha ağırdı. Acaba bu durum... benim sakatlığım yüzünden miydi? Yok, imkanı yok. Dünyanın merkezi falan değildim sonuçta.
"Şişt... Hey, Yamazaki."
"Ooo, Sajou! Sakatlandığını duymuştum. Oğlum bu halin ne, niye okula geldin?"
"Niye gelmeyeyim yahu?"
Sınıfın arkasında, dolaplara yaslanmış bir grup çocuk toplanmıştı. Ben de Yamazaki-kun'a seslendim. Ortamın havasını sezmiş olacak ki sesini biraz alçalttı. Benim gibi o da lisede kabuğunu kıranlardan olduğu için havayı koklamayı iyi bilirdi. Keşke kızların yanında da böyle davranabilseydi, kesin çok can yakardı.
"Sınıf niye bu sabah bu kadar durgun?"
"Şey... Şey abi... Sıralarında oturan kızlara bir baksana."
"Hmm...?"
Etrafa göz gezdirdiğimde kızların çoğunun şimdiden sıralarına kurulduğunu gördüm. Kadroyu görünce içime hiç de iyi hisler doğmadı. Shirai-san, Okamocchan... Ah.
"...Fark ettin mi?"
"S-Sasaki nerede...?"
"Saitou-san ile birlikte geldi, sonra da onunla bir yerlere gidip kayboldu."
"Hadi ya..."
"Sınıfın neşe kaynakları böyle karalar bağlayınca, bütün sınıfın havası da sıfıra iniyor tabii."
"Seni piç Sasaki..."
Iwata ve Yamazaki'nin fısıldaşmalarını dinlerken kendi kendime homurdanmadan edemedim. Tabii ya, Sasaki'ye yanık olanlar sadece Yuki-chan ve Saitou-san değildi ki... Sınıfa bakıp onun üzerimizdeki etkisini bir kez daha iliklerime kadar hissederken, Ichinose-san arkasını döndü ve göz göze geldik. Ağzından hafif bir şaşkınlık nidası döküldüğünü görebiliyordum. Telaşlı bir tavırla hemen ayağa kalktı ve dikkatli adımlarla yanıma geldi.
"Ş-Şey...!"
"Günaydın, Ichinose-san."
"Günaydın...!"
"Seni de telaşlandırdım, kusura bakma."
"Aaa...!"
Sargılı sol elimi ona doğru salladım. Gözlerini elime dikti, yüzü kireç gibi oldu ve hemen elimi tutup hareket etmemi engelledi. Manzara onu o kadar sarsmıştı ki ne yapacağını şaşırmış gibiydi.
"B-Böyle yapmamalısın...!"
"Tamam, tamam, özür dilerim."
Ciddiyetini belli etmek istercesine kıyafetime sımsıkı yapışmıştı. Kaküllerinin altından bakan çekik gözleri tir tir titriyordu. İnsanın içine işleyen bir bakıştı bu. Etki, güç... Bir bakıma bu durum da Sasaki'ninkine benziyeredi.
"Yalnız acısı buraya kadar geldi be."
"Tıpkı ortaokul ergenleri gibi."
"Yahu yapmayın, zaten yeterince utanıyorum," diye söylendim.
"Kıkıkıkı..."
Bu piç de ağzına geleni söylüyordu. Aslında bu kadar laf yiyeceksem kolumun acısının hiçbir hükmü kalmazdı. Gün gelir siz de sakatlanırsınız, ben o zaman bu lafları size aynen iade etmez miyim, görün bak.
"...Siz Sajou-kun için hiç endişelenmiyor musunuz?"
Kafamda geleceğe dair intikam planları kurarken, Ichinose-san bizim iki oğlana döndü. Onların olayı bu kadar hafife alıp umursamaz davranmalarına acayip içerlemiş gibiydi. Ağzının payını ver şunların!
"Ne? Yani..."
"Ölecek hali yok ya?"
"Ne..."
Erkek milleti işte, ne beklersin ki?
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.