Sınıftaki öğrenciler kendi aralarında koyu bir sohbete dalmış, okul çoktan rutin düzenine geri dönmüştü. Aika, sınıfın en arkasında, pencere kenarındaki sırasına oturmuş, önündeki boş koltuğa dik dik bakıyordu. Burası Sajou Wataru’nun sırasıydı ama kendisinden eser yoktu. Sıranın üzerine ters çevrilmiş duran sandalyeyi yere indirip çantasını masanın kenarındaki askıya astı.
"Seni gidi hain Sajocchi...! Bize temizlik yaptırıp kendisi arazi oldu demek...!"
"Aa, Kei."
Aika’nın en yakın arkadaşı, yüzünü asarak yanına geldi. Sarı kapüşonlusunun üzerine giydiği ceketle, ellerini kafasının arkasında birleştirmiş, dudak büküyordu. Aika, arkadaşının adını seslenirken, Kei de Wataru’nun sırasına kuruldu.
"Nereye çağrıldı bilmiyorum ama dersleri asması da biraz fazla kaçtı sanki, değil mi?"
"Yani... haklısın."
"Mesajlarıma da dönmüyor zaten. Kesin yine bir yerlerde kız tavlıyordur."
"Öyle bir şey yapmaz..."
Aika, Kei’nin bu sert suçlamasını savuşturmaya çalışsa da arkadaşının sakinleşmeye hiç niyeti yoktu.
"Sınıftaki tsundere bir kızla başladı, sonra büyük bir abla, ardından o maskot kız, sonra daha küçük bir abla, hatta Sasakichi’nin abisine aşırı düşkün kız kardeşi bile var! Sırada kim var, süslü bir gal falan mı?"
"Bu nasıl bir liste böyle? Ablasını bile katmışsın işin içine... Hem, kim tsundereymiş?!"
"Hihi, afedersiiin!"
"İlahi..."
Aika bu ani çıkışın ardından sakinleşti ve bir şeyi fark etti. Sadece o maskot dedikleri kız değil, Kei de Wataru’dan hiçbir cevap alamamıştı. Merakına yenik düşüp sordu:
"Ona ulaşmaya çalıştın mı?"
"Birkaç kez yazdım. Senden ne haber, Aichi?"
"Şimdi yazacaktım ben de..."
"Hiçbir şeyden haberin yok senin de. En iyisi grup sohbetinden yazıp darlayayım!"
Aika akıllı telefonunu eline alıp Wataru ile olan mesaj geçmişini açtı. En son festivalin ilk günü gece vakti konuşmuşlardı. Eve döndükten sonra festivalde birlikte gezmek üzerine sohbet etmişlerdi. Uyumak için henüz biraz erken olsa da birbirlerine iyi geceler dilemişlerdi. Aika’nın yüzünde bir anlık sıcak bir tebessüm belirdi ama hemen kendini toparlayıp parmaklarını ekranda gezdirdi.
'Şu an neredesin? Yakında dağılacağız.'
Mesaj gönderildi... beş saniye geçti... ama henüz okunmadı. Ekrana öylece bakarken, sınıfın grup sohbetine Kei’den bir mesaj düştü.
'Kayıp aranıyor, firari Sajocchi. Sonraki parti için hesaplar senden.'
"Ah, parti..."
"Doğru ya! Festivalin başarısını kutlayacağız. Ama Ootsuki-chan duymasın, aramızda sır!"
"Öğretmenimize hiç saygın yok..."
'Karaoke yaparken puanı sadece Sajou'ya yazıyoruz.'
'Benden de +3.'
Kei’nin başlattığı isyana diğer sınıf arkadaşları da katıldı, herkes kendi şikayetini sıralamaya başladı. Yardım etmemiş olmasının yarattığı suçluluk duygusu, herkeste beklenenden daha büyüktü. Kei’nin attığı ilk mesaj da ateşi harlamıştı tabi.
"...Cevap vermiyor."
"Ne yapıyor acaba bu çocuk..."
