Sol el olmadan yaşamak mı? Çocuk oyuncağı! Gün başlamadan önce kendime güvenim tamdı, özgüvenden bacaklarım ayrılıyordu sanki. Ama sol elimle dikkatsizce bir şeylere uzanmaya çalışıp da acıdan üçüncü kez çığlığı bastığımda bu güven yerle bir oldu. Yaşadığım son olayı da hesaba katınca, bilincimde olmadan sol elime ne kadar çok bel bağladığımı fark ettim. Acaba ben... Bütün hayatım boyunca solak mıydım ki?
"Of ki ne of..."
"Bayağı zorlanıyor gibisin, Sajocci."
"Yok artık, bu kadarı da fazla."
Ders bitti. İç çekip sol elime dik dik bakarken Aşıda seslendi. Arkasında her zamanki gibi soğuk duruşuyla Natsukawa duruyordu. Aslında ilk başta o da benim için endişelenmişti. Acıyla ilk çığlığı bastığımda hemen durumuma bakmak için yanıma koşmuştu. Dürüst olmak gerekirse bu sakatlığa başta sevinmiştim bile. Ama cehennem daha yeni başlıyordu. Etrafımdakiler benimle ilgilenmeyi kesti. Natsukawa sakarlıklarımdan bıkıp gıcık olmaya başladı. Yamazaki ve diğer çocuklarsa "İlgi çekmeye mi çalışıyorsun?" tavırlarına girdi. Yemin ederim, önümüzdeki öğle arasında hepsine yumruğumu yedireceğim. Zihnimde canlandırdığım Yamazaki'ye bakıp intikam yeminleri ederken kötü adamlar gibi dişlerimi göstererek gülümsedim.
"B-Bu kadarıyla pes edeceğimi mi sanıyorsunuz... Azmimi hafife almayın. Vücudumun dayanıklılığına güvenirim ben. Hepsini göstereceğim size...!"
"Onlara neden öyle ters ters bakıyorsun?"
"Dikkat etmezsen işleri sadece daha da berbat edeceksin."
Ashida ve Natsukawa böyle söylese de durumu öylece sineye çekemezdim. Kızlar neyse de o çocuklar... O şerefsizler bedelini ödeyecekti. Buldukları her fırsatta bana bakıp sırıtıyor, benimle dalga geçiyorlardı. Onlara yenilmeyecektim!
"Onların maskarası olmaktan bıktım artık."
"İnanmıyorum sana... Şu an odaklanman gereken şey bu mu gerçekten! Eğer durmazsan ablanı ararım!"
"Ha? Şey, ama bu... kural dışı..."
"Nerede durman gerektiğini hiç bilmiyorsun."
"Iıı..."
Ashida, Natsukawa ile aramızdaki bu atışmayı izledikten sonra "Hiç de sevimli değilsin," diye mırıldandı.
Natsukawa abla olarak doğduğu için beni nasıl azarlayacağını, hangi damarıma basacağını çok iyi biliyordu. Benim için endişelendiğinin bir göstergesiydi bu, dolayısıyla mutlu da olmuştum ama henüz rahatlayamazdım. Sonuçta bu hafta sadece iki kez gireceğimiz o malum ders gelip çatmıştı: Beden Eğitimi.
Yaklaşan Spor Festivali yüzünden derslerde ağırlıklı olarak top oyunlarına odaklanılacaktı. İkinci sınıf öğrencileri dış sahadaki spor alanlarını kullanma hakkına sahip olduğu için biz spor salonuna geçtik. Bu durum ne çalışabileceğimiz konusunda bizi sınırlandırıyordu tabii.
Hücum ve savunma, bir adım ileri bir adım geri, gittikçe kızışan bir maç... Ve tabii ki katılamadığım için salonun bir kenarında tek başıma oturan ben. Şerefsizlerin yine bana gülüşü. Kızların ne kadar ezik olduğuma dair kıkırdamaları. Bu utanca katlanmaya çalışmak... Bu senaryoyu düşünmek bile tüylerimi ürpertmeye yetiyordu. Sadece izlemekle kalamaım. Bir şekilde maça dahil olmalıydım.
"...!"
"Bana mı öyle geliyor yoksa Sajou gaza mı gelmeye başladı?"
"Gerçekten... Bu çocuk gerçekten iyi olacak mı dersin?"
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.