Bir Başka Gökyüzü Altında

Bütün belgeler... bitti!

Hemen ardından Komite Başkan Yardımcısı Kimura-senpai sevinçten bir çığlık atar, diğer üst sınıflar da ellerini havaya kaldırarak ona eşlik eder. Eğer önlerinde hâlâ dosya yığını olsaydı, herhalde o an odanın dört bir yanına saçılmış olurdu. Komite Başkanı Hasegawa-senpai ise gözyaşlarını tutamıyordu. Düşününce, bunca zamandır tek bir an bile dinlenmeden çalışıyordu. Başından beri ona şahit olduğum için, onun bu sevinç gözyaşlarını görmek beni de ister istemez duygulandırdı. İçimde hâlâ yapılacak başka bir şey kalmadığına inanamayan, şüphe dolu bir yan olsa da komite üyelerinin bu coşkusunu görmek sonunda durumu idrak etmemi sağladı.

Yaptık be, Natsukawa!

Evet...!

Sasaki-kun elini kaldırıp avucunu bana doğru uzattı. O kadar mutluydu ki her zamanki ağırbaşlı hali gitmiş, yerini çocuksu ve neşeli bir gülümseme almıştı. Inoue-senpai ve Ogawa-senpai’nin de yüzlerinde güller açarak birbirlerine sarıldıklarını görünce ben de mutlu oldum. Sasaki-kun’un hamlesine karşılık verdim ve çak yaptık.

Sonrasında etrafıma şöyle bir göz gezdirdim. Bazı korkutucu anlar yaşanmış olsa da şimdi tüm komite üyeleri buradaydı. İş akışını ve prosedürleri değiştirdiğimizden beri herkes çok daha pozitif ve çalışmaya istekli hale gelmişti. Özellikle de bu son kültür festivalleri olan üçüncü sınıflar... Onların sıkı çalışmamak için hiçbir bahanesi yoktu zaten.

...Ah, Wata...ru...?

Çevremi incelerken sınıfın arkasında, pek dikkat çekmek istemiyormuş gibi duran İşiguro-senpai ve Wataru’yu fark ettim. Onların da herkes gibi sevineceğini sanmıştım ama dizüstü bilgisayarlarını kollarının altına alıp sessizce sınıftan çıktılar. En azından rahatlamış görünüyorlardı ama...

Daha bitmemiş bir şeyler var. Wataru’nun yaz tatilindeki ortaokul tanıtım günlerinde yardım ederken takındığı o ciddi ifadesini hatırlıyorum. Bu olayla birlikte anladım ki Wataru’nun içinde, özellikle son birkaç haftadır iyice belirginleşen bir çalışma modu var. Her ne kadar bu herkesin ortak çabası olsa da biz birinci sınıfları asıl çekip çevirenin Wataru olduğuna eminim. Kendisine Öğrenci Konseyi’nin geçici asistanı dese de aslında ne konseyin ne de kültür festivali yürütme komitesinin bir parçası.

Üst sınıflara tekrar baktım. Hepsinin bir sebebi vardı. Sonu görünmese bile işi bırakıp gitmek gibi bir seçenekleri yoktu. Bazı ikinci sınıflar için de durum aynıydı. Bu festivalin fiyaskoyla sonuçlanmaması için güçlü bir arzu ve duygusal bir bağ hissediyorlardı. Peki ya ben? Elbette bana verilen sorumluluğu hissediyordum. Bana emanet edilen işi yarıda bırakıp kaçmak istemezdim. Ortaokuldayken, ailem o zor zamanlardan geçerken bile önümdeki soruna odaklanıp çalışmaya devam edersem her şeyin bir şekilde çözüleceğini öğrenmiştim. Ya da en azından öyle öğrendiğimi sanıyordum ama...

Endişeliydim. İşi gücü bırakan üst sınıflarımız vardı. Yani biz birinci sınıflar için de gitmek adına mükemmel bir mazeret vardı aslında. Başkan Hasegawa ya da diğer senpai'lerin buna ses çıkaracağını sanmıyorum. Benim hâlâ işime devam edip dik durabilmemin tek sebebi yalnız olmamamdı. O zamanların aksine, şimdi benimle aynı durumda olan, aynı zorlukları çeken insanlar vardı yanımda. Onlar sayesinde ayak uydurabildim.

Neden... Neden bizi peşinden sürüklemek için bu kadar çok çalışıyor? İlk başta bunu ablası için yaptığını düşünmüştüm. Kültür festivali yürütme komitesi başı sıkıştığında, bu durum Öğrenci Konseyi’ne de yansır. Öğrenciler zorlandığında genelde bir yardım eli uzatılır ama iş okul yönetimine geldiğinde, konsey her şeyi tek başına göğüslemek zorunda kalır; neden bunu daha önce fark etmedikleri sorgulanır ve azar işitirler. Ablasını bu duruma düşmekten kurtarmak için Öğrenci Konseyi’ne geçici asistanlık yapıyor, aramıza sızıp bizi gölgelerden destekliyor diye düşünmüştüm.

"Yok, öyle değil. Bunu konsey ya da senin için yapmıyorum."