Özel sohbeti kontrol ettiğinde, Wataru’nun mesajı henüz okumadığını gördü. Kei’de de durum aynıydı. İkisi de bu sefer gerçekten başının belaya girmiş olabileceğinden endişelenerek birbirlerine baktılar.
"Ben... onu arayacağım."
"Evet, en iyisi."
"Şey..."
Aika daha önce hiç kendi isteğiyle birini aramadığı için önce arama tuşunu araması gerekti. Tuşu bulup bastığında ekran değişti. Telefonu kulağına götürüp Wataru’nun açmasını bekledi. Heyecanlanması bir yana, bu onun için bir ilk olduğundan kalbinin daha hızlı çarptığını hissediyordu.
"...Şey."
"Açmıyor mu yine?"
"Biraz daha bekleyeyim..."
"Affedersiniz!"
"?!"
Aika’nın aramayı başlatmasının üzerinden yaklaşık on saniye geçmişti ki sınıfın dışından gür bir ses duyuldu. Ses o kadar yüksekti ki tüm sınıf kapıya doğru döndü. Kravatının renginden üçüncü sınıf olduğu anlaşılan bir kız içeri daldı.
'Burası C sınıfı, değil mi? Doğru yerdeyim?'
'E-Evet?'
Uzun, dalgalı siyah saçlı bir üst sınıftı bu. Ses tonu ve genel tavırları pek de uslu bir öğrenci izlenimi vermiyordu. Bu ani baskınla birlikte sınıftakiler kendi aralarında fısıldaşmaya başladı. Doğal olarak Kei ve Aika da göz göze geldi. Wataru’nun bir sonraki hedefi olmaya aday bu kız ise etrafındaki bakışları umursamadan gözleriyle sınıfı taradı.
'Affedersiniz, küçük kardeşimin... yani Sajou-kun’un sırası nerede?'
"Efendim...?"
"Ne...?"
Hiç tanımadıkları bu kızın ağzından Wataru’nun adının çıkması, hem Aika’yı hem de Ashida’yı şaşkına çevirdi. Gizemli abla, Wataru’nun sırasını öğrenince doğrudan onlara doğru yürüdü.
"Şey...?"
"Ah, burasıymış."
"Üzerine oturuyordun demek."
"Evet... Ah, hey?!"
"Ne yapıyorsunuz siz?!"
Kei, gelen kıza yer açmak için Wataru’nun sırasından kalktı. Üst sınıf kız ise hiç istifini bozmadan Wataru’nun çantasını kaptığı gibi arkasını dönüp gitmeye yeltendi. Her şey o kadar ani olmuştu ki Aika ve Kei arkasından seslenmek zorunda kaldı.
"Ne var? Acelem var şu an."
"B-Bekleyin, neden..."
"Hastaneye gitmesi gerekiyor. Bugün okula dönmeyecek."
"Ne..."
"Dediğim gibi, çok acelem var! Hadi eyvallah!"
"Ah...!"
Kızlara soru sorma fırsatı bile tanımayan gizemli abla, arkasına bakmadan koşarak uzaklaştı. Neler olduğunu kavrayamayan Aika ve Kei, arkasından uzansalar da elleri boş kaldı. Wataru’nun durumunu öğrenen sınıftakiler ise hemen dedikoduya başladı.
"Ne? Şu Sajou yine mi bayıldı acaba?"
Erkek öğrencilerden biri kendi kendine mırıldandı. Çok geçmeden tüm sınıfı binbir türlü teori kapladı. Üst sınıflardan birinin gelip Wataru’nun eşyalarını apar topar alması, durumun ilk başta düşündüklerinden çok daha ciddi olduğunu gösteriyordu. Dedikodular çığ gibi büyüdü, olayla alakası olmayan şeyler bile konuşulmaya başlandı.
"..."
"..."
Olan biteni bizzat duymalarına rağmen, Aika ve Kei donup kalmış durumdaydı, kafalarında tek bir mantıklı açıklama bile yoktu. Sınıfın diğer ucunda oturan bir başka kız ise bembeyaz kesilmiş bir halde, aynı şoku yaşıyordu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.