Zirvenin Ardındaki Huzur

Kültür festivali yürütme komitesinin genel işleyişi değiştikten yaklaşık bir hafta sonra, gerekli prosedürlerde muazzam bir ilerleme kaydettik. En başta, komite üyelerinin genel motivasyonu bambaşka bir seviyeye çıkmıştı. Bu, aslında zihninde somut bir hedef olmasıyla, ucu bucağı görünmeyen karanlık bir tünelde boş boş dolanmak arasındaki o keskin fark gibiydi.

En dik yamacı aşmıştık; şimdi Gou-senpai ile birlikte liderliği ele alıp son kontrolleri yaparak dağın eteklerine doğru inişe geçmiştik. Doldurulan verilerde ve dosyalarda hiçbir hata veya eksiklik kalmadığından emin oluyorduk. Henüz birinci sınıf bir velet olsam da, en azından Gou-senpai’ye kendimi iyi hissettirecek şekilde destek olabiliyordum. Onun peşini ölene kadar bırakmaya niyetim yoktu.

“Bütün belgeler... bitti!”

“İşte bu be!”

Komite başkan yardımcısı Kimura-senpai ellerini havaya kaldırdı. Onun bu nidasını, diğer üçüncü sınıfların sevinç çığlıkları takip etti. Heyecandan üzerlerindekileri çıkarıp atmaya başlarlar mı diye endişelenmedim değil. Aman diyeyim millet, sakın öyle bir şeye kalkışmayın. Gözlerimi sınıfın arka tarafındaki yazıcıdan çıkan belgelere diktim. Sayfa sayfa değil, resmen koca koca balyalar halindeydiler. Bazıları hâlâ taze taze basılmaya devam ediyordu.

“Herkes... çok teşekkür ederim! Hepinize teşekkürler...!”

“H-Hadi ama Tomoka, ağlama artık.”

Herkesin şaşkın bakışları arasında komite başkanı Hasegawa-senpai ağlamaya başladı. İki eliyle yüzünü kapattığı an Kimura-senpai hemen yanına bitip onu teselli etmeye koyuldu. Şöyle bir düşününce, iş akışını yeniden yapılandırdığımızdan beri gıkını çıkarmadan çalışıyordu. Muhtemelen yaşanan her şey için kendini sorumlu hissediyordu. Neden böyle yaptığını anlıyordum, o fırçayı da sonuna kadar hak etmişti ama yine de takdire şayandı. Ben olsam, üzerimdeki suçluluk duygusu ve stres yüzünden onun yaptığının yarısını bile beceremezdim. Sanırım sevginin gücü böyle bir şeydi...

Bütün iş yükümüz bir anda sihirli bir değnekle yok olmamıştı elbette ama yapmamız gerekenleri bitirmeyi başarmıştık. Artık öğle aralarında veya ders çıkışlarında toplanıp mesaiye kalmamıza gerek kalmamıştı. Hasegawa-senpai, kendi işi henüz bitmemiş olsa bile diğer herkesin bu yükten kurtulmasına rahatlamış olmalıydı. Gerçekten de her olumsuzlukta faturayı kendine kesen tiplerdendi.

“Hey, hey! Hadi karaoke yapmaya gidelim! Uzun zamandır gitmiyorduk.”

“Harika fikir!”

Bu duyuruyla birlikte komite bugünlük dağıldı. Bundan sonrası için kültür festivali hazırlıkları nedeniyle biraz esnetilen ders aralarındaki vakitleri kullanmamız yeterli olacaktı. Son ana kadar geçici bir asistandan ziyade getir götür işlerine bakan biri gibi hissetsem de nihayetinde her şey yoluna girmişti ya, gerisi mühim değildi. Nihai hedefimize ulaşmıştık, önemli olan tek şey buydu. Başarmanın verdiği o tatmin duygusu ve rahatlama sonunda bana da sirayet edince derin bir iç çektim.

“Wataru, kusura bakma ama...”

“Ortalık toplanacak, değil mi? Her zamanki işim, merak etme. Üstelik bu sefer güzel bir amaç için.”

“Sağ ol.”

Her ne kadar asıl amaca ulaşmış olsak da, bu keşmekeşin içine dışarıdan bir organizasyonu dahil etmek zorunda kalmıştık. Özellikle Hanawa-senpai ve grubunun bundan sonraki hamleleri göz önüne alındığında, öğrenci konseyine rapor vermek ve bilgi paylaşımında bulunmak Gou-senpai ile benim görevimdi. Öylece elimizi kolumuzu sallayarak eve gidebileceğimizi zaten sanmıyordum.

“Başardık Natsukawa!”

“Evet...!”

Natsukawa ve o çocuğa doğru baktım. Bu benim için de kendi nihai hedefime ulaşmakla eşdeğerdi ama gemi henüz limana yanaşmaktan çok uzaktı. Sevinçle gemiden atlayacak kadar sağlam bir zeminim yoktu henüz. Öğrenci konseyi hâlâ bir ölüm kalım mücadelesi veriyordu. Geçmişteki iş tecrübelerim bana henüz gardımı indirmemem gerektiğini söylüyordu. Gerçi teslim tarihinden önce işleri bitirmiştik, bu saatten sonra yardım edebileceğim pek bir şey kaldığından şüpheliydim. Belki de beni serbest bırakırlardı? Biraz eğlenmeme izin verirlerdi? Oynadığım RPG oyununa geri dönmek istiyordum...

“Artık gitmeliyiz. Burada daha fazla kalırsak, onlar da kendilerini bizimle kalmak zorundaymış gibi hissedecekler.”

“Evet, haklısın.”

Her şey tamamen son bulmamış olsa da, geride kalıp dizüstü bilgisayarımın başında çalışmaya devam etmem pek şık kaçmayacaktı; o yüzden şu an için en mantıklısı mekan değiştirmekti.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.