O zamandan beri bir hafta geçti. Ben de günlerimi kimseye zararı dokunmadan, sessiz sedasız geçiriyordum. Natsukawa ile arama da uygun bir mesafe koyduğuma emindim. Gerçi, duygusal mesafemiz daha da açılmış olabilirdi. Bu sayede öğretmenlerin çoğu, Natsukawa Aika'ya körü körüne aşık, çılgın palyaço olduğumu unutmuştu. Yani, onu hâlâ seviyorum.
Sınıfımdaki öğrenciler bazen bir şey olup olmadığını sormaya gelirlerdi ama ben umursamaz bir tavırla geçiştirirdim. Anlatsam da anlayacaklarını sanmıyorum…
Kendi çapımda rahat bir günlük yaşam kurmaya çalıştım ve bunu bir nebze başardım da, ta ki beklenmedik bir misafir çıkagelene kadar.
***
"Hey, Sajou-kun sen misin?"
İnanılmaz bir gelişme. Yerime vardığımda, gülümseyen bir kız yanıma gelip benimle konuşmaya başladı. Açık kahverengi saçları vardı, yumuşak ve pofuduk bir hava veriyordu ama kesinlikle bir gal değildi. Sanki sabah televizyon programlarında kozmetik ürünleri tavsiye eden tiplerdendi. Kısacası, sevimliydi.
"Yanlış kişiye mi geldin?"
"Ahaha, sanmıyorum."
Emin olduğuna göre neden sordun ki… Kesinlikle bir amaçla benimle konuşuyordu… İnsanların takındığı maskelerin ardını görecek bir becerim yoktu ama bu, zerre oynamayan gülümsemesiyle bir şeylerin yanlış olduğunu hissetmeden edemedim.
"Beni bulduğun için tebrikler. Ben tek ve eşsiz, emsalsiz Sajou Wataru."
"Ehh? Anlamadım ki~"
"Peki o zaman. Hangi sınıftansın?"
Girişi bitirdikten sonra asıl konuya geçtim ve kartlarını açmasını sağladım. Kim olduğunu sormak biraz fazla agresif kaçabilirdi, bu yüzden sınıfını sordum. Buna ek olarak kendini de tanıtacağına bahse giriyordum.
"Ah, beni tanımıyorsun demek? Ben yan sınıftan Aizawa Rena! Üç ölçümü de öğrenmek ister misin?"
"Ah, hayır."
…Bu tehlikeliydi… Sormadığım bilgileri eklemek üzereydi. Buna mı 'özgüvenli olmak' diyorlar? O kadar da büyük değillerdi… Ama fena da sayılmazdı. Belki de ben her zaman ayrım yapmayan bir centilmendim. Boyutun ne olursa olsun, bana uyar.
"Özgüvenin tavan yapmış, ha? O zaman dürüst olayım, sevimli Aizawa-san benden ne istiyor?"
"Sevimli mi? Yüzüm kızardı resmen… Şey, daha önce 'SimCat' aldığını gördüm!"
"Eh, gerçekten mi?"
Anlaşılan ortaokuldan beri okuduğum serinin tüm yeni çıkanlarını alırken beni görmüş. Birinin beni görmesi umurumda değildi ama hafta sonundan hemen önce epey bir miktar olduğu için biraz utanmıştım. Evet, arkadaşlarımla eğlenmiyordum, bir sorun mu var bunda!?
"Aslında ben de o seriyi severim… Gerçi, yaptıkları o canlı çekim uyarlamasından nefret ediyorum!"
"B-bunu tamamen anlıyorum…!"
Nasıl hissettiğini anlayabiliyorum. Birçok kişinin de aynı fikirde olduğunu duymuştum. Yeterince insan bulursam, 'SimCat'in başrolü gibi giyinip canlı çekim uyarlamasını protesto edeceğim. Dur bir dakika, o zaman ben de canlı çekim uyarlaması yapmış olurum.
"Etrafımdaki başka insanların da sevebileceğini düşündüm, o yüzden sana seslendim!"
"En sevdiğin yan karakter kim?"
"Sakuya'nın on yıldır beslediği kedi, Kuu-chan!"
"Hmm, geçer not."
Bu, başrol kadın Sakuya'nın neredeyse on yıldır beslediği kedinin adıydı. Başrol kadın tarafından "Küçüklüğümüzden beri birlikteyiz" diye tanıtıldığında, başrol erkeğin "Ha? Eh?" demesi çok komikti. Aslında gelecekten gelmiş, konuşabilen, kendini bir kaplanın çocuğu sanan kedi şeklinde bir yapay zekâydı. O kadar küçük olmasına rağmen aslında derin bir karakteri vardı.
"Yan sınıfta ruh ikizim olduğunu düşünmek…"
"Ben de aynı şeyi hissediyorum. Zevkler konusunda bayağı ayrışan bir şey gibi duruyor~"
"Öyle görünüyor."
"Ah! Ders başlayacak! Sonra görüşürüz~!"
"E-evet, sonra."
İlgimi uyandırıp konuşma isteğimi kamçıladıktan sonra Aizawa, gelip geçen bir fırtına gibi ayrıldı. Ne kadar da enerjikti… Bir an için, bir şeyler planladığını bile düşündüm. Bu tür kızların aşırı hesapçı olduğunu hayal etmekten kendimi alamıyorum.
***
—Ah…
Etrafımdakilerin bana tutkulu gözlerle baktığını fark ettim. Kötü bir alışkanlıkla, tam da Natsukawa'nın oturduğu soluma doğru göz ucuyla baktım.
"Hıh."
"Eh…"
Çılgın bir hızla bakışlarını kaçırdı. Demek ki her şeyi başından sonuna kadar görmüştü. Birkaç gün öncesine kadar (tek taraflı da olsa) onca zaman onunla vakit geçirdiğim gerçeği yüzünden, aniden başka bir kızla, üstelik bu kadar enerjik ve samimi bir şekilde onun önünde konuşmak beni biraz suçlu hissettirdi. Gerçi, bırak sevgili olmayı, Natsukawa ile arkadaş bile değiliz… Doğru ya, Natsukawa Aika herkesin kızı! (Hiçbir koşulda ona dokunulmaz!)
O kadarını düşününce, kendimi daha mutlu buldum. Böyle sevimli ve arkadaş canlısı bir kızla konuştuktan sonra mutlu olmayan ve soğukkanlılığını koruyabilen bir erkek yoktur. Buna kefil olabilirim…!
Erkekler gerçekten de aptal.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.