Melodiler ve Endişeli Kalpler

Sınıf başkanı Iihoshi’nin peşine takılan herkes, ayarlanan karaoke salonuna doğru yola koyuldu. Bütün sınıfın sığışması için biraz dardı ama bugün Kouetsu’daki kültür festivali son günü olduğundan, mekan hıncahınç öğrenci doluydu. Her yerde tanıdık okul üniformaları vardı ve herkes bir odada toplanıyordu. Bu sırada Sasaki de futbol kulübünden bir üst dönem abisinin boyunduruğuna kapılıp bir yerlere sürüklenmişti bile.

Odanın içi müzik sesleri ve neşeli çığlıklarla çınlarken Aika bile bir süre sonra yüzündeki tebessüme engel olamadı. Yapısı gereği çevresinden kolayca etkilenen biri değildi elbette; bu yüzden yaptığı tek şey koltukta öylece oturup elindeki bardağı tutmak oldu ama bu kadarı bile bozulan moralini düzeltmeye yetti de arttı. Tam o esnada, hoparlörlerden yumuşak ve huzur veren bir melodi yükselmeye başladı. Popüler bir şarkıcının herkesçe bilinen o meşhur parçası çalmaya başlayınca, sıra nihayet sabırsızlıkla beklenen kıza gelmişti. Odadaki erkekler coşkuyla tezahürat yaptı.

"Aichi! Hadi, beraber söyleyelim!"

"Ha?! Ne?!"

Kei, Aika’nın elindeki bardağı masaya bırakıp kızın kolundan çekiştirdi. Ne olduğunu bile anlayamayan Aika, eline tutuşturulan mikrofonla kendini sınıfın önünde buldu. Derken Kei şarkıya girişti. Giriş kısmı bittiğinde, Aika biraz gecikmeli de olsa ona eşlik etmeye başladı. Değerli kız kardeşi için ninniler söyleye söyleye eğittiği o yumuşak sesi, erkeklerin kulaklarını okşayıp ruhlarını dinlendirdi. Gelgelelim, şarkı söylerken sözlere hiç dikkat etmemişti; bunun bir aşk şarkısı olduğunu ancak sonradan fark edip utancından kıpkırmızı kesildi.

İç çeker "Oh be..."

Kızlar sırayla mikrofonu devralırken, Aika hiç spor yapmamış olmasına rağmen sanki maraton koşmuş gibi yorgunlukla kendini koltuğa bıraktı. Tabii ki Kei, diğer erkeklerle birlikte yarın yokmuşçasına eğlenmeye devam ediyordu. Aika bir an boş gözlerle etrafı izlerken masanın üzerindeki telefonunun ekranı aydınlandı. Gruptaki diğer herkes gibi o da telefonuna uzandı; sınıf grubuna yeni bir mesaj düşmüştü.

"Gelemediğim için üzgünüm. İşleri biraz batırdım."

Kilit ekranındaki bu kısa mesajı görür görmez Aika’nın gözlerindeki ifade değişti ve hemen telefonun kilidini açtı. Cevap yazmak istiyordu ama sınıf arkadaşları ondan çok daha hızlı davranmıştı bile.

"Ootsuki-chan'dan duyduk. İyi misin?"

"Senden haber almak güzel. Şu yaralanma meselesi de neyin nesi?"

"Burada olacağını hiç düşünmemiştim."

"Öğğ..."

Aika gün içinde telefonuna pek bakmazdı. Haliyle, günün yirmi dört saati durmadan mesajlaşan sınıf arkadaşlarına yetişmesi imkansızdı. O kelimelerini dikkatle seçmeye çalışırken, ekranda ardı ardına yeni mesajlar belirmeye devam etti. Üstelik sormak istediği her şeyi zaten başkaları sormuştu.

"Sınıfı temizlerken kazayla avcuma bir şey battı."

"Ah..."

Aika, etrafındakilerin içini çektiğini ve hafifçe inlediklerini duyabiliyordu. Muhtemelen hepsi Wataru’nun anlattığı o anı gözlerinin önünde canlandırıyordu. Aika da onlardan farksızdı. Acı içinde yüzünü buruşturup bileğini tutan o çocuğu görür gibi oldu. Dizlerinin üzerine çökmüş, yanağını yere sürtüp acıyla inleyen bir çocuk... Sonra da ambulansla götürülüşü... Kafasında canlanan bu sahne o kadar canlı ve gerçekçiydi ki dayanacak gücü kendinde bulamadı ve telefonu göğsüne bastırdı.

"Ciddi misin?"

"Çok acımış olmalı!"

"Ben iyiyim ya. Hastaneye yatacak halim yok sonuçta."

Wataru böyle yazmıştı ama Aika bu sözlere inanamıyordu. Mesajdan onun ses tonunu duyması mümkün değildi. Bunları yazarken yüzünün aldığı şekli de göremiyordu. Bu durumda yazdıkları ne kadar inandırıcı olabilirdi ki?

Aika aniden ayağa fırlayınca odadaki bütün gözler ona çevrildi. Kapıya doğru koşarken, odadaki birkaç sınıf arkadaşı ortamdaki havayı sezip sessizce koltuklarına sindi.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.