Yandaki sınıf mola alanı olarak düzenlenmişti. Birkaç sırayı yan yana dizmişlerdi; B sınıfından iki öğrenci de odanın köşesinde öylece dikiliyordu. Asıl dinlenme yeri kafeterya veya okul bahçesi olabilirdi ama burası oralar kadar kalabalık değildi, bu da çok daha rahat bir mola imkanı sunuyordu. Bir bakıma doğru bir seçim yapmıştık. Görevli olmayan öğrencilerin çoğu Kültür Festivali’nin tadını diledikleri gibi çıkarabiliyordu. Biz birinci sınıflar festivallerimizi hep böyle geçiremez miyiz? Diğer ikisi ellerinde meyve suyu kutularıyla banka oturmuşlardı, ben de boş olan bir diğerinin ortasına yerleştim.
"Eee? Festivalde eğlendin mi bari?"
"Ha? Şey, evet...!"
"..."
Ben ne diyorum ya? Yine de bana çok olgunca bir karşılık verdi. Kendimden küçük bir kızı böyle nezaket göstermeye zorlamıştım ya, ölünce cennete gidebileceğimi hiç sanmıyorum. Tüm bunlar olurken Ichinose-san bile bana tuhaf bir şekilde baka kalmıştı. Üzgünüm, bir üst dönem gibi davranmamalıydım. Bu roller için daha kırk fırın ekmek yemem lazım. Boğazımı temizleyip özür diledim.
"Kusura bakma... Sana doğru dürüst bir yer gezdiremedim. Üstelik en sonunda okul binasının arkasına kadar gittik."
"Hayır, lütfen öyle demeyin! Çok eğlendim. Hem Yuki-chan'ı ararken spor sahasını ve spor salonunu da görmüş oldum!"
Onu aramak için o kadar yere mi bakmış...? Benden çok daha fazla yeri kontrol ettiği kesin. Sonuçta ona bir erkek olmayı geçtim, bir Senpai olarak bile kendimi gösterememiştim. Tek yapabildiğim ona otomattan bir meyve suyu ısmarlamak oldu. Oysa planım ona spor salonunu gezdirmekti. Yuki-chan benim üst dönemim sayılır, ona bile sahip çıkamamıştım.
"Üstelik... Hem sizin hem de Mina-senpai’nin bu okulda okuduğunu bir kez daha anlamış oldum."
"...?!"
Göğsüm sıkıştı. Bir insan ne kadar nazik olabilir... Cidden, ortaokula gidiyor olamaz. Muhtemelen vücudunu çocuğa dönüştüren ama beynini yetişkin bıalan o tuhaf ilaçlardan falan içmek zorunda kaldı herhalde... Gerçi vücudu da gayet yetişkin gibi duruyor. Nasıl ortaokullu olabilir ki? Dünya neden onun bir üniversite öğrencisi olmadığını kabul etmem için bana yardımcı olmuyor? Ichinose-san bile Sasaki-san’a dalgın dalgın bakıyordu. Bu gidişle onu kız kardeşi ilan edecek diye korkuyorum. Belki de Ayı-senpai’yi çoktan unutmuştur bile.
"Lütfen, lütfen bizim okulumuza gel...!"
"Ha...?! E-evet, elbette!"
Böyle bir alt dönemim olsun diye canımı verirdim. Bunu tüm birinci sınıflar adına söylüyorum. Eğer müdür olsaydım ve onun başka bir okulu seçtiğini öğrenseydim, onu ve ailesini ikna etmek için elimden gelen her şeyi yapardım.
"Bir de... Lütfen kitapçıda çalışmayı da düşün..."
"Ha?! Sizinle yarı zamanlı çalışmamı mı istiyorsunuz?!"
Ichinose-san’ın bile Sasaki-san’ı kapmaya çalışacağı hiç aklıma gelmezdi. Başını öne eğişi durumu daha da ciddi kılıyordu. Sanırım tek başına çalışırken kendini yalnız hissediyor olmalı. Ah, kalbim sıkışıyor... Onu yalnız bırakan bendim. Üstelik Ichinose-san nadiren böyle konularda inisiyatif alırdı. Bu kadar sevdiği bir alt dönem bulmasına sevindim. Ama tuhaf... Onları her gördüğümde içimde iki farklı duygu çatışmaya başlıyor. Bir yanım onlara babalık yapmak istiyor... Diğer yanım ise bebek gibi şımartılmayı...
Tamam, Sasaki-san ortaokula gidiyor. Sasaki-san ortaokul öğrencisi... Onları evlat edinme arzumu bir kenara bırakırsak, en azından şu diğer tehlikeli ilgi alanım konusunda bir şeyler yapmam gerekiyordu. Tam kendi kendimi hipnotize etmeye çalışırken, başının üzerinde beliren yaş rakamı sayesinde aklımı başımda tutabildim. Ve tam o aydınlanma anında, kara tahtanın üzerinde asılı duran saat gözüme çarptı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.