Gözden Kaybolan Küçük Kız Kardeş

Daha önce de söylediğim gibi, bu kültür festivalinin asıl odağı gelecek teması. Öte yandan, her standın bu temaya ayak uydurması pek mümkün değil. Görünüşleri uzaylı temasını andırsa da hâlâ patates kızartması veya mevsimi geçmiş olsa da buzlaş gibi mideyi yormayan, taşıması kolay şeyler satıyorlar. Elden bir şey gelmez, zihnimizdeki festival standı imajı yılın ilk tapınak ziyaretinde gördüklerimizin aynısı.

“Güzel mi, Ichinose-san?”

“Lejiz…”

Abi, çok tatlı ya. Duyguları konusunda o kadar samimi ki. Sevinci bile böyle işte. Önünde bir şey olduğu zaman, tıpkı kitap okurken yaptığı gibi sadece ona odaklanabiliyor. Gerçekten, bu nasıl bir duygu… Hukuk, fizik, biyoloji… Tüm bu kurallar ve parametreler, onun babası olmama bile izin vermiyorlar. Kahretsin… Kahretsin!

“Krep de çok lezzetliymiş!”

“Hamuru biraz fazla değil mi?”

“Ben böyle pofuduk ve süngerimsi olunca seviyorum!”

Sasaki-san, Ichinose-san’ı taklit etmeye çalıştı ama dilini dışarı çıkarınca sefil bir şekilde çuvalladı. O da bir o kadar sevimli. Hatta Yuki-chan bile, pek öyleymiş gibi konuşmasa da krebi iştahla mideye indiriyordu. Eğer gerçekten sevmeseydi, muhtemelen bu konuda çok daha sert bir tavır takınırdı. Ne de olsa bunlar krepleri en iyi şekilde yapmaya çalışan amatörler, o yüzden çabalarına saygı duymak lazım. Duyduğuma göre, bunun için izin almak bile epey zormuş… Her şeyi bu şekilde bir araya getirmeleri bile çılgınca bence.

Aniden Yuki-chan’ın gözleri fal taşı gibi açıldı. Tahmin yürütecek olursam, Arama Duyusu az önce devreye girdi. Sasaki elli metrelik bir yarıçapa girdiğinde, bu duyuyu kullanarak onu kalabalığın arasından seçebiliyor. Nedenini bilmiyorum ama vaktimi Shinomiya-senpai’nin aile dojosunda ne idüğü belirsiz şeyler öğrenmekle harcayacağıma, onun öğrencisi olmalıymışım gibi hissediyorum. Bu güç çok daha kullanışlı görünüyor.

“Şu tarafta, değil mi?”

Onun seviyesinde olmayabilirim ama futbol kulübü grup halinde hareket ettiğinde Sasaki’nin adımlarını kestirmek oldukça kolaylaşıyor. Normal okul günlerinde birlikte öğle yemeği yemeye çıktıklarında, hiç şüphesiz her zaman avluya giderlerdi.

“Oha…!” Sasaki-san hayranlık dolu bir ses çıkardı.

Geçen seferki ziyaretinde görme fırsatı bulamadığı kalabalık ve canlı avlu yüzünden olmalı. Her yere çok daha fazla bank yerleştirdik, hatta ziyaretçiler yere bile oturabilsinler diye çimleri düzgünce biçip burayı olabildiğince davetkar bir hale getirdik. Central Park gibi… Neyse, bu biraz fazla oldu. Ama kesinlikle bir üniversite kampüsü havası var burada. Görünüşe göre tam olarak bu amaçla yapmışlar.

Ichinose-san çok kalabalık ortamlarla baş edemediği için buraya geldiğimizde hoşnutsuzluğunu gizleyemedi. Gerçi burası Central Park olsaydı, muhtemelen kuytuda bir bank bulup vaktini kitap okuyarak geçirirdi. Bir dakika, böyle düşünmem kabalık mı? Yani, bunun için bana bir tokat atmasına itirazım olmaz.

“Iııııgh… Hmm?”

“Ah, şuradaki grup.”

“Şu senin ağabeyin mi, Yuki-chan?”

“……?”

Uzaktan futbol kulübünden bir grup tip gözüme çarptı. Bence üzerlerinden o kadar bariz bir futbol kulübü havası yayılıyor ki benden başkaları bile bunu anlayabilir. Beyzbol kulübünden sonra en kolay ayırt edilenler onlar. Kazınmış kafalı ve güneş yanıklı olanlar beyzbol kulübüne, kazınmış kafalı ve süt beyazı tenli olanlar kendo kulübüne, güneş yanıklı ince yapılılar ise tenis kulübüne aittir. Eğer tepesinde bir iblisin olduğu yakışıklı aptallar topluluğu görürseniz, öğrenci konseyine ulaşmışsınız demektir.

“…Vay, köpekçik!”

