Sonbahar Rüzgarları ve Beklenmedik Sorgu

7. Cilt bu yaz çıkıyor. Kesin bir tarih verilmedi.

“Veee bitti! Benden bu kadar beyler, bayanlar!”

“Ne, amma hızlısın Sajocchi! Birazını bize de koklat be!”

“Aynen, aynen!”

“Bedeli var ama... Ah! Üstüme kalem ucu fırlatmasana! Hey, silgimi geri ver!”

Klasik edebiyat ödevini bitirip sandalyeme yaslanmıştım ki, arkamda Natsukawa ile oturan Ashida sitem etmeye başladı. Biraz takılayım dedim ama karşılığında üzerime kalem ucu yağdı. Can yakıyorlardı açıkçası, üstelik formamın içine, sırtıma falan kaçabilirlerdi... Öte yandan Yamazaki, her zamanki haliyle cevaplarımı silmeye çalışıyordu.

Natsukawa da dahil olmak üzere, dört kişi klasik edebiyat ödevini unutmuştu. Natsukawa ödevini bizden çok daha çabuk bitirdiğinden, Ashida ile ben cevapları koparmak için ona olabildiğince sırılsıklam yaltandık ama o sadece dudak bükerek yüzünü başka yöne çevirdi. Ashida bunu görünce cık deyip hemen pes etti. Neden bilmiyorum ama sanki biraz daha zorlasak yelkenleri suya indirecekmiş gibi gelmişti. Hemen pes etmesene Ashida! Bir noktada Yamazaki de bize katıldı, benim yazdıklarımı kopyalamaya başladı. Natsukawa, "Böyle bir şey öğrenemezsiniz," diyerek bize pas vermemişti ama Yamazaki için sorun yoktu. Avada Kedavra.

“Dışarısı bayağı serinlemiş, ha?” dedi Yamazaki.

“Bu sabah biraz üşüdüm... Ceket için henüz erken ama belki bir hırka falan alsam iyi olacak,” diye yorum yaptım.

“İkiniz de ceketten doğrudan gömleğe geçtiniz sonuçta. Ben voleybol antrenmanlarında kapüşonlu giyiyorum, belki ben de bir hırka almalıyım. Aichi’ninki çok tatlı duruyordu.”

“Ö-öyle mi düşünüyorsun...?”

“Ah! Hadi aynısından alalım! Takım takılırız!”

“Şey...? Nereden aldığımı tam hatırlamıyorum.”

“Bence eteği kapatacak kadar uzun bir hırka en iyisidir.”

“Bu tamamen senin şahsi zevkin Zakiyama, kalsın. Neden kız arkadaşına giydirmiyorsun onu?”

“Şey, o çünkü... Benim bir kız arkadaşım yok.”

Böğrümüze bir yumruk... Nedense bu yorumdan ben bile hasar aldım. Ortada öyle bir durum yokken sanki varmış gibi sohbeti sürdürmek çok zalimce. Eh, Yamazaki sadece biraz bahtsız biri. İç dünyasında ise orta yaşlı bir adam yatıyor. İnsan, kızların önünde tercihlerini bu kadar belli etmemeli, cidden. Yine de eteği kapatacak kadar uzun bir hırkanın şahane duracağı konusunda ona katılıyorum. Bir kız o haldeyken çığlık atsa, herhalde cüzdanımdaki son kuruşa kadar harcardım.

Yine de sonbahar kıyafetleri, ha... Natsukawa hırka içinde feci tatlı olur. Sanırım mesajlaşma uygulamasındaki profil fotoğrafı tam da öyle bir şeydi. Onu ilk gördüğümde hemen kaydetmiş, lamine ettirmiş ve sonraki üç gün boyunca üzerine ağlamıştım... Tanrım, o zamanlar ne sapık bir heriftim. Bahsettiğimiz kişi bir idol bile değil, alt tarafı sınıf arkadaşım. Gerçi bir idol olsa da aynı derecede sapıkça olurdu.

“Bir de bir şey merak ediyorum. Biz erkek hırkalarını nereden alacağız Yamazaki?”

