Dokunulmazlık Sınırı

Odadan dışarı çıktılar.

“—Dur dur dur dur bir dakika!? Bu da neydi!? Neler oluyor böyle!?”

“………”

İkisi revirin önünde kalakalmıştı. Kei sesini alçak tutmaya çalışsa da resmen çığlık atmıştı. Aika ise tek kelime dahi edemiyordu; yüzü cayır cayır yanıyor ama beyninin içi bomboş duruyordu.

“H-Hey… o güçsüzleşmiş Sajocchi hali…”

“N-Ne yapıyor o öyle…”

Sajocchi’nin o nazik ve düşünceli sözleri muhtemelen tamamen gerçekti. Her zamanki gibi olsaydı yine her zamanki şakalarından birini patlatabilirdi. Fakat ses tonuyla yüzündeki ifadeyi harmanladığında, belli ki böyle bir şeyi düşünecek dermanı bile kalmamıştı.

N-Nasıl bu hale geldi… Ben oraya öyle bir sebeple gitmemiştim ki…

Aika, bir kez daha yatağının yanına gitmek isterken buldu kendini. Neden dokunulmalarına bu kadar karşı çıktığını anlamıştı. Yine de sanki onları tamamen reddediyormuş gibi bir hisse kapılmadan edemiyordu.

“N-Ne oldu size böyle?”

““Kyaa!?””

Etrafta kimse olmadığını sandıkları için aniden gelen sesle ikisi de feryadı bastı. Sanki bir korku tünelinden geçiyormuşçasına birbirlerine sarıldılar. Ancak o an revirde işi olan tek kişilerin kendileri olmadığını hatırladılar.

“S-Shinomiya-senpai ve…”

Hafif bir şaşkınlıkla karşılarında duran kişi, disiplin kurulu başkanıydı. Hemen arkasında ise saçı başı dağılmış, nefes nefese kalmış kumral saçlı bir Senpai vardı. Sajou Kaede-san; yani Sajou Wataru’nun ablası.

“H-Hayır, biz de tam sizi bekliyorduk!”

“Ne yani, Kaede’yi de yanımda getireceğimi tahmin mi ettiniz?”

“Eh!? E-Evet! Tabii ki!”

“K-Kei.”

Aika, yakın arkadaşının daha fazla saçmalamasına seyirci kalamadı. Kei, her zamanki tavrına kıyasla bariz bir şekilde daha telaşlıydı; muhtemelen o tuhaf sessizliği bozmak için ağzına ne gelirse söylüyordu.

“……”

“Ah.”

Sonunda herkes sustu ve Wataru’nun ablası revirin kapısını açtı. Kendini açıklama gereği bile duymadığına göre acelesi olmalıydı. Shinomiya-senpai ile diğer ikisi acı bir tebessümle birbirlerine bakıp arkasından içeri girdiler. Aika, az önceki olayın tekrar yaşanmayacağını hissedince biraz rahatladı.

“………Hey.”

“………”

Wataru hâlâ pencereden dışarı bakıyordu. Ve yine, hiçbir tepki vermedi. Hiçbir açıklama alamayan ablası iyice paniğe kapılmıştı. Hemen yanındaki yuvarlak tabureye ilişti, ellerini ve bacaklarını üst üste atıp kardeşine dik dik baktı.

“…Abla?”

“Evet. Nasıl hissediyorsun?”

“…Başım ağrıyor.”

“Ateşin?”

“……Yüksek.”

“Geri zekâlı.”

Kaede, durumu sormasına rağmen karşılığında sert sözler savurmuştu. Kei bile bu diyalog karşısında nasıl bir tepki vereceğini şaşırıp kafası karışmış bir şekilde mırıldandı. Konuşmanın sadece dışarıdan görünen kısmına bakılacak olursa gerçekten korkutucuydu. Hayır, belki de sadece dürüstçe içlerinden geleni söylüyorlardı. Yine de bu atışma, Aika’nın umduğundan çok daha normal hissettirmişti. Muhtemelen “kardeş” oldukları için tuhaf bir gerçekçilik taşıyordu.

“Başını mı vurdun?”

“…Hatırlamıyorum.”

Sahi, sınıfta kapıya doğru yığılıp kalmıştı ama o an gerçekte ne olduğunu sadece kendisi biliyordu. Bu durumda “hatırlamıyorum” demesi iyiye mi işaretti yoksa kötüye mi? Mevcut hâline bakılırsa, herhangi bir şeye inanmak zordu.

“Kaede. Shindou-sensei ona baktı, iyi olması lazım.”

“…Anlıyorum.”

“Ah…”

Ablası, sıcaklığını kontrol etmek istercesine yanaklarına, boynuna ve ellerine dokundu. Üstelik Shinomiya-senpai de buna katılarak elini onun alnına koydu. Wataru ise özel bir şey söylemeden öylece durmuş, ne yapıyorlarsa yapmalarına izin veriyordu.

“—Hastalığı size bulaştırmak istemiyorum.”

Bu tavrını az önceki sözleriyle kıyaslayınca, acaba Senpai’lerini o kadar da umursamıyor mu demekti? Fakat tepkisine bakılırsa “hiç umurunda değilmiş” gibi de görünmüyordu.

Bizim aksimize… Onlara izin mi veriyor…?

“Çok soğuk…”

“!”

Yüz hatları biraz gevşedi; belli ki şu an daha rahat hissediyordu. Bir an için sanki “her zamanki o” geri dönmüş gibiydi. Aika bu durum karşısında şüpheye düşmekten kendini alamadı.

“Ne o, yandın mı?”

“…Biraz…”

“O zaman sana soğuk bir şeyler alayım. Enerji içeceği işini görür.”

“Ben de annemi arayayım. Muhtemelen henüz ona haber vermemiştir.”

“……”

Olaylar ilerliyordu. Wataru bunları istediğini söylememişti ama yapılanların yanlış olduğunu da ima etmiyordu. Karşılık olarak gözlerini yumdu ve başını yastığa koydu. Aika ona daha yakından baktığında, az öncesine kıyasla çok daha huzurlu görünüyordu. Sanki artık onun için endişelenmelerine gerek olmadığını kanıtlar gibiydi.

—Bu durum, Aika’yı içten içe huzursuz etti.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.