Wataru aynen böyle demişti. Öyleyse... neden? Wataru’yu tanıdığım kadarıyla, komitenin kahrını çekmek için gönüllü olacak biri değil. Yine de konsey asistanı oldu ve şimdi bize yardım ediyor...? Neden ki? Belki de... özel bir sebebi yoktur? Bu tamamen ihtimal dışı değil. İlgisiz ve sinir bozucu gibi davransa da aslında akışa kapılıp giden bir kişiliği var. Ablası olmasa bile, birisi ondan yardım istese herhalde geri çevirmezdi. Bunu üzerine hiç düşünmeden, bilinçsizce yapmak tam Wataru’ya göre bir hareket.

Ama eğer bu doğruysa... o zaman bu gerçekten inanılmaz bir şey. Sırf çok çaba gerektirmediği için mi yapıyor yani? Yapabildiği için mi yaptı? Biz komite üyeleri ne yapacağımızı şaşırmıştık. Yöntemlerimizi değiştiremeyeceğimiz bir noktaya gelmiştik ve tek seçeneğimiz şimdiye kadar ne yaptıysak ona devam etmekti. Üst sınıflar bunu gayet açık bir şekilde belirtmişti. Bu öyle kolayca çözülebilecek bir sorun olmamalıydı. Konseydekilerin ve Wataru’nun bunu sıkı çalışmadan çözmelerine imkan yoktu. Durumun nedenini anlamaları ve bu çıkmazdan kurtulmanın bir yolunu bulmaları gerekiyordu. Bir süreç şarttı.

Yine de, sadece sıkı mı çalıştı? Dahası yok mu? Ben bunu yapamazdım. Sebepsiz yapamazdım. Benim bir nedene ihtiyacım vardı. Ortaokulda bu neden ailemdi. Eğer sıkı çalışmasaydım ailem paramparça olacaktı. Onlara yaslanabilirdim. Annem ve babam nazikçe gülümser, beni affederlerdi. Ama o gülümsemelerin ardındaki acıyı görebiliyordum. Eğer o zaman pes etseydim, parlak bir geleceğin beni bekleyeceğini sanmıyorum. Bu yüzden dişimi tırnağıma taktım. Canım ailem ve küçük kız kardeşim için her zamankinden daha fazla çalışabilirdim.

Bu motivasyon olmasaydı herhalde çökerdim. Babam o kadar yorgun olmasaydı, o sonsuz çalışma günlerinin üstesinden gelemezdim. Annem yarı zamanlı işlerde çalışmasaydı, ev işlerini kendi başıma yapmayı öğrenemez ve ona yardım edemezdim. Airi bütün gün neşeyle gülümseyip dursa, muhtemelen arkadaşlarımla daha çok vakit geçirirdim. Her şey güllük gülistanlık olsaydı, hiçbir şeyi dert etmez ve asla bu kadar çabalamazdım.

Ama ya... bu düşünce tarzı en başından beri yanlışsa? Derslerime güveniyorum. Airi ile her gün oynadığım için biraz olsun atletikleştim. Kıyafetlerdeki söküklerin çoğunu dikebilirim. Yemek yapmayı ve ev işlerini öğrendim. Gerektiğinde akşam yemeğini kolayca hazırlayabilirim. Ama bunlar sadece...

......

Yapabileceğim başka bir şey var mı? Şimdiye kadar kazandığım bunca yetenek... hiç işe yaradı mı? Sadece bir birinci sınıf olmanın rahatlığına sığınmadım mı? Ben hiçbir şey yapmasam bile işlerin bir şekilde çözüleceğini varsayarak... Belki üst sınıflar bir şeyler düşünür ve durumu düzeltir diye bekledim. Durumu iyileştirmek için kendi başıma yapabileceğim hiçbir şey yok muydu? Ben sadece senpai'lerini daha çok yoran işe yaramaz bir yük müydüm... Wataru bu kadar harika bir iş çıkarırken?

...kawa. Hey, Natsukawa...?

Ha...?! N-ne oldu Sasaki-kun?

Şey diyorum... bugünlük dağılıyoruz.

Ah... doğru.

Başımı kaldırdığımda herkesin dizüstü bilgisayarlarını ve eşyalarını topladığını gördüm. Düşüncelere daldığım sırada toplantı bitmişti herhalde. Doğal olarak Wataru çoktan odadan ayrılmıştı.

Şey... Natsukawa?

...Efendim? Bir şey mi oldu?

Diyorum ki, eğer vaktin varsa... bu sefer benimle futbol kulübüne gelmeye ne dersin? Hâlâ antrenman yapıyorlar.

Ha? Ama...

Bu sefer mi? Ah evet, beni en son yaz tatilindeki ortaokul tanıtım günlerinde futbol kulübüne bakmaya davet etmişti. Bu sefer komite işlerinin okul kapanana kadar süreceğini planladığım için biraz vaktim var aslında ama... Sasaki-kun’un arkasında o iki senpai'yi gördüm. Sonunda komiteye yardım etmeye karar vermiş olsalar da o olaydan beri benimle hiç muhatap olmamışlardı. Beni hâlâ sinir bozucu bir alt sınıf öğrencisi olarak görme ihtimalleri yüksekti. Onlara takılırsam ortamın tadını kaçıracakmışım gibi hissediyordum.

Senpai, Natsukawa’yı da futbol kulübüne getirebilir miyim?

Ha...?

Sanırım bu durumlara en kolay sürüklenen kişi yine benim.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.