“Amazon, Uniqlo.”

“Tamamdır.”

Tuhaf... Hiç heyecan hissetmiyorum. Galiba mağazaları bizzat gezince keyifli oluyor bu işler. Şu kargo sisteminin bir lütuf mu yoksa külfet mi olduğuna bir türlü karar veremiyorum.

“Bu sabah hava ayazdı ama şimdi harika. Öğle yemeğini dışarıda mı yesek?”

“Ah, kulağa hoş geliyor...”

“Cidden mi? Biz de onlara katılalım mı?”

“Heeee? Çok gürültü yaparsın sen Zakiyama.”

“Bence o durum karşılıklı Ashida.”

Natsukawa’nın üzerindeki o ilk fırtına dinmiş olsa da, bir grup kız her gün onun etrafında pervaneydi. Ama beş altı kişi toplanınca ortam yine de gürültülü oluyordu. Yine de hepsi kız olduğu için Natsukawa ve Ashida bu durumdan pek şikayetçi görünmüyorlardı. Ben mi? Bu işten iyi bir koku alıyorum.

“Ama herkesi davet edersek oturacak yer kalmaz.”

“Hem de çok dikkat çekeriz.”

“Cık. Neyse, bizim grup son zamanlarda bir dağıldı zaten. Sajou’nun hangi gruba ait olduğu bile belli değil artık.”

“Grup deyip durma şuna. Sadece son zamanlarda meşguldüm, yemeği başka yerlerde yedim...”

Gerçekte, bazen Yamazaki’nin grubuyla takılırken bazen de Natsukawa ve Ashida’nın grubuna dahil oluyordum; bu anlamda hiçbir zaman belli bir gruba ait olmadım. Öte yandan, Natsukawa Tarikatı’nın sadık bir müridiydim ve her zaman öyle kalacağım. Sadece kalabalık gruplarla aram pek iyi değil, o kadar. Yemek yeme alışkanlıklarım da darmadağın zaten. Bazen yanımda beslenme çantası getiriyorum, bazen marketten bir şeyler atıştırıyorum, ertesi gün yemekhaneye gidiyorum, ondan sonraki gün ise okul kantininden bir şeyler alıyorum. Her seferinde yediğim yer de farklı, zamanı da. Ve tüm bu değişiklikler tamamen o anki ruh halime bağlı.

Dahası, kimse öğle arası için plan yapmaya pek yanaşmıyor. Kendi kafana göre tek başına yemek yemek, yapılabilecek en iyi şeylerden biri. Yine de Shirai-san veya Saitou-san’ın mahcup bir tavırla Sasaki’yi davet etmeye çalıştıklarını ne zaman görsem, her şeyi küçük kız kardeşi Yuki-chan’a yetiştirmemek için kendimi zor tutuyorum. Şükretmelisin Sasaki, hala hayattaysan benim sayemde.

“Tamamdır, benim işim bitti! Hadi eyvallah!”

“Ah, haksızlık bu Zakiyama!”

“Sadece kopyalamak için geldi, değil mi...”

Son zamanlarda bunu çok sık yapıyor ve yavaş yavaş sinirimi bozmaya başlıyor. Natsukawa’nın az önce neden bize pas vermediğini şimdi anlıyorum.

“Sorun değil, bana Aichi öğretir!”

“Dur, ben de—”

“Sajocchi... Kalsın, istemez!”

“Vay be, beni bu şekilde kırman şart mıydı?!”

Natsukawa ile yarışamayacağımı biliyorum ama neden bu kadar zalim olmak zorundaydın ki? Ben de bizzat Natsukawa’dan ders almak isterdim. Sadece yüzüne bakamıyorum o kadar.

“...Dışarıda mı yiyelim o zaman?”

“Hmmm... Sen ne dersin Sajocchi?”

“Ha? Ben bugün Ichinose-san ile yiyeceğim.”

“Ne...?”

“Efendim...?”

