"Bana biraz zaman verebilir misin?"
Yüz bin yenlik o malum konuşmanın ardından Natsukawa böyle deyince itiraz edemedim. Oyun oynamak ve uyumaktan başka yapacak pek bir işim yoktu ama eğer bunu isteyen oysa, elden bir şey gelmezdi.
"Hey, orada biraz kontrolümü kaybettim de..."
Ondan bu mesajı alalı bir saat geçmişti. Bir saattir Airi-chan ve erkek arkadaşı meselesini mi düşünüyordun? Ayrıca Natsukawa hakkında daha fazla şey bilmek istiyorum. Bir de şu yılda yüz bin yen kazanan lise öğrencisi meselesi var tabii. Bugünlerde her şeyden para kazanılabiliyor demek. O parayla ne kadar tapiyoka alınır kim bilir? Ben olsam bir sürü makaron alırdım. Hayırdır, liseli kız falan mıyım ben?
Ashida’nın ısrarıyla yemekten falan konuşmaya başladık; bu sırada benim yarı zamanlı iş muhabbeti açılınca Natsukawa’nın telaşlı hallerini görme fırsatım oldu.
"Sajocchi kızı ağlatmadı, değil mi?"
"Sanmam... Ama Wataru’nun uysal bir kızla konuştuğunu pek hayal edemiyorum."
"Kesin her zamanki gibi edep yoksunu bir şeyler söylemiştir~"
Kızı kesinlikle ağlatmadım. En azından bugün değil; bunun altını çizmek isterim. Gerçi güldürmedim de. Neyse, burada olmayan biri hakkında böyle konuşmam doğru mu ki? Sanki özel bilgileri sızdırıyormuşum gibi hissediyorum.
"Edep... Şey."
Ashidaaaaaa!
"Aichi öyle diyorsa öyledir! Sajocchi... Bir dakika? Okuyor mu o? Görüldü bildirimi yandı."
"Ha?"
"Hı? Hiçbir şey okuduğum yok?"
"Bal gibi de okuyorsun!"
"Hayır hayır hayır, iki kızın arasındaki sohbete dikizleyecek kadar düşmedim, o kadar edep sahibiyim herhalde? Sonuçta ben, yardım istemek için sınıfındaki iki kıza muhtaç kalmış zavallı bir çocuktan başka kimim ki? Üstelik yılda yüz bin yen bile kazanmıyorum, niye konuşuyorum ki zaten? Her neyse, gelecekte bana iyi davranın lütfen."
"Vaaay, ne kadar da sinir bozucu!"
"Y-Yine mi, o sadece şeydi...!"
"Ayrıca eminim ki Ashida-san yaz ödevlerini henüz bitirmemiştir, o yüzden derslerine engel olmak istemem~"
"Vaaaa, sinir bozucu piç!"
Farkına vardığımda odanın ortasında ayakta dikilmiş, hırsla telefonuma bir şeyler yazıyordum. Tabii ki hakkımda bu kadar şey söylenirken sessiz kalacak değildim. Gerçeklerle yüzleşmeye niyetim yok, ben bir beyefendiyim. Eğer edepsiz olsaydım, Natsukawa ile flört etmek için Ashida’yı aracı olarak kullanırdım. Şey, bir süre önceki ben bunu yapmış olabilirdi ama... Ahhh, sadece bunu düşünmek bile canımı yakıyor... Benim iğrenç biri olduğumu düşünmelerine şaşmamalı.
"W-Wataru daha çok küçük bir kardeş gibi..."
"Grrrr... D-Doğru! Sajocchi geçen sefer bana meyve suyu da ısmarlamıştı! Kız ruhundan gerçekten anlıyorsun!"
"Üzgünüm, sakinleştim. Benim hatam. Zahmet verdiğim için sağ olun. Tatmin oldum."
"Nesi var bu çocuğun ya!"
Ah, bütün hevesim kaçtı. Ya da sadece... sakinim ve savaş modunda değilim. Bir aziz gibiyim sanki. Hmm... Transa geçmiş gibi mi? İşte bu, karanlık geçmişimin yıkıcı gücü. Kendime dışarıdan bir gözle bakmak gerçekten işe yarıyor. Bir düşünür gibi hissediyorum. Gerçekte var bile olmayan karanlık bir örgütü falan düşüneyim bari.
"Haaaa... Öööğh."
Derin bir iç çekişin ardından gelen bir geğirti. Tamam, odaklanma vakti. Ortamı biraz yumuşattıktan sonra ikisiyle sohbete devam ettim. Kısa süre sonra konu tekrar yarı zamanlı işime geldi (Elbette). Bir şeyler yiyip güzelce şekerleme yaptıktan sonra zihnim çok daha berraktı.
"Eee, ne olmuş peki?"