“Bir köpek dolaşıyor…”

Avludaki yolda ilerlerken, kocaman bir gülümsemeyle beni işaret eden küçük bir kız yolumuzu kesti. Ben de el sallayınca, kız genişçe sırıtarak annesine döndü. He he he… Şu an bayağı popülerim galiba? Kusura bakma Ichinose-san ama benim gibi bir yıldız sana bu kadar yakın durursa, sadece istemediğin dikkatleri üzerine çekersin. Neyse, bunu bir süperstarla yürüyüşe çıkmak gibi düşün. Seni güzelce yönlendireceğimden emin olabilirsin.

Hayatımda ilk kez bu kadar ilgi görmenin verdiği üstünlük hissiyle, Sasaki’ye hava atabileceğimi düşünerek futbol kulübü tayfasına yaklaştım. Ancak tam o anda bir şeylerin ters gittiğini fark ettim.

“Sen de kim… O, Sajou değil misin? Bu halin ne? Garip bir kostüm geçidi falan mı yapıyorsun?”

“Ah, Sudou.”

Futbol kulübünden bir arkadaş ve birinci sınıf öğrencisi. Benim için arkadaşın arkadaşı gibi bir şey, Sasaki yanımızdayken birkaç kez konuşmuşluğumuz var. Yine de bir ara Natsukawa’nın peşinde koştuğumu bildiğini sanıyorum.

“Sasaki nerede? Sizinle birliktedir diye düşünmüştüm.”

“O… Cık.”

“Bok…”

“Ha? Ne oluyor…?” Şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırdım.

Sasaki’nin adını andığımda Sudou aniden rahatsız olmuş bir tavırla içini çekti. Diğerleri de benzer bir tepki verdi… Şey, ne oldu? Öldü mü? Mutlak kötüye karşı savaştı da bu süreçte beyhude bir ölüm mü tattı?

“Sınıfından bir kız onu alıp götürdü.”

“Ne…?”

“…?!”

Gruptaki çok da kin beslemiyor gibi görünen çocuklardan biri, gayet sıradan bir tonla durumu açıkladı. Bir shonen manga karakteri, kötü adamın özel saldırısına maruz kalmış gibi bir ses çıkardım. Ama aynı zamanda, yumruklarım nefretle dolmaya başladı. Görünüşe göre ben de karanlık tarafa geçmiştim. Grr, çok kıskandım kahretsin…!

“…Sajou, kızlar arasında popüler misin sen?”

“Ha?”

“C sınıfındaki Natsukawa-san tarafından reddedildiğini biliyordum… ama seni hep bir kızla konuşurken görüyorum.” Sudou’nun gözleri yanımdaki kızlara kaydı. Solumda Sasaki-san duruyordu, Ichinose-san ise arkama saklanmıştı. Yani dışarıdan öyle görünüyor olabilir ama ben sadece Sasaki-san’ı gezdiriyorum, öyle özel bir popülerliğim falan yok.

“Vaaay… Belki de ben de cosplay yapmalıydım.”

“Cosplay deme şuna. Alt tarafı bir kostüm.”

Bunu istediğim için giymiyorum. Sadece sınıfımızın reklamını yapmak için buradayım, o kadar. Gerçi yalan yok, bir an için keyfini çıkarıyordum.

“…Ayrıca, burada bizimle lak lak ettiğine emin misin?”

“Hm…?”

Az önce Sasaki’ye ne olduğunu söyleyen çocuk Sudou’nun arkasından belirdi ve bana sordu.

“Ne demek istiyorsun?”

“Yanındaki kızlardan biri yok oldu, biliyorsun değil mi?”

“Ne…?”

Arkama döndüğümde Yuki-chan’ın kayıplara karıştığını fark ettim. Onun yerine, yerde yarısı yenmiş bir krep yatıyordu ve sivri ucu beni işaret ediyordu. En ufak bir hareketimde vurulacakmışım gibi hissettim.

“Ha?! Yuki-chan nereye gitti?!”

“G-Gitmiş…!”

“…!”

Üçümüz etrafımıza bakındık ama avluya daha fazla insan geldiği için uzağı göremiyorduk. Bir süre aradık ama nafile.

‘Sınıfından bir kız onu alıp götürdü.’

“Hadi be!”

Yuki-chan ağabeyine aşırı düşkün olduğunun farkında olduğu için çizgiyi aşmayacağını, sadece orada burada şaka yaptığını düşünmüştüm; ama yerdeki o krebi görünce şu an onu aradığından zerre şüphem kalmadı. Kahretsin… Şimdi ne yapacağını kestirmem imkansız! İşte bu yüzden Sasaki’nin okul hayatı hakkındaki düzenli raporlarımda Natsukawa’dan hiç bahsetmemiştim!

“Yuki-chan’ı arayalım!”

“E-Evet!”

“…!”

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.