......Şey? Bu ikisi neden şimdi bana dik dik bakıyorlar? Bir anda böyle sessizleşmeleri korkutucu. Ichinose-san ile yemek yemem bu kadar şaşırtıcı mı? Arada sırada konuştuğumuzu biliyorlar... Okulda ilk kez birlikte yemek yiyeceğimiz doğru ama yarı zamanlı işte çalışırken vardiyalarımız çakıştığında hep beraber yerdik zaten.

“Şey... Sajocchi? Ichinose-san ile mi yiyeceksin?”

“Ha? Evet?”

“Bu... canın öyle istediği için mi?”

“Bir dakika durun, canımın istediği her kızla yemeğe çıkmıyorum tamam mı? O beni davet etti.”

Öyle zampara olacak yürek yok bende.

“Ichinose-san ile... geceleri mi konuşuyorsun?”

Şimdi sorgulama sırası Natsukawa’daydı. Daha doğrusu, beni sorguya çekiyor gibiydi. Bu durum neredeyse kendimi Natsukawa’nın erkek arkadaşıymışım gibi hissettirdi... Hehe. Ayrıca bir kız arkadaşım olsaydı başka bir kızla öğle yemeği yemezdim. Hele o kız arkadaş Natsukawa olsaydı, asla.

“Konuşmak... Şey, arada bir mesajlaşıyoruz. Genelde geceleri.”

“N-ne sıklıkla?”

“Ha? Ne demek istiyorsun?”

“Her gün mü?”

“Yok, o kadar değil... Yarı zamanlı çalıştığı günlerde işte.”

“N-ne sıklıkla?”

“N-Natsukawa...?”

“Ona cevap vermelisin Sajocchi.”

Şey, bu gergin atmosfer de neyin nesi? Tutuklanacak mıyım yoksa? Neden Ichinose-san konusunda bu kadar endişeli? Shinomiya-senpai ile konuşurken böyle bir şey hiç olmamıştı.

“Şey... haftada dört kez?”

“Heeeee?! Haftada dört kez mi mesajlaşıyorsunuz?!”

“Gah, öyle bağırmasana!”

Neyse ki Ichinose-san bizden uzakta oturuyordu, çünkü bu onun duymasını isteyeceğim bir şey değildi. O, kimi nereye davet ettiğinin başkaları tarafından bilinmesini isteyecek biri kesinlikle değil.

“Sajocchi, ne işler dönüyor burada...?! Bizim grupta neden bu kadar sessizsin diyordum, meğer başka bir kızla flört etmekle meşgulmüşsün...?!”

“Flört etmiyorduk! Genelde iş hakkında konuşuyoruz! Bana ne tür müşterilerin geldiğini, müdürün neler dediğini falan anlatıyor.”

Bu ikisinin huzuru cidden kaçmış, değil mi? Sanki hortlak görmüş gibiler. Eğer Ashida’yı kenara itebilirsem bir kaçış rotası bulabilirim—Ancak Natsukawa o yolu kapattı.

“Sen de... ona mesaj atıyor musun?”

“Ha? Ş-şey, bazen...?”

“Nelerden bahsediyorsunuz?”

“Şey... Tuhaf bir müşteri gelip gelmediğini ya da iyi olup olmadığını soruyorum.”

“Tam bir babasın! Resmen baba moduna bağlamışsın!”

“Ben onun... Belki de öyleyimdir.”

“Bundan bayağı memnun görünüyorsun ama!” diye homurdandı Ashida.

Hayır, kesinlikle yanlış yoldasınız. Sadece onu koruma isteği duyuyorum, ortada babalık falan yok. Eski kıdemlisi olarak sadece ona göz kulak olmaya çalışıyorum. Gerçi altı kez falan reenkarne olursam, bunlardan birinde onun babası olmaya itiraz etmezdim.

“Sadece endişeleniyorum... Bir nebze alıştı ama Ichinose-san’ın müşterilere servis yaptığını hayal edebiliyor musunuz?”

“...Daha dün... sen... aptal.”

“Ha? Aptal mı? Dün mü? Ne?”

“Unut gitsin.”

“Nee...”

“Seni aptal, aptal! Süper aptal Sajocchi!”

...Şey.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.