"Canından çok sevdiği abisinin bir kız arkadaşı olmuş. Bu yüzden ondan uzaklaşmak istiyormuş. Kendi ayakları üzerinde durabilmek için de yarı zamanlı çalışmaya başlamış ve öylece istifa edememiş işte."
"Vay canına... Sana bunları anlatmasına şaşırdım."
"D-Demek bu yüzden daha önce Airi’den bahsettin..."
"Sajocchi... verdiğin örnek korkunçtu."
Biliyorum, çok teşekkür ederim.
"Mmm... demek sevgili abisinin bir sevgilisi oldu ha..."
"Airi’nin bir erkek arkadaşı olması..."
"Sonuçta ikinizin de abisi yok."
Bu iki cevap ve benim yorumumun ardından sessizlik çöktü. Sanki birimiz konunun dışındaydı ama sanırım hepimiz o kızın durumunu anlamıştık.
"Eğer senin ablacığın elinden alınsaydı sen de aynı şeyi hissederdin herhalde, değil mi Sajocchi?"
"Hiç de bile?"
"Bir kere de onay versen şaşarım zaten..."
Aksine, biri ona baksın da ben özgür kalayım diye dua edip duruyorum sürekli. Eğer flört falan etmek istiyorsanız, sırf sizin için ortamı terk ederim. Şu öğrenci konseyi haremi meselesinin ileride evlenmemi zorlaştıracağından biraz endişeleniyorum gerçi. Ama tabii ki bu konudaki listenin bir numarası... ahlak masası başkanıdır.
"Anlıyorum, yani Sajocchi’nin bunu anlamasına imkan yok."
"Gayet de anlıyorum. Edep sahibiyim ben sonuçta."
"Özür dilerim dedim ya..."
"Somurtuyor resmen..."
Ichinose-san’a nazik davranmaya çalışıyorum. Onu dinleyince içimde garip bir koruma dürtüsü uyandı. Daha önce onu sinir bozucu bulurken, şimdi bana güvenmesini istiyorum. Başka şansım var mı ki? Zihinsel olarak boynuzlandım resmen. Şimdi nasıl onun yanında olmam.
"Ama abisi elinden alındı diye... kıkır kıkır. Ne kadar tatlı biriymiş o öyle."
"Hey, bu gerçekten gülünecek bir şey mi?" diye çıkıştı Natsukawa.
"Yani, neden işi bırakıp abisiyle barışmıyor ki?"
"Belki de o malum sahneyi gözleriyle gördükten sonra yapamıyordur?" diye bir yorum bıraktım.
"Malum sahne... Ha? Malum sahne... Şu malum sahne mi yani!?"
"Malum sahne..."
Zihnimde ikisinin de kıpkırmızı olduğunu görebiliyorum. Ah, olamaz. Sakinleş be oğlum. "Malum sahne" dedim ama Ichinose-san onları sadece "o" ateşli anın içinde gördü işte... Yani, bu yeterince yıkıcı bir şey. Bir de suçsuz günahsız Bear-san-senpai’ye kin beslemeye başladım. Keşke dikkat çekecek bir özelliğim olsaydı... Belki kilo alırsam olur!? O zaman pamuk gibi bir izlenim bırakırım, değil mi!?
"...Şimdi düşününce, abisinden bağımsız olabilmek için Sajocchi’nin önünde diz çöktü, değil mi?"
"E-Evet..."
"Eğer Ai-chan, Aichi’ye karşı benzer şeyler hissetseydi..."
"Dur! Sakın söyleme! Yaşayamam ben o zaman!"
"Pardon Sajocchi."
"Bunu niye benim üzerime yıkıyorsun ki?"
Natsukawa’nın ne kadar kardeş canlısı olduğunu bile bile sakın Airi-chan konusunu açma. Lütfen Natsukawa-sama, yaşamaya devam et. Ben senin yerine ölürüm. Her halükarda, bir dereceye kadar hayal edebilsem de kendimi Ichinose-san’ın yerine koymak zor. Abisini çok sevmesi büyük bir etken ama Natsukawa ve Airi-chan’ın ilişkisi daha farklı... Natsukawa daha çok "Onu ne pahasına olursa olsun koruyacağım!" kafasında.
Ichinose-san’ı düşündüğümde ise durum sanırım daha çok "Onun sıcaklığını ve güvenini hissetmek istiyorum" gibi. Bu ne böyle, bir buçuk yıldır birlikte yaşayan bir çift falan mı?
Ayrıca, ağzımdan kaçırdım galiba... Neyse, ne Natsukawa ne de Ashida, Ichinose-san’dan bahsettiğimi bilmiyordur herhalde? Eminim ikinci dönem başlayıp aynı sınıfa döndüğümüzde, benimle pek uğraşmayacaktır zaten.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.